00:00:00Eylem Delikanlı: Bugün 20 Mart 2024 İstanbul'dayız. Murat Çelikkan'la beraberiz. Teşekkür ederiz Murat, kabul ettiğin için. Çocukluğundan başlayalım. Bize nerede, ne zaman doğdun, nasıl bir hayatın oldu çocukluk döneminde anlatır mısın biraz?Murat Çelikkan:İstanbul'da doğdum 1957'de. Annem ve babam gençlik teşkilatlarında çalışıyormuşlar uzun süre. Annem gazetecilik yapıyordu. Babam da valla siyasetle uğraşıyordu diyeyim. İşi oydu yani. Sonra 1965 yılında milletvekili seçildi babam. Ankara'ya taşındık. 65'ten itibaren-- Ya da 64'te taşındık. Tam hatırlamıyorum yılını. Ankara'da, yani 12 Eylül Darbesi’ne kadar Ankara'da yaşadım.Eylem DelikanlıNasıl bir hayatın oldu Ankara'da?Murat ÇelikkanTabii yani hem ilk aşkları, ilk buluşmaları, bütün korsan mitingleri falan yani lise dönemine sonuna kadar gayet eğlenceli bir hayatım oldu. Ev–Annem o zaman TRT'de üst düzey yöneticiydi, babam da hâlâ siyasetle uğraşıyordu. Dolayısıyla neredeyse sadece siyaset konuşulan bir evdi. Ve her gece kalabalık olurdu, tartışmalar olurdu. İşte milletvekilleri, gazeteciler, siyasetçiler falan, bürokratlar. Dolayısıyla öyle bir evdi. Emil Galip Sandalcı çok gelirdi. Bazı şeylere 12 Mart'ta ermeye başladım yani 12 Eylül'den önce. Bir kere annem hapse girdi 12 Mart'ta. Emil abi girdi ve daha sonra Emil abinin, 10 yaşlarında mı olmalıyım 12 Mart’ta? 10-12. 12-13 Belki, 12. Bütün işkence seansını falan dinleyip, bütün o Yunanistan'daki işkence kitaplarını falan okumaya başladığım o yaş yani. Ama daha çok partiler, diskotekler falan dönemi. Sonra ODTÜ'ye girdim.Eylem DelikanlıKaç senesi?Murat Çelikkan1974. Orada tam 12 Mart sonrası henüz ODTÜ-DER var ama yeni yeni örgütlenme var. Yanlış hatırlamıyorsam ya 1974'te, bir– Komer’in olabilirdi yine bir başka görevle buradayken ODTÜ’yü ziyareti nedeniyle bir boykot yapıldı. Fakat tabii o zaman, daha sonraki gibi bir örgütlülük yok. Bütün okul spor salonunda toplanıp tartışılıyor. ODTÜ-DER başkanı var o zaman, Levent. İlk öyle başladı ve bizi zorladıkları için yani gitmeyin etmeyin diye ben tepkiliydim. Fakat yani zaman içinde herhalde görüşlerim değişti. Sınıf temsilcileri seçilmeye başlandı. ODTÜ ÖTK [ODTÜ Öğrenci Temsilcileri Konseyi] yapılanması oluştu. Bizim sınıfta temsilci seçilen, yani devrimci hareketler temsilcisi seçilen bir arkadaşımız okul değiştirdi. Ben sınıf temsilcisi olarak atandım. Dolayısıyla o zamana kadar da olmuş belli, daha örgütlü bir hayatım oldu diyebilirim.Eylem DelikanlıODTÜ'nün siyasi atmosferini biraz daha anlamaya çalışalım. Şimdi 74 senesi affın da olduğu sene. Dolayısıyla içerideki birçok siyasi anlamda örgütlenmiş insan da artık geriye dönüyor. Ne tür bir yapılanma var ODTÜ'nün içerisinde? Gruplar var mı? Ayrışmalar başladı mı? Onları biraz anlatır mısın?Murat ÇelikkanÇok hızlı bir süreç bu söylediğim 74'ten itibaren olan süreç. Yani dediğim gibi ilk büyük forumlarda bütün okul toplanıp karar verirken giderek siyasi yapılar yani Dev-Genç ama Dev-Genç'in içinde PDA da var. En son yanlış hatırlamıyorsam yani Kurtuluş'ta başlangıçta vardı galiba. Sonra herkes ayrılarak kendi yapılanmasını oluşturdu diyebilirim. En son PDA ayrıldı. PDA'cılar vardı, Kurtuluşçular vardı. Halkın Kurtuluşçuları vardı ve Tip-TKP çizgisi vardı. Çok az sayıda Kıvılcımcı hatırlıyorum. İstanbul'dan bildiğimiz diğer örgütler yoktu. Yani MLSP-B falan gibi, Üçüncü Yol gibi, Çayancılar gibi örgütler, zaten daha sonraki tarihlerin örgütleri başta yoktu ve ODTÜ’de hiç yoktu diyebilirim. Dolayısıyla herkesin kendi o gruba mensup insanlarla yaptığı siyasi çalışmalar, faaliyetler vardı. Bazen okul içi çatışmalar vardı. Ben okul içindekine hiç denk gelmedim ama üzerine çok konuştuğumuzu hatırlıyorum. Ve yani ODTÜ dışına destek çalışmaları vardı. Gazi Üniversitesi'ne desteğe gidildiğini çok sık hatırlıyorum. Ben okuldaki çalışmaya paralel olarak Tüm İktisatçılar Birliği'nin bünyesinde de çalışmaya başladım. Yani ikili çalışmaya başladım. Orada tabii iyi bir teorik altyapıya sahip insanlar Tüm İktisatçılar Birliği'nde çalışıyordu. Oradan çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim.Eylem DelikanlıKimler vardı mesela orada? Hatırladığın isimler var mı?Murat ÇelikkanVar. Tanju Akat vardı. Mustafa vardı, Sönmez. Sonra ekonomi profesörü olan Celal olabilir adı. Sulhiye vardı. Daha sonra Murat Gültekin'le evlendi. Daha da– Ülkü vardı. Daha sonra Mustafa Sönmez'le evlendi. Daha da vardı aslında ama şu anda hatırlamıyorum başka kim vardı doğrusu. Eylem DelikanlıYani bu süreç biraz öğrencilerin eğitime, üniversiteye dair taleplerinin dışında artık daha geniş bir periferiye çıktığı bir zaman değil mi?Murat ÇelikkanYani evet, Dev-Genç’ten Devrimci Yol örgütlenmesine gidilen bir süreç olarak da söyleyebilirim bunu. Yani Devrimci Yol dergisi çıkmaya başladığında da ODTÜ’deydim ben daha. Çünkü iki büyük boykot oldu, sekiz ay ve altı ay. Uzadı tabii süre. Ve Hasan Tan döneminde de oradaydım. Bizim tabii üniversite bir kampüs oldu ve faşistler olmadığı için, Hasan Tan'a kadar, diğer üniversitelere göre daha sakin ve rahattı. Fakat belli bir zaman içerisinde özellikle [MC Milliyetçi Cephe] hükümetleri iktidara geldiği vakit, o koalisyon sağlandığı vakit otobüslere saldırılar başladı. Bir arkadaşımızı kaybettiğimizi hatırlıyorum orada. Hasan Tan döneminde aşağıdaki öğrencilerin üzerine atılan bombayla ölümleri oldu. Faşistleri okula sokmaya çalıştılar. Jandarmayla çatışmalar başladı belli bir süre sonra. Fakat o dönemde ben artık mahalle çalışmalarındaydım. Dördüncü sınıfa geldiğimde O kadar yoğundu ki işler, bir arkadaşlara rica ettim, bir dilekçe verip dondurun diye. O dilekçe verilmemiş. Sınıfta kaldım onun için. Ama böyle 12 Mart öncesinde, 12 Eylül öncesinde pardon, yani birkaç ay önce bir 15-20 gün izin alıp sınavlara girdim. Ve sınav sonuçlarını ben almadan darbe oldu ve Kasım ayında gözaltına alındım.Eylem DelikanlıOraya gelmeden iki konuyu biraz daha açarak gidelim. Mahalle çalışması nedir?Murat ÇelikkanMahalle çalışması... Yani herhalde direniş komiteleri tespiti, siyasi tespiti ve öngörüsü o dönemde başlamış olmalı ki hem çeşitli işyerlerinde hem de mahallelerde insanların örgütlenmesine yönelik ve mümkünse diğer siyasetlerle birlikte direniş komitelerinde örgütlenmesine yönelik çalışmalar yapılıyordu. Bu mahallede insanların evleri orada olduğu için, çok gidebilecekleri bir yerde olmadığı için biraz iş yerlerini bir yanıyla da mahallelerden kuşatmak. Yani mahallelerde örgütlediğin insan iş yerinde de örgütlü oluyordu çünkü. Dolayısıyla oradaki halka yönelik, çeşitli, farklı kesimlere yönelik eğitim çalışmaları, toplantılar, ev gezmeleri, bazen çatışmalar eğer faşistler varsa mahallede, mahalleyi korumak, onların saldırılarına karşı. Mahalle çalışması dediğim bu.Eylem DelikanlıHangi mahallelerde yapıyordunuz bu çalışmayı?Murat ÇelikkanBen boykot dönemlerinde ağırlıkla Sıhhiye civarında çalıştım. Çok az Tuzluçayır'a gittim. Mamak ve Tuzluçayır'a. Ama daha çok Sıhhiye'de çalıştım. Ama aynı zamanda yanlış hatırlamıyorsam, Cumhuriyet Gazetesi boykotuna da denk gelen bir zamandı. Dolayısıyla o çalışma da yapılıyordu. Sonra, kısa bir süre sonra, bizim herhalde Tüm İktisatçılar Birliği’nde her şey fazla tartışıldığı için her şeyde fazla sorgulanıyordu. Bize fazla liberal-- iktisatçılar, bazı şeylere itirazlar çıkmaya başladı. Liberal bulup beni fırın işçilerini örgütlemeye gönderdiler. Fırın işçilerini ve et fabrikasındaki işçileri ve Gençlik Parkı’nı örgütlemeye gönderdiler. Fırın işçilerinin bir sendikası vardı ama ben tabii kendi adımla gitmedim oraya. Başka bir isimle gittim. Ve tabii yani fırın işçiliğinden hiç anlamıyorum. Dolayısıyla orada İnönü Mahallesi'nde bir fırında çalışmaya başladım ki dil kurabileyim, ne yaptıklarını öğreneyim diye. Sonunda Ege bölgesinde faşistler iki ya da üç fırın işçisini öldürdüler ve boykot yapılması lazım fırınlarda. Ekmek çıkmayacak yani Ankara'da ama o kadar büyük bir örgütlülük yok. Ben o sırada birkaç aydır onlara yönelik çalışma yapıyorum ama. O sırada, kitap ve broşür almak için bir dağıtım evi vardı. Oraya gittim, meğerse karakol kurulmuş. Fakat üzerimde, şöyle kendi el yazımla fırın işçilerinin boykot bildirisi var ve boykot birkaç gün sonraya yönelik çağrı. Ben hem içeri girdiğim, yakalandığımı öğrenince, fırın işçileri boykota gitti. Ankara'da ekmek çıkmadı. O boykot nedeniyle Sendika yöneticilerini de aldılar. Mamak'ta burun buruna geldik. Ama onlar beni başka bir isimle biliyor, ben Mamak'ta başka bir isimliyim. Biraz zor oldu hayatım. Başka şeyler de, notlar da vardı üstümde. Galiba dört ay. Yani tutuklandım, 4 ay kadar orada kaldım.Eylem DelikanlıBunun senesi?Murat Çelikkan78-79 o civarlar olmalı, 78. Nurettin Soyer başsavcı. Yani ben ODTÜ'de yaptığımız, işletme bölümünde yaptığımız çalışmalarla üzerimden çıkan şeyleri öyle bir bağdaştırıp anlattım ki bana şey dedi, “Sen ya çok safsın ya da çok örgütlüsün ama öyleysen buraya bir daha gelirsin” dedi. Ve tahliye oldum. Ve 12 Eylül'de tekrar, 12 Eylül sonrasında tekrar yakalanınca adamla burun buruna geldik tabii Mamak'ta. “Ben sana söylemiştim.” (Gülüyor) Yani ilk cezaevine girişim öyle oldu.Eylem DelikanlıPeki o dört ayı biraz anlatır mısın bize? Mamak nasıl bir yerdi?Murat Çelikkanİyiydi. O zaman ben koğuş temsilcisiydim galiba ve yani bütün istediğimiz çalışmaları, koşulları sağlayabiliyordum. Fakat... C blokta kaldım. A, B, C, D blokları vardı Mamak'ta. İleriye doğru gittikçe koşullar rahatlaşır. Fakat yine aynı C Blok'tu [İlhan] Erdost’un da öldürüldüğü. Ama o zaman, ilk geldiğimde yani, çok büyük ölçüde içeridekilerin hakimiyeti vardı Mamak'ta. İlk geldiğimde hatırlıyorum, işte eski adet, böyle üç kişi, dört kişi girdik. Gardiyanlar bizi böyle biraz tokatla, dayakla karşıladı. Hiç uygulama öyle değildi. Sonra ben o gardiyanlardan onun acısını çıkarttım orada. Annem falan hep 60’da, hem 12 Mart'ta hapse girdiği için bizim ailenin bir cezaevi kültürü vardır. Dolayısıyla çok yadırganmadı yani. Çok büyük bir şeyle karşılanmadı. Görüşe geldiler, gittiler falan. Ben de nitekim 4-5 ay sonra tahliye oldum.Eylem DelikanlıAnnen ne sebeple girmişti içeri?Murat ÇelikkanAnnem gazetecilik yapıyordu. 60 Darbesi’nde aslında babamın peşindelerken, babamla yaptıkları bir telefon konuşmasında, Adapazarlı babam, adaya gidelim diye konuşunca, Adapazarı için, Yassıada'ya çıkacaklar - ki annem Yassıada'da takip ediyor mahkemeleri-zannıyla tutuklandı. Sonra bir süre sonra serbest kaldı. 12 Mart'ta da Emil Galip'le birlikte çalışıyordu. Yani siyasi görüşleri çok ayrıydı ama çok yakın arkadaştılar. Onun yardımcısı olarak çalışıyordu. Emil abiye kurulan bir komploda yani onun imzası var, onun için içeri girmesi lazım diye TRT içindeki sağcıların kurduğu bir komploda imza annemin çıktığı için girdi. O zaman da bir 6 ay falan kaldı.Eylem DelikanlıBaban hangi partinin milletvekiliydi?Murat ÇelikkanYeni Türkiye Partisi. Eylem DelikanlıŞeye dönelim biraz, Direniş Komiteleri fikrine. Fikir nasıl ortaya çıktı?Murat ÇelikkanValla bu tür fikirler çok büyük ölçüde o sırada artık yayınlanmaya, daha önce Dev-Genç Dergisi daha sonra Devrimci Yol Dergisi'nin daha çok orta sayfalarında bir yukarıdan aşağı tartışma süreci olarak yapılırdı. Yani orada bir şey çıktığı vakit bazen çıkmadan çok yoğun bir biçimde, hangi birimdeyseniz o birimde tartışılırdı bunlar. Direniş komiteleri yani bence Türkiye sol tarihinin en önemli uygulamalarından ve tespitlerinden biri. Benim için bir sürü açıdan hem o dönemdeki mücadelenin örgütlenmesi açısından hem de bir silahlı örgütteki Leninist örgütte çok önemli demokrasi nüveleri olması açısından. Yani hakikaten çok devrimci ve ilerici bir tespitti. Yani uzun vadede kendi kararlarını kendilerinin verdiği yapılara dönüşebilecek, dönüşmesi gereken, aynı zamanda dediğim gibi mücadelenin ittifaklar çerçevesinde de örgütleneceği yerler olarak çok çok önemli bir uygulamaydı. Tam hayata geçirilemedi bence ama bir sürü yerde uygulaması yapıldı. Bunun için de bu kadar yaygın ve etkili oldu hareket. Dolayısıyla o çok önemli bir şeydi. Her şey tabii tartışılırdı. Yani parti modeli nasıl olmalı, ideolojik bütünlük ve ideolojik mücadele nedir? ODTÜ'de şey devrimciler yabancı müzik dinlemezdi. O nasıl dinleyen dinlemiyorlar. Bütün dünyada devrimci örnekler var. Efendim, filtreli sigara içilmez kampanyası vardı. Yani ODTÜ biraz daha nitelikli tartışmaların, Çünkü ODTÜ içinde çatışma yok ve bütün bunları yapmaya vakit var. Öyle bir yerdi. Dolayısıyla uzun uzun tartıştığımızı, konuştuğumuzu, uygulamaları... Yani ben mahalleye gittiğim vakit bu konularda donanımlıydım. Tartışmıştım yani bütün bunları.Eylem DelikanlıPeki bunun mahalleye açılımı nasıl oluyordu? Yani sizin o içeride konuştuğunuz ağır, derin teorik meseleler karşılığını toplumun içerisinde nasıl buluyor?Murat ÇelikkanOradan hareket ediyorsun yani bunu nasıl hayata geçirdim diye. Dolayısıyla kurduğun orada ilişkiler ve yapılanma eğer saldırı altındaysa mahalle tabii ki savunmaya yönelik. Değilse mahalle içerisinde ya da birimde çıkan sorunları çözecek meclisler oluşturmaya ve uzun vadeli direnişi de oluşturmaya yönelik yapılar öyle oluşuyordu. Yani daha ileri olanlar, daha önde olanların komite yöneticiliklerine getirildikleri yapılanmalar oluşuyordu. İş yerlerinde de tabii.Eylem DelikanlıBir taraftan da Ankara Siyasal, Mülkiye, önemli merkezler, bütün bu tartışmaların içerisinde oralarla ilişkileriniz nasıldı? Nasıl bir çalışma yürütüyordunuz beraber?Murat ÇelikkanBen dediğim gibi daha çok Gazi Mahallesi– beterdi yani Gazi Mahallesi, orası denk düştü bana. Mesela Siyasal’ a gittiğimi hiç hatırlamıyorum. Yani bir tek birin in yerine bir sınava girmeye gitmiştim o kadar yani. Başka bir şeyim olmadı hiç Siyasal’da. Başka okula gittim mi? Yok. Eylem DelikanlıBiraz Hasan Tan dönemini anlatalım. Ne oldu Hasan Tan döneminde ODTÜ'de?Murat ÇelikkanYani ODTÜ böyle sadece sol örgütlerin bulunduğu bir yer olduğu için, herhalde onu kırmaya yönelik, Hasan Tan rektör atandı ODTÜ’ye. Hasan Tan faşizan bir adamdı ve orada görevli olarak faşistleri işe almaya başladı. Dolayısıyla ODTÜ içinde bir çatışma başladı. Boykot başladı. İşte ‘Hasan Tan ODTÜ’ye Rektör Olamaz’ diye ve çok yoğun boykot sırasında mahalle çalışmaları yapıldı. Hem ODTÜ için hem genel. Yani destek para toplandı, derdimizin ne olduğu bütün kapı kapı dolaşarak Ankara'da anlatıldı. O boykot dönemi benim için de siyasallaşmanın önemli bir aracı haline geldi. ODTÜ içerisinde mücadele sürdü ve işte en son olarak rektörlük binasına sıkışınca binadan toplanan öğrencilerin üzerine bomba attı faşistler. İz– yaralandı ve öldü orada, kaç kişi hatırlamıyorum öldüğünü ama. Çok ciddi bir hikayeydi yani. Ve sonra Hasan Tan tabi rektörlükten alındı. Dolayısıyla bu ODTÜ’de bitti. Bu çatışma ve tekrar Öğrenci Temsilciliği Konseyi düzenine döndü ODTÜ. O da bence çok önemli bir uygulamaydı. Çünkü öğrencilerin ve yönetime katıl – öğrencilerin ve çalışanların da yönetime katılabilmesi için hocaların sandık görevlisi olduğu bir şekilde sınıf temsilcileri seçilirdi. Ve o sınıf temsilcileri konseyi vardı. Onlar da, yani öğrenci temsilcileri konseyi vardı. Yöneticileri seçerlerdi, konsey yöneticilerini. Ve o konsey her düzeyde karar verirdi. Ve okul hakkında alınan kararlara da katılırdı. Çok önemli bir uygulamaydı ODTÜ içinde diyeyim.Eylem DelikanlıUygulama ne zaman kalktı?Murat ÇelikkanHerhalde 12 Eylül'le.Eylem DelikanlıYani öğrenci temsilciliği hala var ama bir karar mekanizmasında yer alıp almadığını çok ben de bilmiyorum.Murat ÇelikkanHerhalde 12 Eylül'de. Bütün okulun katıldığı seçimler falan kaldırıldı. Hatta öğrenci temsilciliği dekanı vardı. Yani okul bir de sadece onlarla muhatap olması, o da Gürel Tüzün’dü benim dönemimde galiba. Eylem DelikanlıBu biraz şeye de denk geliyor değil mi yani bütün bu faşist kuşatmanın her kanalda, her mahallede neredeyse örgütlenmeye çalışıldığı bir dönem.Murat ÇelikkanTabi tabi.Eylem DelikanlıVe dolayısıyla işte direniş komitelerinin.Murat ÇelikkanOkullarla sürekli çatışmaların çıktığı, saldırdıkları bir dönem.Eylem DelikanlıVe artık 77, 1 Mayıs'tan sonrasında, hatta daha da hızlanan o süreçte, o çatışmaların da artarak devam ettiğini görüyoruz.Murat ÇelikkanEvet, bütün Türkiye'de.Eylem DelikanlıSen 77, 1 Mayıs'ı hatırlıyor musun?Murat ÇelikkanHatırlıyorum.Eylem DelikanlıNeredeydin?Murat ÇelikkanTaksim'de.Eylem DelikanlıAnlatır mısın? Murat Çelikkan77, 1 Mayıs'ında herhalde yine bir kolda yürüyorduk. Fehim’i hatırlıyorum yanımda. Yani Ankara'dan. ODTÜ şeyinde yürüyor olabiliriz. Dev-Genç'te yürüyor olabiliriz. Hatırlamıyorum. Konuşmalar artık yapıldıktan sonra– Ben eve, İstanbul'a, 1 Mayıs'a gittiğimi söylememiştim. Birkaç kişi Kazancı Yokuşu’ndan aşağı indik. Orada bir arkadaşımızın eve vardı, ona uğradık. Kazancı Yokuşu’ndan biz aşağı inmeye başladığımızda henüz orada o kamyon yoktu. Yani orayı tıkayan. Demek ki o sırada geldi. Çünkü silah sesleri gelmeye başladı. Döndük. Herkes kaçışmaya başlamıştı. Ve çıktık alandan. Şeye gittik, Beşiktaş'a doğru gittik. Ne olduğunu ancak radyodan öğrenebildik. Nasıl bir saldırı olduğunu, kaç kişinin öldüğünü falan. Dolayısıyla ben çok travmatize bir şekilde yaşamadım. Ama tabii şey çok büyük bir şoktu yani, o saldırı ve meydanda o kadar kişinin ezilerek ve kurşunla öldürülmüş olması. Ama yani herhalde son anda çıkmış olmalıyım. Bülent Uluer'in falan konuşmalarının hepsini hatırlıyorum çünkü. Sonra ertesi sene tekrar gittik. Yine örgütlü bir şekilde. Orada şöyle bir şey hatırlıyorum. Yani çok coşkuluyduk biz, çok coşkulu da girdik meydana. Fakat o dönemde biliyorsun her siyasi örgüt kendi kadın teşkilatını oluştururdu. Fakat onlar yani araçsallaştırılmış şeylerdi. Orada da kadın çalışması yapılsın diye. Ve bizle yürüyen kadın arkadaşları o pankart arkasında yürümelerini istedi, reddettiler. Ne farkımız var? Onlar militansa biz de militanız. Orada değil, burada yürüyeceğiz diye. Onu hatırlıyorum oradan mesela. Çok kalabalıktı ve çok coşkuluydu 78. 79'da korsan mitinglerle şey yapıldı, kutlandı 1 Mayıs. 80 ne hatırlamıyorum. 80'de de galiba. 80'de de korsanlarla olmalı, bir yere gidildi ama ben demek ki korsan mitingde kaldım yani. Eylem DelikanlıHazır kadın bahsinden açılmışken, oradan sorayım. Ankara'da kadın örgütlenmesi ya da kadın yoldaşlarınızla örgütlenmeniz nasıldı? Var mıydı?Murat ÇelikkanTabii, tabii, tabii. Yani benim sorumlu olduğum 3-4 kadın arkadaş vardı. Üç dört de erkek arkadaş vardı. Bir ayrım yoktu ama şunu ifade etmek gerekir, kadın çalışması dediğimiz siyasi çalışmaya yönelik araçsallaştırılmış bir çalışmaydı. Yani doğru dürüst bir kadın çalışması falan yoktu. Bir tek İKD'de [İlerici Kadınlar Derneği] vardı. Yani İKD de siyaset için, siyaset yapardı İKD'deki kadınlar ama kadın çalışması en fazla orada vardı. AKD'de [Ankara Kadınlar Derneği] ben hatırlamıyorum yani bir şey okudum, aa bu da böyleymiş diye. Yani bir kadın hakkı, feminizm falan diye bir bilgimiz de yoktu. Böyle bir şeyle de karşılaşmamıştık. Nitekim yani o ÖTK seçimlerinde, en üst düzey yönetimde falan da hep kadınlar da olurdu. Daha az sayıda olurdu ama olurdu. Bir tek şeyi hatırlıyorum, yani o da başka bir sorumdu. Yani biraz kasaba ahlakı, egemenliğini hatırlıyorum. Solda, ODTÜ de Çamlık Bildirisi dağıtılmıştı. Kızlarla erkekler el ele dolaşıyor çamlıklarda, ne halt ediyorlarsa. ‘Çamlıklarda el ele dolaşmayın, öpüşüp koklaşmayın’ bildirisi bir dağıtılmıştı. Tabii kıyamet koptu yani.Eylem DelikanlıKim dağıtmıştı bunu?Murat ÇelikkanODTÜ ÖTK diyeyim. Ondan sonra yani böyle kadın erkek ilişkilerinde bir yandan siyasi hareket içerisinde yer alanların ilişkisinin olması desteklenirdi. Çünkü daha düzenli bir hayatı sahip olur, daha bağımsız ve düzenli bir hayatı sahip olur diye. Ama bir yandan da, yani o bacı muhabbetiyle kadın erkek ilişkileri üzerinde bir taahhüt vardı. Nitekim ODTÜ şenliklerine Polonyalılar geldiğinde yurtlarda kalıyordu, geldiklerinde. Kızlarla erkekler ayrı kalmak istemediler ve kızlar erkek yurtlarına da gidecek. Vay nasıl gidilir bu nasıl sosyalist ahlak diye yeniden tartışıldığını hatırlıyorum o dönemde de. Dolayısıyla yani biraz tutucu bir yaklaşım vardı. El ele tutuşmak falan söz konusu değildi yani. Ben bir sevgilim vardı, o da devrimciydi ama hiç el ele tutuştuğumuzu hatırlamıyorum. Tutuşulmazdı, dikkatli olunurdu bu konularda. Yani biraz mutaasıptı, onu söyleyebilirim. Eylem DelikanlıDevrim fikri?Murat ÇelikkanVallahi yani çok güzel bir tahayyüldü diyeyim. Hakikaten yani hem İkinci Dünya Savaşı, Nazizm ve faşizm bilinirdi, hem de birebir paramiliter güçlerle Türkiye'de faşizmin nasıl örgütlendiğini en yakınlarımız öldürülerek de yaşıyorduk. Başka yapacak bir şey yoktu. Sadece bu nedenle ben fazla savunmada kaldığını düşünüyorum. Yani başka bir ortam olsaydı çok daha serpilip gelişebilirdi. Fazla savunma ağırlıklı olduğu için de belki 12 Eylül'de o savunmayı ordu yerine getirince herhangi bir tepkiyle karşılaşmadı. Yani devrimciler savunuyordu onları o zaman. Sonra darbe yapıldı, askerler savunmaya başladı ve kimse de itiraz etmedi. Bunun tabii ki anlayışı hiçbir zaman onları savunalım anlayışı değildi. Herkesin kendisine savunabilecek örgütlenmelerin gerçekleşmesiydi ama biraz böyle görüldüğünü düşünüyorum. Şimdi de sonrasında bakınca tabii bu. Tabii ki hiçbir zaman yeteri kadar derinlikli tartışma yapacak vakit de yoktu. Mahalle çalışmasına, bölge çalışmasına, işçiler arasında çalışmaya gittiğiniz vakit, artık iş oydu, yani bitti. Tartışma martışma yok artık. Dolayısıyla ne aldıysanız, ne kadar o güne kadar aldıysanız onunla. Ancak dergileri okuyarak. Ama onu da tartışacağınız çok az sayıda insan var. Aynı konumdasınız yani onlarla. Dolayısıyla zorlu, çok zorlu bir süreçti. Her şey, can güvenliğin tehditini göze alarak, miting yapıyorsun, oraya saldırılıyor. Okula gidiyorsun, otobüse saldırılıyor. Bir sürü okulda ve mahallede faşistler hakikaten saldırıyor. Dolayısıyla hakikaten çok fazla– ODTÜ’ de olmak o açıdan ayrıcalıktı diyebilirim. Eylem Delikanlı12 Eylül 1980 gününü hatırlıyor musun?Murat ÇelikkanHatırlıyorum. 12 Eylül'ün olacağından haberimiz vardı.Eylem DelikanlıNasıl?Murat ÇelikkanBugün yarın askeri darbe olacak diye. Ben artık mezuniyet sürecinde izin almış olduğum için işçi çalışmasına dönmedim. Mevcut örgütlenmeleri yeraltına çekme çalışmasına döndüm. Yani bir şey basacaksak dergiydi, broşürdü, gizli nasıl basabileceğimizi, nasıl gizli irtibat kurabileceğimizi, bunun için yeni güvenli evler oluşturma falan gibi bir işe döndüm. O örgütlenmeyi kurmaya döndüm. Dolayısıyla da birkaç gün içinde askeri darbe olacak diye haber aldık. Ama bir gün, bir buçuk gün önce falan öyle çok şey değil. Annemle babam yurt dışında NATO toplantısına gitmişlerdi. İspanya'da. Dolayısıyla bir arkadaşımla, yine Devrmci Yolcu bir arkadaşımla, ev boştu, biz bizim evde karşıladık. 8 Kasım'da da yakalandım.Eylem DelikanlıArada bayağı bir zaman saklanmışsınız. Aynı evin içerisinde mi?.Murat ÇelikkanHayır. Dışarı çıkarak, faaliyeti sürdürerek yani. Çünkü hazırlıklıydık. Yani iyi kötü bir hazırlığımız vardı. Böyle bir askeri darbe koşullarında nasıl buluşacağız? Nasıl haberleşeceğiz? Ne yapacağız? Onları planlamıştık. Çok yetkin olmasa da yani bir plan vardı. Dolayısıyla o sürdü. Bir çalışma yapmak üzere dört arkadaş bir araya geldiğimizde onları almak üzere onların evini bastılar. Hepimiz yakalandık.Eylem DelikanlıAnlatır mısın o sözü?Murat ÇelikkanBir– TMMOB’un [Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği] olduğu yerde, Kızılay'a yakın, Rüyam Lokantası diye bir yer vardı. Orada akşam yemek yedik. Ben, yani böyle karışık et ızgara galiba, herhalde midem falan çok iyi değildi, yoksa et severim. Yemedim etleri. Oradaki arkadaşım bana dönüp dedi ki, “Bak” dedi “Bizim bilmem kim, 12 Mart'ta bütün cezaevinde yakalanmadan önce yemediği iki köfteyi anlattı. Sen iyisin o etleri ye” dedi. Güldük hep beraber saçmalama falan dedik ve onların evine gittik o gece çalışma yapmaya. Yurt dışına nasıl duyuracağız? Koşullar çalışmasını yapmaya. Ev basıldı. Ben de o sırada, Af Örgütü’nün başında biri vardı, Türkiye masasında, onunla görüşmüştüm. Ve kartı yanımda, başka bir şey yok, evde bazı şeyler var ama kartı yanımda, tuvalete gidip o kartı yediğimi hatırlıyorum. Ki üstümde çıkmasın diye. Sonra işte gözümüzü bağlayıp DAL’a götürdüler. 90 Gün DAL’da kaldık. Sonra oradan Mamak’a. Eylem DelikanlıNe sordular sorguda?Murat ÇelikkanValla ben şey dışında, hiç şimdi – o sırada Vietnam Kazanacak diye bir kitap vardı, yeni çevrilmişti. Orada şeyi anlatırlar, Amerikalı askerlerin yakaladıkları Vietnamlı militanlara nasıl işkence yaptıklarını, duvara parmaklarınızla dayandırırlar. Hiç tahayyül edemedim ben ne olduğunu, nasıl bir şey yani bu. Oraya gidince birebir nasıl olduğunu anladık. Çünkü aynı şeyi uyguluyorlardı. Gözlerin bağlı, parmaklarının ucunda duvara dokunarak böyle eğimli duruyorsun. Bazen ayağını kaldır falan diyorlar. Tabii güç yetmiyor. Yetmedikçe dayak yiyoruz. Gelen dönüyor, giden dönüyor. İlk üç günkü karşılama DAL’da buydu. Yani bu bazen bir haftaya varabilir. Çok kalabalık olduğu için hemen sorguya alamıyorlar. Bir de ilk kırma olarak su yok, yiyecek yok ve bazen yiyecek– ve direnirsen yiyecek verilmeyecek diye arkana kağıt asarlardı. Su ve yiyecek verilmeyecek diye. Sonra da hücrelere geçiyorsun. Fakat hücrelerde de o kadar kalabalıktı ki içerideki hararet kapıya, demir kapıya vurduğunda kapıdan şakır şakır su akardı. Küçücük hücrelerdi. Ben ilk defa orada bir Tekel baş degüstatörü ile 11 yaşında bir çocuk vardı bizim ücrede, ilk defa orada Kürtçe öğrenmeye başladım onları şeyden. Kürttü adam. Bir şeyle meşgul olmak için. Sorgu da seni bir yere oturtmaya çalışıyorlar. Ben biraz şanslı sayılırım. Hem kod adıyla yapılan çalışmalar işe yaradı. Hem de son bir ay, bir buçuk ay sınıfında okulu bitirmek için izin almış olmam. Bir yere oturtamadılar beni yani. Ben de bir ipucu vermedim. Sadece okuldan. Yani teşkilatın herhangi bir yerine oturmadı sorgulanmam. Dolayısıyla fazla da bir şey çıkmadı. Çünkü üzerime gelebilecekleri bir ipucu da yok. Benim üzerime verilmiş bir ifade yok. Verilen ifadeler hep kod adım üstüne. Dolayısıyla yani şanslı olduğumu söyleyebilirim. Nitekim o zaman da bir 8 ay falan Mamak’ta kaldım. Tahliye oldum ve kovuşturmaya mahal yoktur kararı büyük davadan aldım. Hem DAL çok ağırdı hem Mamak. Mamak'ta, yani DAL'da yoğun işkence var. Ben o kadar ağır işkence görmediğimi biliyorum. Çünkü arkadaşlarımın neler yaşadığını biliyorum.Eylem DelikanlıNe işkenceler gördün?Murat ÇelikkanAskı elektrik ama diğerlerinin yoğunluğunda değil. İyi de oldu o çünkü bilmediğin şeyden daha çok korkuyorsun. Başına gelince e buymuş oluyor. Tabii ki çok can yakıcı falan ama yine de çok az gördüğümüz, soracakları bir şey yok çünkü.Eylem DelikanlıHiç gördüğün işkencecin ne oldu mu?Murat ÇelikkanTabii tabii. Tabii.Eylem DelikanlıEşkalini?Murat ÇelikkanTabii.Eylem DelikanlıNasıl oldu o?Murat ÇelikkanHücreye geçince, hücreye geçince göz bağını açıyorsun ve kapıdan bakıyorsun. Bazen yemek getiriyorlar. Onların o sorgu odasına girdiğini görüyorsun. Tuvalete yani. Ya da duş kabiniydi orası tam hatırlamıyorum şimdi. Ve tabii yani çok zor koşullardı o hücrenin içinde. Terliyorsun falan, yani çok sıcak. Bir gün hücre kapısı açıldı, bir polis böyle elinde bir torbayla geldi. Bunları ailen gönderdi dedi. Fakat ailemin gönderdiği şeyler kalın kazaklar ve battaniye. Aklımı kaçıracağım. Zaten üstüne ne varsa atıyorsun. Fakat tabii şöyle bir yararı oldu onun, nerede olduğu, bana ulaşabildiklerini anladım. Bana ulaşabiliyorlarsa, çünkü şeyin haberini alıyorsun, işkencede ölüm oluyor sırada orada. Bana ulaşabiliyorlarsa benim herhangi bir şey söylememe gerek yok diye düşündüm. Yani çözülmeme hiç gerek yok. Çözülmeden ben buradan çıkabilirim duygusunu verdi o bana. Onlar da olmayacak yollarla, hostesler, polislerle ahbap olan hostesler falan aracılığıyla göndermişler onu.Eylem DelikanlıKaç gün sonra geldi bu? Hatırlar mısın?Murat ÇelikkanBir buçuk ay falan. Benle işleri artık büyük ölçüde de bitmişti zaten. Ama tabii her geleni oraya, görüyorsun. İfadelerinin bir kısmını nasıl dinlediğimi-- Şu duvarda beklerken bazı ifadeleri dinlediğimi hatırlıyorum. Beni oldukça sarstı. Dinlediğim şeyler. Çünkü daha sorumlu düzeyde bildiğin bir iki kişinin nasıl konuştuklarını görmek orada sarsıyor seni ama bir yandan da yani buna hep tabii ki işkence yapacaklar, ne yapacaklar diye düşünüp rasyonalize de gidiyorsun. Fakat bir arkadaşım vardı, ODTÜ'den Adnan diye. Bir gün karşılaşma imkanımız oldu. İlaçlama yapmaları gerekti hücrelerde. Kısım kısım hepimizi topladıkları için karşılaştık. O kadar ağır işkence yapıyorlardı ki. Düşünüp bana şey dedi; “Bunlar bizden ne istiyor?” “Ne isteyecekler?” “Biz bu kadar önemli değiliz ki niye bu kadar ağır–?” “Bu işte demek ki önemliymişiz yani”. Ağırdı. Mamak'ta yani bir kere 8 Kasım. Demek ki iki buçuk ay falan olmuş. O aralarda Emniyet’e tekrar götürüldük DAL’dan. O Mamak'a artık gideceğimizin işareti. Ve tabii o sorgu ortamından kurtulmuş olmak büyük bir rahatlama fakat Mamak'a gittiğinde aslan kafesinde kalıyorsun ilk birkaç gün. Ve bilmiyorsun onun ne kadar süreceğini. O da böyle dört tarafı şeyler, demir şeyler, söyle adını.Eylem DelikanlıKafes.Murat ÇelikkanKafes. Bir kafesin içindesin yani. Ve sürekli dayak yiyorsun. Yani ya marş söyletiyorlar, ya askeri oturma kalkma yaptırtıyorlar. Yapamadıkça copluyorlar. Daha çok el uzatıyorsun copluyorlar gibi. Şeyde de sonra koğuşa geçtiğimizde de ben herhalde şeylerle geldiğim için ilk merkezle dedeldiğim için C-Blok'a gittim. C-Blok genel olarak biraz daha rahattı. Sonunda D-Blok'a gittim. Çünkü hastalandım orada. Hastalığım da şey bütün vücudum bir türlü mantar gibi alerji oldu. Dolayısıyla iltihaplandı her yerim. Mantardan büyük ihtimalle yani şeyi çok problemli değil, hastalığın kendisi çok problemli değil ama görünümü ağır olduğu için beni daha hafif yerlere aldılar. Sonra da bir dört ay, yok, altı ay sonra mı beş ay sonra mı ne tahliye oldum. Fakat tahliye şöyle, bir kadın arkadaşla beraber, iki kişi tahliye olmuş davadan. Bizi askeri araca bindirdiler, taşıma aracına demir parmaklıklı. Ve Mamak dışına çıktık. Bırakacaklar yani orada. Çıktık, bıraktılar. Fakat bir meydana bıraktılar. Bütün meydanın etrafı polisle çevrili. Bizi tekrar aldılar oradan. Ve tekrar DAL’a götürdüler. Ben artık aklımı kaçırıyorum, ikinci bir süreç başlayacak burada diye. Fakat iki gün falan kaldık. Bizi tekrar Mamak’a götürdüler. O sırada savcılık itiraz ettiği için tahliyemize, mahkeme gıyabımızda tutuklama kararı vermiş, tekrar geldik. Fakat bu sürece olduğu için bu sefer beni azılı kabul edip A Blok'a aldılar. A Blok'ta faşistlerle birlikte kalıyorsun koğuşlarda ve çok dayak yiyorsun.Eylem DelikanlıYani... Faşistlerden?Murat ÇelikkanHayır.Eylem DelikanlıGardiyanlardan?Murat ÇelikkanAskerlerden. Askerlerden. Yani şey olmadığını böyle dar koridorlar var. Koridorun iki tarafına askerler diyor. Sen ortalarından geçiyorsun bir yerden bir yere giderken. Sürekli copluyorlar seni. Ya da eğitime çıkıyorsun bir yarım saat falan. Orada el, yani herkesin elleri şişti zaten. Ya da koğuş kapısından elini uzatıyorsun. Ben epey dayak yedim orada yani. Sonra da bir 8 ayın sonunda bu sefer hakikaten tahliye oldum.Eylem DelikanlıPeki senin bu süreçte avukatlarla bağlantın, görüşmen ya da aileyle görüşmen oldu mu?Murat ÇelikkanTabii tabii annem sürekli görüşe geldi. Bir kere de babam geldi, yanlış hatırlamıyorsam. Babam aynı zamanda avukatlık da, yani fiilen avukatlık yapmıyordu ama avukat kimliğiyle geldi bir kere. Komikti ikisi de. Benim annem yani çok gençliğinden beri çalışan bir kadın. Makyaj falan hiç yapmazdı. Ve öyle giyimdi miyimdi hiç öyle şeyleri de pek yoktu. Mamak’a görüşe geldi. Üstünde bir kürk ve makyajlı. Ben deliriyordum tabii yani. Ne bu hal diye. Hiç gayet sakin oturdu ve şey dedi, “Sırada öne alıyorlar bizi.” Mektuplaşmalar oluyordu her hafta yasak değilse görüş oluyordu ama görüş tabii onun arkasında bir yer, senin arkanda bir yer. Ve çok kısa süreliydi. Cam, kapalı görüş yani. Telefonla yaptığın. Kısa sürede yapabiliyordun. Sonra koğuşta ben sınırda yatıyordum. Herhalde siyasi bilinci bunun var diye beni sınıra koymuşlardı faşistlerle. Bir kere galiba böyle bir şey oldu. İçeride bir çatışma oldu. Onda tabii ki ben galiba sırada koğuş sorumlusuydum, dayağı ben yedim yani onda. Ama onun dışında iyiydi. Yani moral iyiydi. Çok büyük şeyi de bilmiyorsun. Yani ne ölçekte ne olduğunu bilmiyorsun. İyi kötü şeyi duyuyorsun. Yani merkez komiteden insanların da orada olduğuna, herkese yönelik yapıldığına onu daha çok dalda öğreniyorsun zaten. Duyuyorsun yani öyle olduğunu. Ama yani iyi hatırlıyorum ben Mamak’ı. Mamak tatlısını falan da tabii çok keyifle, zevkle hatırlıyorum. Şöyleydi, koğuşta teorik ve pratik ders vardı sabahtan akşama. Ayakta uygun adım marşla yürüyüp marş söyletirlerdi. Ya da mikrofondan Atatürkçülük dersleri dinlerdin ve o erler seni imtihan ederdi eğer bilmiyorsan. Görüşe çıkabilmek için de İstiklal Marşı'nın on kıtasını bilmek gerekirdi. Çünkü bir kıtanın başlangıcını söylerler, devamını getiremezsen çıkartmazlardı. Dolayısıyla herkes ezberlemişti on kıtayı. Ama çok ağırdı koşullar. İlk defa şey yaptığımızı hatırlıyorum. Bir sayıma çıktığımızda yukarıdan hepimiz ikinci düğmelerimizi açarak çıkmıştık. İlk direniş. Çünkü en ufak bir uygunsuzluk varsa zaten dayak yiyordun ama öyle çıkmıştık. Yani ufak ufak şey başlamıştı benden sonra daha da büyük direnişler oldu Mamak'ta, hem kadınların hem diğer koğuşların.Seni Ankara Devrimci Yol davasının, ana davanın içerisine dahil etmişlerdi. Hangi maddelerden suçluyorlardı hatırlıyor musun?Hatırlamıyorum şu anda. Bulurum ama. Eylem Delikanlı: Oradan beraat etmedin, tahliye oldun. Murak Çelikkan: Tahliye oldum ve dava açılmasına gerek bulunmadı.