http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment16
Segment Synopsis: Valla ben Silvan’da doğdum. Altı aylık olduğumda Diyarbakır’a göç etmişler ailem. Annem babamla, amcalarım vardı, öyle bir ortamda büyüdüm. Yedi kardeştik. Ben okumadım, okutmadılar kız olduğum için. Diğerleri ilkokulu Diyarbakır’da okudu, erkekler. Sonra buraya Tıbrevank’a işte geldiler. Ortaokul ve liseyi burada okudular. Artık sonradan zaten herkes hayatını çizdi bir yola gitti.
Silvan’da biraz tatsızlıklar olmuş, ondan sonra, öyle barınamamışlar açıkçası, Diyarbakır’a göç etmişler. İstemediler orada barınmalarını. Diyarbakır’da, orada büyüdüm, evlendim. Üç çocuğum vardı, İstanbul’a göç ettik. Kardeşlerimle, üç erkek kardeşim İstanbul’a erken geldi. Orhan da üçüncü sınıfa, ilkokul üçüncü sınıfa gidiyordu. Ben evlendim, oradan ayrıldım, zaten iki sene sonra da Orhan burada geldi okumaya. Orhan’la iki kardeşim, onun iki küçüğü geldiler Tıbrevank’ta okudular.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment104
Segment Synopsis: Valla onun hakkında neler söyleyeyim, istekleri olsaydı öyle bir beyin, bir davranış burada kabullenseydi zaten güzel şeyler olacaktı ama işte yok ettiler o insanları. Biz de onunla öyle sürüklenip gidiyoruz, buralara kadar geldik. E Orhan’ı burada da görmedim. Ben İstanbul’a geldim, yerleştim Orhan yakalandı, cezaevine götürdüler. Bana geldi o gün beşte, böyle morali çok bozuktu. Ondan sonra, otobüsle İzmir’e gidecekmiş. O vaktini doldurdu, otobüs saati gelince gitti. Sonra haber aldık ki, yakalanmış İzmir’de.
Bizim onunla ilişkilerimiz güzeldi ama siyasette olduğunu bilmiyorduk. Bildikten sonra da çok saygı duyduk. Öyle bir kargaşamız olmadı. Daha da ona bağımlı kaldık. Yani hep onu sevdik, ettik, elimizden geleni karşıladık. Yani öyle korkak davranmadık veya ona karşı hiç gelmedik.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment176
Segment Synopsis: İki tanesi vardı. O da İsveç’e gittiler. Bir kız kardeşim vardı. O da Fransa’ya gitti sonra Almanya’da falan filan. En son İsveç’e göç etti.
Orhan hiçbir şey söylemedi. Hiçbir ipucu vermedi. Hep onu okul okuyor, işte arkadaşlarıyla kalıyor, öyle biliyorduk. Gelirdi, yemek falan yapardık, işte sevdiği içli köfte falan. Doldururdu arkadaşlarımız çok seviyor diye. Öyle. Tanıştığımız arkadaşları da ben yoktum zaten burada. Anneme gelir yatardılar bir iki gece giderdiler. Yani çok bağımlı kaldık. İhtiyaçlarını temin ederdi annem. Yemek verirdi, üstlerini başlarını yıkardı. Valla, annem terzilik yapıyordu Etiler’de kiracıydı, ondan sonra, ben de Kurtuluş’ta oturuyordum. Kocam yeni bir iş açmıştı, beraber gidip geliyorduk. Öyle esnaf hayatı. Üç tane çocuğum vardı. İşte ben evde yoktum, anahtar vardı onlarda, gelirdiler. Pişirdiğim yemekleri arkadaşlarıyla Orhan onları yerdi giderdi, öyle yani. Şimdi insan ne olduğunu bilmeyince öyle basit geçiştiriyorduk o zaman. Bilseydik çok şey aklımızda tutacaktık.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment270
Segment Synopsis: Ya ona göre bize okuldayım diyordu ama devam etmiyordu, siyasetle uğraşıyordu. Yakalanınca cezaevine girdi. Görüşe gittik. Annem her ay giderdi işte ihtiyaçlarını götürürdü, sevdiği yemekleri götürürdü. Ben bir defa gittim, ondan sonra iki seneye yakın oldu kaçırdılar. Diş doktoruna götürdüler. Oradan, kaçırdılar cezaevinden. Sonra öyle bir haber aldık radyo televizyondan. Ondan sonra görüşmedik. Buca Cezaevi’ne.
Valla akşam otobüse biniyorduk, sabah inip görüş saati görüşe gidiyorduk. Akşam tekrar işte bir parkta bir iki saat oturup otobüse binip geliyorduk. Orada diyaloğu çok güzeldi gardiyanlarla filan. Götürdüğümüz eşyalar yasak olsa bile gardiyanlar onu sevdiği için hepsini onlara veriyorduk, gardiyanlar sonra kardeşime iletiyordu. Ortam çok güzeldi, yani o zamanki ortamları. Arkadaşları vardı.
Oradaki zorluklar işte işkenceler vardı. Ayaklarında, mesela şeye, cezaevine götürüldüğünde prangalar vardı, zincirler vardı. Çok zor şartlar altında gidiyordu, onları görürdük yani. Ya şimdi cezaevine gidince tabi ki Askeriye’ydi o zaman, daha çok Askeriye ilgileniyordu. İçerdeki gardiyanlar ayrı, yani koğuştaki gardiyanlar başka davranıyordu onlara. Bize davranışı, gidiyorduk görüşüyorduk öyle bir sıkıntımız olmuyordu başımızda herhangi birisi falan filan olmuyordu.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment382
Segment Synopsis: İşte TİKKO örgütünden dolayı suçlanıyordu. Tabi yargıları devam ediyordu ama kaçırıldıktan sonra yargılar da bitti. Zaten orada da iki seneye yakın vuruldu Karakoçan’da. Ben cenazeye gittim. Cenazeyi alamadım, vermediler.
Sonrasında ne oldu, bize bir rapor imzalattılar. İşte sahipsizdir, kimsesi yoktur, kimse sahip çıkmadı, onun için kimsesizler mezarlığına gömüldü dediler. Öyle deyince işte parti arkadaşları da onu şey yaptı yani biraz dokundu onlara, mezardan kaçırdılar. Başka mezara gömdüler. Onun istediği bir yer varmış. Orayı da kabul etmediler. Sekiz defa mezar değiştirdi yani. Bütün dağlarda mezarı var. Açıp açıp kapattılar.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment452
Segment Synopsis: Şimdi, açıkçası desem mezarda yok. Mezarlarını değiştirdiler. Yine ben gittim Nazimiye’dedir mezarı ama toplu mezar yaptılar şehit mezarı diye, onu oraya taşıdılar en son. Orada da mezarı yapıldı işte arkadaşları tarafından falan filan, yine yıktılar, yine kırdılar ondan sonra bir türlü barındıramadılar yani onu. Zaten bir defa şeyden, mezardan çıkardılar ilk öldüğünde hatta hatta açıkçası kafasıyla top oynadılar askerler. Sonra yine bir askerin biri gizli o kafayı buldu götürdü toprağa gömdü. Çok uzun hikâyeler ama bilmediğimiz çok şeyler var. Ondan sonra, bir daha açtılar kemiklerini dereye atsınlar, bizim duyduğumuza göre birisi atmak istemiş öbürü yok demiş kemiklerden ne istiyorsun, toplayıp başka bir mezara… Velhasıl mezarı öyle duruyor işte bir, yani çok açtılar, kapattılar mezarda zannetmem olsun ama var, yine de var, mezarı var yani, yok demiyorum.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment542
Segment Synopsis: Yok, görmedik. Bir defa geldi Hrant’la bir yere gideceklerdi o da yanlış bir, sorun oldu. Ondan sonra geldi bende bir gece kaldı sabah erken alıp gittiler. Bir tek öyle gördüm. Son görüşmemiz, sevindim. Ben yemek yaptım yesin diye, öyle bir ortam işte. Odaya kapandı, çocuklara göstermemek istedik, öyle hani çocukturlar bir şey konuşurlar diye, gizli kapalı bir şey işte çocuklardan dolayı onunla pek oturmadım. Ama bazı şeyleri de konuşuyordum onunla. Yapma, etme, bir şey yapamazsınız, bu, ne bileyim. Ona saygı duyduk hep.
Mezarına ben gittiğimde çok zorluk çektim çünkü bizi gözaltında mezarlığa falan götürdüler. Orada ifadeler alındı. Askerlerin şeyi altında, yani çok tedbir aldılar. İşte sırtımıza otomatik silahla, niye dedim bunu yapıyorsunuz, sizi koruyoruz dedi. Biz korumazsak örgütten birisi sizi vurur falan, sorumluluk istemiyoruz. E çok direndim, işte biz Ermeniyiz, onu götürüp kendi mezarımıza gömeceğiz falan filan, olmadı işte. Yani üç gün silahlarla, otomatik silahlarla karakolları dolaştık dolaştık geriye evimize geldik.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment647
Segment Synopsis: Çok ufak, o zaman Demokrat Gazetesi vardı, ufak bir yazı vardı. Onu Hrant getirdi bize, o bize açıklamasını yaptı. Hemen beni işte hazırladılar otobüs falan ayarladılar, gittim hiç durmadım. Gittim karakola işte böyle böyle bir iş için geldik. Cenazemiz var falan filan. Orada artık bizi uğraştırdılar üç gün. Efendim nereden gelmiş, nereye gitmiş haberiniz var mıydı böyle bir şey yaptığını, işte bu çok kötü bir adamdır, vurulduğu zaman çok hava bulut sıkıcı bir havaydı, polisler işte her şey bitti sen bize anlat ne yaptığını falan filan. Ben dedim ne gördüm ne de biliyorum dedim. Yani benden laf alamadılar. Yolculuk sırasında da polis arabasında gittik, otobüsten aldılar beni. Öyle dolaştık beraber. Hep soru soru soru, neyse atlattık onu.
Gittim mezarını açtım. Ben onlara dedim benim görmem lazım, belki oyun yapıyorsunuz kardeşim değil. Mezarı açtırdım onu gördüm, ondan sonra formalite için dua ettim mezarın başında. Ondan sonra orda bütün soruşturmaları yaptılar. İşte neye geldiniz, kaç kardeşsiniz, ondan sonra hepsini onlar geri bana anlattı. Orhan dedi, çok iyi bir militandı, dedi. Hiçbir gün bir lira örgütten para yemedi. Üç gün aç gezerdi dedi bir parça ekmek alıp yemezdi örgütün parasıyla. Polis hepsini artık, başında hani beklemişler ya ilk bir hafta, on beş gün yakalandığı zaman, o polislere bütün durumu anlatmış. Bu defa polisler onu bize anlattı.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment766
Segment Synopsis: Sonra tutukladılar. İşte eli yaralıydı zaten yarasını tedavi etmediler, el sakat kaldı. Karakoçan’da Mazlum Doğan’ın babasının evinin önünde vurulmuş. Onlar da bilmemiş ki Orhan vurulmuş, polisler yine demiş birisinin canını yakacak bütün ışıkları söndürmüşler ki kaçsın militan, ama sonra sabah kalkmışlar ki Orhan vurulmuş. O zaman işte herkes üzüntü içinde yas tutmuşlar falan filan.
Ya biz ikna olduk onlar dedi Orhan vurulmuş. Biz inanmadık, parti inanmadı. Örgüt dedi, her an bir oyun yaparlar dedi. Mezarı açıp görelim dedi kesin o mudur değil midir, onun için mezarı gittim açtırdım.
Sıkıyönetimdi. En son bana çok direndiğim için komutan dedi ki, ben dedi şimdi bunu sana verirsem binlerce insan yürüyüş yapsa, cenazede ölse bu sorumluluğu üzerine alırsan dedi vereyim. Beni zor şartlarla şey yaptılar. Ama dedi sen eğer üstlenmiyorsan ben bu cenazeyi veremem. Binlerce insan sokağa dökülecek dedi, insanlar vurulup ölecek dedi, ben de mesuliyet kabul etmiyorum, öyle geldim.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment856
Segment Synopsis: Kimsesiz mezarlığına gömmüştüler. Ben mezarı açtım, kapattım zaten biz İstanbul’a geldik, gazeteler yazdı Orhan Bakır’ın cenazesine kimse sahip çıkmadığı için, onu kimsesizler mezarlığına gömdüler. O zaman parti gitti mezardan çıkardı işte onu yine güzelcene gömdüler, işte orayı da gitti bu sefer askeriye açtı. Dediler otopsi yapmışlar kafasında ne beyin var diye. Zaten parçalamıştılar şeyle, otopsiyle. Göğsünü falan hepsini açmıştılar, sonra beynini kafasını işte incelemiştiler, öyle şeyler. Ama ben mezarı açtım üç günlüktü, hiç sanki ölmemiş, gülümsemiş. Ondan sonra alnından da yakından vurmuştular. Silahı yani, kafasına dayayıp vurmuştular, alnı açıktı. İşte partinin taşıdığı yeri yine açtılar, yine açtılar, yine köylüler sürekli o mezarı korumaya çalıştı.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment932
Segment Synopsis: Arkadaşlarıyla görüşüyordum. Herkesle iç içeydik. Biz öyle tek kalmadık ki. Bütün arkadaşlarıyla arkadaş olduk biz. Valla kardeşimi çok görmedim. Diyorum ya, üçüncü sınıfa gitti ben evlendim gittim, iki sene sonra o İstanbul’a geldi. Ben İstanbul’a geldim bu defa o yakalandı. Yine tam görüşemedik. Ama sessizdi, saygılıydı, konuşmazdı, kimseyi incitmezdi. Mesela annem Etiler’de oturuyordu, evi sobalıydı. Hiçbir ipucu vermezdi ki. Nereye gitseydin Orhan derdiler ama onda hiçbir şey görmüyorduk, çok sessiz bir çocuk görüyorduk. Kömür getirmişler işte anneme demiş onlara yemek ver, evde ne kadar pantolon, eski şeyler varsa ver demiş onlara. Neyse sonra bunlar sokağı süpürmüş, annem de demiş ki, ya Orhan demiş bu işçiler ne kadar iyiymiş, böyle bir işçi görmedim. Gelip sokağı süpürdüler, bırakmadılar, ben hiçbir şey yapamadım yani hepsini onlar yaptı. E anne demiş seni saymışlar ondan, yaşlıymışsın, öyle konuşmalar yapıyordu.
Komşuları bile, o yakalandı, annemin evi askeri cemse ile geldi askerler komutanlar üç cemse asker geldi. O örgüt evi zannettiler. Bütün merdivenlerin başında otomatik silahlarla durdular askerler. Ondan sonra, annem evde yoktu. Kız kardeşim vardı, evi arama yaptılar falan filan. Sonra komşusu çıkmış, alt komşusu siz demiş niye evi aradınız, biz demiş işte kimseyi aramıyoruz, Orhan’ı arıyoruz. Bak, demiş o iyi bir çocuktur. Tutanak tutmuşlar komşulardan. Biz onlardan hiçbir zarar görmedik, bu çocuk da öyle bir iş yapmaz, öyle bir örgüte katılmaz siz yanlış arama yapıyorsunuz. Yani tutanaklar güzel gitti.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment1070
Segment Synopsis: Valla Ermeni toplumundan ben çok uzaklaştım. İşte sanki bizi suçluyorlar. Hiç kimseyle görüşmek istemedim. Zaten bizim ailemiz çok dine bağımlı bir insan değildi. Babamız, annemiz öyle kiliseye falan sık sık gitmezdik yani. Hemen hemen hiç gitmezdik. Ondan sonra, ne bileyim yani zor şeyler. Sonra ne oldu? Herkes, isteyen kötü konuştu, isteyen güzel konuştu öyle geçiştiriyorduk yani. O zaman böyle açık değildi. Siyasilerin sayesinde, siyasetçilerin sayesinde çok şey öğrendiler ama hiçbir şey yapmadılar. Herkes bir tuhaf bu Türkiye’de. Herkes sevdi, saydı, biliyorlar ne olduğunu ama hiç kimse sahip çıkmıyor. Bizi, Orhan’ın işte böyle gidip kötü şeyler yaptığını diyordular. Banka soymuş diyordular. Onun ne işi vardır partiyle, onun ne işi var, biz Hıristiyanız. Hıristiyanların öyle bir ilişkisi olmaması lazım. Okula mı gitmiş, savaşa mı gitmiş, böyle çirkin çirkin konuşmalar. Tabi bize dokunuyordu. Biz de hemen onu savunuyorduk yani.
Çok cemaatle ilişkimiz yoktu. Annem ancak kendi çevresindeki insanlarla, komşularıyla diyalogu vardı. Biz öyle illa Hıristiyanlık falan şey etmiyorduk, kim insansa seviyorsa onunla şey yapıyorduk, görüşüyorduk. İnsan seçmedik biz yani, o Müslümandır gelmesin, bilmiyorum, biz öyle hiçbir şeyimizi saklı tutmadık. Mesela Etiler’de kimi Hıristiyanlar vardı, papazı evine istemezdi, hani bayramlarda gidince. Yumurta yapsa gizli yapıyordu. Kendi kendilerini Hıristiyan saymıyordu. E annem dağıtınca komşulara, komşular seviniyordu. Ondan sonra, e sen nasıl böyle yapıyorsun. Ya ne var yani kimse silahı dayayıp seni öldürmeyecek ki, komşu yani. Biz öyle açıklamadık. Orhan’a da hiçbir şikâyetimiz olmadı, tamamen hepimiz onu desteklemiş gibi bir şey oldu yani. Hepimiz üzülüyorduk ona.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment1231
Segment Synopsis: Bilmiyorum. Ben Diyarbakır’daydım. Hrant’la lise okulunda bir Diyarbakır’ı ziyaretine geldiler. Varto’dan çocukları topladılar ama bize öyle bir şey demediler. Dediler ki patrikhane bizi görevlendirmiş. Biz gelmişiz bu çocuklar okuma yazma bilmiyorlar. Ailelerin de durumu iyi değil. Biz bu çocukları İstanbul’a götürmeye geldik. İşte şeftali aldılar, domates almıştılar kasalarla. Sonra ben de dedim Orhan bu çocukları nasıl idare edeceksiniz? Çocukları görmedim ben. İşte dedi otobüste otuz kırk tane vardır. Ben de yardımcı oldum. O eşyaları paketledik falan. Geldi götürdü. Sonra çocukları buraya getirdi, biz de sevindik işte çocuklarla ilgileniyorlar, kurtarıyorlar, okutuyorlar.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment1295
Segment Synopsis: Babam kaybolmuştu. Annem çocuklara bakıyordu. Babam İstanbul’a geldi, geri dönmedi. Ya onu da devlet öldürdü işte, ne bileyim. Babamın dayısı da devrimciymiş. Şimdi şimdi düşünüyorum, benim babaannem çok soykırımı anlatırdı ve kardeşi çok akıllıymış, kanserden ölmüş, daha babam bekârmış. Babam da çok akıllıydı, öyle konuşkan, yani mücadele eden, birisinin işi devlete düşerse gidip koruyup alıp getirmek falan, sonra bizi çok eğitirdi insanlıkla. Hep insanlıkla, küfür etmeyin insanlara. Sonra Diyarbakır’da da çok babam, onlar zorluk çekti. Sürekli Müslümanlar, gâvursunuz, dükkâna saldırırdılar, kavga, dövüş öyle bir hayat geldi. Sonra babam İstanbul’a geldi işte mal alacaktı dükkâna İstanbul’dan dönüşünde bir daha dönmedi. Biz de ticaretle uğraşıyordu, İskenderun’da falan filan. Her yerde çalışırdı, görüşürdü ama bizi çok öğütlerdi, çok akıllı bir insandı Orhan gibi. Sonra adam gelmedi, biz dedik bir yere takılmış, herhalde gelir. Ya işi çıkmış, geliş o geliş bir daha gelmedi. Annem de çocuklar Tıbrevank’a gelince o da geldi buraya çocuklarıyla kaldı işte. E üç kardeşim zaten, kız kardeşimle küçük erkek kardeşim, onlar da devrimciydi. Bir süre kız kardeşim burada devrimcilik yaptı. Bir kocası oldu o da öldürüldü polis tarafından. Zaten Orhan yakalandığı zaman o kız kardeşimle küçük kardeşimi de yakaladılar. Epey bir kaldılar iki üç gün yani içeride. Onları bıraktılar, sonra kız kardeşim bir devrimciyle evden gitti ve evlendi. Onu da bilmedik, sonra duyduk yani. Hep gizli tutuyordular. Sonra, o da iyi bir insanmış, işte bir polisi daha doğrusu gitmişler vurmaya bu defa onu vurmuşlar. Duvarın üzerinden atlayınca polis vurmuş kız kardeşimin kocasını. O da öyle öldü. O kız kardeşim Almanya’da da gitti yürüyüşlere katıldı, altı ay da Almanya’da cezaevinde kaldı. Babamın ismi Can, Can’dı. O kadar insanlara yardım ederdi, severdi, şey yapardı, onun adını demişler işçiler, hamallar vardı eşya dükkâna götürüp getiren, Diyarbakır’da hamal derdik. Sen demişler ağa olman lazımdı. Ağa Can diyorlar sevdiklerinden yani Ağa’yı ilave etmiştiler. Babamın adı Can’dır.
E çocukları nasıl etkilesin, yavaş yavaş alıştık. Hani önce gelir falan dedik. Bir yere takılmış. E biraz aramalar yapıldı. Bir tane Diyarbakır’da bir papaz vardı o babamı çok seviyordu. Ankara Radyosu vardı o zaman bir zamanlar. Polis yayını yapıyordu. Oradan onu polis yayınına verdi, bulunamadı.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment1519
Segment Synopsis: Çıldırdık. Ne yaptık, sokaklarda sabahlara kadar kapıları bekledik. Ne oldu? Şimdiye kadar öyleyiz, ne diyelim. Her gün ölen var çıldırıyoruz, ne yapacaksın? Bizim de sinirimiz bozuk, ne bileyim. Bir moralimiz bozuk. Yani hayat yok oluyor onlarla diyalog kurduğun zaman. Hep içim buruk. Ne bileyim mesela herkes çocuğunun doğum gününü yapar sevinir eder, bana öyle şeyler çok zor geliyor. Çok sıkıcı geliyor. Yani hayat çok kötü oluyor. Hiç huzurun kalmıyor. Bir de hani bir de defalık olup bitse, arkası gelmiyor. Bu Mayıs ayı kaç kişinin ölümü, yarın 18’dir, İbrahim Kaypakkaya’nın ölüm yıldönümü. Ne bileyim öyle herkes, hala hepsiyle görüşüyorum, mesela Mazlum Doğan’ın ablasıyla, güzel insanlarla çok görüşüyorum ve o otuz kırk yıldır da devam ediyorum. Hiç değiştirmedik arkadaşlarımızı.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment1598
Segment Synopsis: Türkiye cehennem olmuş. Cehennem yaşamak isteyen gelsin burada yaşasın. Çok berbat bir şey. Millet paranın peşine ne bulduysa zengin olayım diyor. Ve hiç, ne, bir şey hatırlamıyorlar yani varlık yokluk, bir şeyin kayboluşu, bir tarihin, bir, hiçbir şeyi, hatta yalnız işte köpek sevgisi aşılamışlar, kedi sevgisi insanlara ama çiftçi, o, bu, inek, çöl, yaban, ot hiçbir şey akıllarına gelmiyor.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment1640
Segment Synopsis: Çok! Yüz seneler alır. Yüz sene oldu az değil, biliyorsun. Ben on sekiz yaşındaydım, Deniz Gezmiş’le yanıp tutuştuk, sonra kardeşim ortaya çıktı, ondan sonra hiç kopamadık. Yani biz ailece saydık, öyle bir sıkıntımız olmadı, korkularımız çok oldu bizim mesela eviyle dükkânımızı iki sene gözaltında tuttu devlet Orhan’ın ölümünde. Herkes bize geliyordu, benim kocam sakindi biraz, kiliseciydi, kiliseye giderdi. Karşıda işte o, bu usta ne yapmışsınız bu kadar polisler size e şey ediyor, gözaltında tutuyor kahvede falan oturuyorlar bize haber ver. O da diyordu, ben ne yapmışım buradayım gelsinler, ben buradayım. Öyle bir boş laflar yani. Ne yapacaksın? Zaten herkes ne olduğunu biliyor. Nasıl yaşadığını da biliyor ama işte insan dile getirirse güzeldir. Benim biraz çok yoğun bir yaşamam geçti, çok felaket yoğun. Onun için hiçbir şeyi aklımda tutamadım, not edemedim. Hem sağ olsun devrimcilerim çoktu. Hem ailem dışarıdan gelirdiler, sülale bende yazın kalırdılar, ne yaptığımı, nereye parçalandığımı bilmezdim. Şimdi diyorum keşke hiçbirisini eve almasaydım böyle şeylerle kafamı yorsaydım. Yaptığımı yaptım ama kafamda bir şey kalmadı. Not almak lazım.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment1751
Segment Synopsis: İyi bir şey yapamadılar çünkü çok dağınık topladılar, şey, İsveç’e gittiler, buraya geldiler, yani zor, onların da işi zor. Çok iyi bir belgesel olmamıştı ama yaptılar. Zaten o belgeseli de verdiklerinde kart falan bastılar işte herkes gitsin, devlet yasak koydu. Sonra bir düğün salonunda gizli yaptık, kendi aramızda yaptılar. Duyan duydu, giden gitti, öyle geçti gitti yani. Kimse pek şey yapamadı, açık açık gösteremedi. Zaten belgeselde de bir şey yoktu ama yine de yasakladı devlet.
E tabi ya, şimdi Orhan’la ilgili hiç kimse bir açıklama yapmıyor. Mesela Mayıs ayı işte bütün ölenlerin, şehitlerin ayıdır. Herkesin resmi falan var ama yalnız bir yazı yazmış bir arkadaş o kadar. Kimse resmini falan hiç şeye koyamıyor. Mesela telefonumda var bütün Deniz Gezmiş’in, bu ayda ölenlerin hepsinin var. Ama arkadaşlar geliyor, görüşüyoruz ama hiçbir şey, işte Hrant, Agos’ta yazdı birkaç kez kısa kısa. Ondan başka öyle bir, bir iki kitap yazıldı, o da fena değil. Zaten onun zaman zaman adı geçiyor, kitap ona ait değil, bütün kitap. Adını araya koymuşlar, öyle. Kapattılar, bütün dernekleri. Mesela onun bunun. Şimdi en güçlüsü Kürtlerdi, Selahattin Demirtaş’tı, HDP’ydi. Onu da şimdi böldüler. Öyle bölüne bölüne zayıf kaldı yani çalışmalar. Hiç kimse işini yapamıyor ki, Türkiye’de. E ben de bilmiyorum artık gerçekten korkuyorlar mı, unutmuş desem unutmamışlar, herkes anıyor. Ama hiç, ben de o aklımdan geçiyor yani hiç öyle yazısı falan filan yok yani.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=hediye-bakmaz.xml#segment1893
Segment Synopsis: Benim ailemle ilgili yalnız değil, bütün halkın isteği olacak ki içimiz soğusun. Halkın isteği olmazsa, halk bu kadar parçalanıyor, bu kadar ölüyor, işkencesidir, nasıl sen aileni savunup da oturabilirsin? Ne aileler var, ne aileler gördük, evlerinde neler olmadı? Üç beş tane çocuğunu işkencede kaybettiler o 12 Eylül, Kenan Evren’in döneminde. Hepsi çocukları kanser oldu kadının, gidip geliyorduk, yazık yani. Çok şeyler oldu. Ya zaten hepiniz biliyorsunuz işte, ne bileyim. İnsan konuşsa da çok şey var, konuşmasa da çok şey var.
Bilmiyorum, bu işler bir düzene girse, insan bir rahatlasa, bir nefes alsa. Gençlerimize çok yazık. Okul okuyamıyor, okul yok. İmam Hatipler var. Boğaziçi Üniversitesi’ni kapattılar. Çocuklar dayak yedi. Onu, bunu, her şeyi yok ettiler. Yani istiyoruz biraz insanlar böyle biraz rahatlasın, istediğini yapsın. Okulları geriye, şimdi mesela Kemal Kılıçdaroğlu hiçbir propagandasında demedi ben okul açacağım, ben hastaneleri düzene koyacağım, efendim emekli maaşı on beş bin bayramda verecek, ya bırak emekliyi, emekli zaten yaşını almış gitmiş, gençlerimiz var ortada. Hiç kimse bir genci konu etmiyor burada. Hiçbir okulu konu etmiyor. Doktorlar, hepsi gitti, hastanesiz kaldık, doktorsuz kaldık. Özel doktora gitmesen evde ölüyorsun yani. E ne diyeyim ben, bunlar varken ne diyeyim?