Neşe Keskin

Memory Museum for Historical Justice

 

Transcript
Toggle Index/Transcript View Switch.
Index
Search this Index
X
00:00:16 - Çocukluk ve eğitim hayatı

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Bugün 18 Ekim 2023 Köln’deyiz. Bugün Neşe Keskin’le konuşacağız, teşekkür ederiz öncelikle kabul ettiğiniz için. Uzunca bir dönemi konuşacağız ama böyle başından başlayalım nerede doğdunuz, ne zaman doğdunuz, nasıl bir ailede büyüdünüz onları anlatır mısınız?

NEŞE KESKİN: Ben de teşekkür ederim Eylem, hoş geldin Köln’e ayrıca.

EYLEM DELİKANLI: Hoş bulduk.

NEŞE KESKİN: Şavşat’ta doğdum. Gürcü bir aileden gelmekteyim. 8 çocuklu bir evde büyüdüm. Şavşat’ta doğdum, Şavşat’ta büyüdüm. Cumhuriyet Halk Partili bir babanın ya da ailenin ya da çevrenin, bütün çevre öyleydi, öyle bir yerde büyüdüm.

EYLEM DELİKANLI: İlk, ortaokul, lise hep Şavşat’ta mı?

NEŞE KESKİN: İlk, ortaokul, lise Şavşat’ta okudum. Liseden sonra eğitim enstitüsünde kayıtlıyken artık okuyamadım, o arada evlendim. Adnan, eşim Artvin’de tutuklandı, cezaevine girdi. Ankara’da okuyacaktım. Bir daha oraya dönmedik. Şavşat’ta kaldım ve ondan sonrası zaten 78 yılında evlendik. 79, 78’in Ekim, Kasım aylarından itibaren de Şavşat’ta biraz daha, biraz daha yoğun, daha profesyonelce devrimcilikle uğraşmaya başladım. Öyle. Ondan sonra da 12 Eylül geldi.

00:01:58 - 70’li yıllarda Artvin’de devrimci çalışmalar

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Çok hareketli yıllar, Artvin de hareketli bir yer. Oldukça da devrimcilerin ve hatta Devrimci Yolun çok örgütlü olduğu bir il. Neler yapıyordunuz 78’e, yani daha yoğun zamanlara gelene kadar ne tür çalışmalar yapıyordunuz? Onlardan biraz bahseder misin?

NEŞE KESKİN: Lise son sınıfa denk gelmişti benim devrimcilikle biraz daha tanışmam. Ya da işte hemen akabinde biz Adnan’la evlendik. Ben daha çok kadın çalışmasında bulunuyordum ya da mahalle çalışmaları yapıyorduk. Köylere gitmeye başladık, 79 senesinde köylere de gidiyorduk sürekli, düzenli olarak. Şavşat’ta da bütün mahallelerdeki kadınlarla çalışmalar yapıyorduk. Seminerler yapıyorduk. Yani öyle bir hal aldı ki Şavşat’taki Devrimci Yol, öyle bir kitleselleşti ki 79 senesinde yapılan mitingler çok kalabalık, çok coşkulu hatta bir 23 Temmuz mitingi yapıldı, saldırdılar katliam yaptılar. 5 kişiyi öldürdüler o mitingde. Devrimci Yolun yaptığı çalışmalar çok ileri boyutlara ulaşmıştı. Biz de bunu daha çok, ben ve bazı arkadaşlarım kadınlar kesiminde faaliyette bulunuyorduk.

00:03:24 - Kadın çalışmalarının hareketin kitleselleşmesine katkısı

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Kadınların çalışması sonraki dönemlerde daha sağ siyasetin de yoğun uyguladığı bir yöntem oldu aslında. Ama o dönemde tabii ki devrimcilerin daha çok ağırlık verdiği bir şeydi. Kadın çalışması derken tam olarak neyden bahsediyoruz? Onu biraz açabilir miyiz? Köylü kadınların özellikle--

NEŞE KESKİN: Köylü kadınlarla da yani devrimciler köylerde sadece kadın çalışması yapılmıyordu. Kadınlar kadınlarla eğitim çalışmaları yapıldıkça ya da ortak hareket etmeye başladıkça kadınlar diğer yapılan genel çalışmaya destek vermeye başladılar. Ya da ortak çalışmalar yapmaya başladık. Çok fazla giderek kitleselleştik. Daha çok buluşmalar ve eğitim çalışmaları ilk başta yaptığımız onlardı. Mahallelerde çok sık kadınlarla buluşuyorduk. Çok köylere gidince ya da mahallelere gidince onların işlerine de yardımcı oluyorduk. Birlikte imece usulü onların işlerini de yapıyorduk. Artık kadın, her mahallede Devrimci Yol’a, bizlere gerçekten çok yardım eden, destek olan ve bizzat Devrimci Yolcu olduğunu söyleyen kadın sayısı oldukça fazlalaştı. Yani kitleselleşti giderek. Bu Şavşat’ın birçok köyünde böyle oldu. Şavşat’ın kendi içinde, aşağı mahalle, yukarı mahallede de durum aynıydı.

00:04:59 - Sömürüsüz bir dünya umudu

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Çok gençsiniz aslında, bir lise öğrencisi--

NEŞE KESKİN: Evet evet, 18, 19 yaşındaydım evet.

EYLEM DELİKANLI: Nasıl bir dünya tahayyülüyle yapıyorsunuz bunları?

NEŞE KESKİN: Eşit, sömürüsüz. Her şeyden önce bütün insanların eşit yaşayacağı, dünyanın bütün nimetlerinden herkesin eşit faydalanacağı, savaşsız, sömürüsüz bir dünya umuduyla çıktık yola. Baskının olmadığı, ezenin ezilenin olmayacağı bir dünya. Her şeyin eşit pay edileceği bir dünya umuduyla çıktık. Ve inandık.

00:05:39 - Adnan Keskin’in siyasi geçmişi

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Adnan amcayla nasıl tanıştınız?

NEŞE KESKİN: Adnan benim akrabam aynı zamanda, zaten çocukluktan beri tanışıyorduk.

EYLEM DELİKANLI: O nasıl bir çalışmanın içerisindeydi?

NEŞE KESKİN: Onun ilk başlangıç yılları yanılmıyorsam orman köylüleriyle, Şavşat’ta ormanlarıyla, orman işletmesi, orman köylüsüdür Şavşat’ın köylüsü. Adnan ilk o, yanılmıyorsam orman köylüleriyle çalışmalara başlamıştı. O da epeyce bir ses getirdi yani ormanlar, biz hala şimdi de derelere sahip çıkmak gerekiyor. O zamandan beri orman köylüleri üzerinde yapılan, var olan sömürüye işaret etmeye çalıştılar. Adnan da çok gençti, o da 20’li yaşlardaydı. O, oradan başladı daha sonra Devrimci Yol hareketi içerisinde yer almaya başladık. Şavşat’ta zaten Devrimci Yol vardı bir de Halkın Kurtuluşu vardı. Halkın Kurtuluşundan olan arkadaşların sayısı oldukça azdı. Devrimci Yol kadar şey değildi. Başka da bir siyasi hareket yoktu Şavşat’ta, sadece bunların ikisi vardı.

00:06:56 - Adnan Keskin’in tutuklanma nedeni

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Evet ben de duymadım henüz bu seneye kadar. 79 senesinde.

NEŞE KESKİN: Evet. Evet yoktu. 78 senesinde biz evlendik. Ama 10 ay sonra tutuklandı Adnan. İşte Artvin Cezaevi’nden daha sonra o firar etmişti zaten arkadaşlarıyla orada Özgüç’ün, resmi var onlarla birlikte firar ettiler.

Adnan’ın içeriye alınış nedeni Şavşat’ta bir Meydancık, ben Meydancık bölgesinden geliyorum Gürcü bölgesidir orası. Meydancık bölgesinden bir vatandaşın dövülerek, daha sonra da hastanede ölmesi sonucu Adnan’ı da aldılar. Adnan ondan 4 sene sonra falan bu davadan beraat etmişti. Ama o davadan alınmıştı. Adnan’la birlikte Şavşat’taki birçok insanı içeriye aldılar, o dövme olayının akabinde, onun akşamında birçok insanı aldılar. İçinde Adnan da vardı. Büyük bir bölümünü serbest bıraktılar. Adnan ve üç dört arkadaşı içerde kaldı. Daha 4 yıl falan sürdü bu mahkeme hatta ben Erzurum’dayken mahkemenin sonuçlandığını falan öğrenmiştik.

00:08:14 - Adnan Keskin’in cezaevinden firarı

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Firarına dair ne aktarabilirsiniz? Tek başına değildir muhtemelen?

NEŞE KESKİN: Artvin’den mi?

EYLEM DELİKANLI: Hı hı, cezaevinden.

NEŞE KESKİN: Ben, biz bayram ziyaretine gitmeye hazırlanıyorduk. Kurban Bayramı’ydı yanılmıyorsam. 79. Kurban Bayramı görüşe gitmeye hazırlanıyorduk. Evde de bayram temizliği yapıyorduk bir yandan, ertesi gün bayramdı. Şavşat’a bir haber geldi gitmenize gerek kalmadı diye. Böyle gülerek arkadaşlar geldiler eve. Yarın gitmenize gerek yok belki onlar gelecekler dediler. Nasıl, nereye gelecekler? Bir duyduk işte o gece firar etmişler. Oradan ferdi, yani sadece politik tutuklular değildi ferdi mahkumlardan da ağır durumda olanlardan da kaçanlar olmuştu, şu anda tam sayı hatırlayamıyorum. Öyle bir firar, işte daha sonra 80’in aralığından tekrardan yakalandı. O firardan sonra Adnan Fatsa Aybastı bölgesine gitmişti.

00:09:27 - Firar sonrası ilk buluşma: Fatsa Şenlikleri

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Siz buluşabildiniz mi peki sonra, firardan sonra?

NEŞE KESKİN: Firardan sonra Fatsa’daki, Fatsa Şenlikleri’ne gittiğimde görüştük, buluştuk. Öyle bir kısa buluşmamız olmuştu yani.

EYLEM DELİKANLI: Fatsa Şenliği’ne gittiniz yani bizzat onun tanığısınız. Nasıl bir şeydi?

NEŞE KESKİN: Gittim evet evet, Işılay, Enver, ben, biz hepimiz oradaydık. Orada Işılaylarla da beraberdik. Şavşat’tan bir grup gittik şenliklere. Oradan gelince biz de Şavşat’ta gene öyle bir-- biraz oradan da esinlendik ya da orada da biraz izlenimler edinerek Şavşat’ta geldik. Şavşat’ta da halk şenlikleri hemen bir komite oluşturduk, Şavşat’ta da bir halk şenlikleri düzenleme niyetindeydik. Ama olmadı tam 12 Eylül darbesi geldi. Bizim müracaatlar içerde kaldı yapamadık. Hatta o nedenle belki de şenliklerden dolayı operasyon yapacaklar zannettik. Şavşat’ta askeri birlikler 11 Eylül günü geldi, 12 Eylül’de değil. Bir gün önce Ardahan tarafından Şavşat’a çok sayıda askeri birlik geldi. Biz de şenliklere hazırlanıyorduk, dedik herhalde Fatsa’daki gibi bir nokta operasyonu yapacaklar zannettik. Ama sonrasında işte darbe olduğu çıktı ortaya.

00:10:54 - Şavşat mitingine saldırı

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Daha önceki Şavşat mitinginde var mıydınız siz? O katliamın. Nasıl bir gündü o günü anlatır mısınız?

NEŞE KESKİN: Oradaydım evet. 23 Temmuz, o da yani dedim ya gerçekten çok artık çok cidden ciddi bir kitleye sahip olmuştuk. Yani bazıları 15 bin diyordu bazıları 10 bin yani Şavşat’ın nüfusundan çok fazla insan. Müthiş bir kalabalıktı. Çok barış içerisinde, çok coşkulu, çok güzel geçen bir mitingin ardından Ardanuç grubunun, yani dağılmak üzereydik, herkes arabalarını arıyor, arkadaşlarını arıyor, TÖB-DER hükümet konağı arasında bir yerdeydik hepimiz. Biz de dışarıdan gelen arkadaşları gördük, köylerden gelenleri gördük falan miting çalışmalarımız çok coşkulu geçmişti zaten, çok güzel geçmişti. O günü böyle, o miting çalışmalarından önce Şavşat’ta bir askeri komando birliği geldi. Onlar böyle Şavşat’ta terör estirmeye başladılar. Esnafa eziyet etmeye başladılar. Alışveriş yapıp örneğin parasını ödememe gibi ya da sıradan insanlara kimlik sorup tartaklama gibi falan yani Şavşat’ta bir huzur bozma şeyine giriştiler bunlar. Ardından, ardından bu miting oldu işte ve böyle kanla bitirdiler. Yani çok böyle açık kitleye şey hedef yaparak taradılar, taradılar. Ölenlerden bir tanesi Adil Bilir belediyede çalışan yani belediyenin bir binanın üçüncü katında vurularak öldü. Çok kalabalıktı. Dağ taş insan doluydu Şavşat’ta. Ardanuç grubunu bilinçli mi sokmadılar Şavşat’a orasını bilmiyorum, yani.

EYLEM DELİKANLI: Ardanuç grubu nedir?

NEŞE KESKİN: Ardanuç’tan gelen kitle Şavşat’a girememiş. Onlar geç kalmışlar. Onlar miting bittikten sonra geliyorlar ve onlar da yürüyerek işte bizim bulunduğumuz alana girmek istiyorlar, slogan atıyorlar. Yani öyle ateş açılacak bir durum yok aslında. Ama miting saati bitti herkes dağılırken yeni bir grup geldi diye onu bahane ederek ateş açtılar.

EYLEM DELİKANLI: Anladım orada bir şey oldu, kızışma oldu.

NEŞE KESKİN: 5 kişi, 5 kişiyi öldürdüler. 5 kişiyi öldürdüler o mitingde. Mitingin bitiminde. Çok kalabalıktı, çok coşkuluydu, çok güzel geçen bir miting sonunda kana bulandı.

00:13:49 - 12 Eylül darbe sabahı

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Siz bunun ardından Fatsa’daki şenlikten de esinlenerek daha 79’un sonlarına doğdu sanırım başka bir şenlik düzenlemek üzere değil mi?

NEŞE KESKİN: Eylem, e tabii tabii 12 Eylül tabii tabii bundan sonra oldu Fatsa, tabii. Çünkü biz şenliklere hazırlanırken yeni bir operasyon Şavşat’a zannettik meğer darbe olmuş. Operasyon zannettiğimiz için biz evlerimizden ayrıldık, ben kendi evimde değildim. Ayrıldık, kendimizi biraz sağlama aldık Şavşat’ta. Benim gibi çalışan arkadaşların hemen hemen hepsi, biz evlerimizde değildik o gece herkes kendine bir yer ayarlandı. Tabii ki arkadaşların haberi vardı bundan. Ben de bulunduğum evde sabaha karşı ev sahibi uyandırdı beni, hemşireydi kendisi çalışıyordu. Geldi dedi ki, nöbetçiydi üstelik, geldi dedi ki Neşe dedi bu operasyon değil dedi, ay tüylerim diken diken, operasyon değil Neşe bu dedi darbe yapmışlar dedi. Televizyonu açtı. Televizyonda generalleri gördük işte darbe olduğunu öyle anladık.

EYLEM DELİKANLI: Ne yaptınız?

NEŞE KESKİN: Hiçbir şey yapamadık o anda.

EYLEM DELİKANLI: O evde kaldınız mı bir süre?

NEŞE KESKİN: O evde kaldım. O gün de o evde kaldım. Bütün sokaklarda jandarmalar devriye geziyordu. Bir biçimde Şavşat’ta Meral’le, başka bir kız arkadaşım vardı, onunla haberleştik. O da başka bir yerde kalıyordu. Dedik darbe olmuş, biz geçici olarak kalmayacağız yani bu evlerde. Sonra Şavşat’ı terk ettik. Şavşat’ı terk ettik ve benim dağ sürecim başladı. 9, 10 ay kadar, Eylül 12’den 27 Mayıs’a kadar illegal olan bir sürece girdim.

EYLEM DELİKANLI: Adnan Keskin nerede bu arada? Siz beraber misiniz?

NEŞE KESKİN: Adnan Keskin bu arada, ayrıyız tabii ki onu Fatsa’da gördüm ayrıldım zaten geldim Şavşat’a. O da orada profesyonel Aybastı’da. Aybastı’da profesyonel çalışmalar yapıyordu. Ayrıydık. Kâh evlerde ama daha çok sığınaklarda kalarak dağ sürecini geçirdik. Arkadaşlarımızı kaybettik tabii ki bir şey yapılamadı yani, hiçbir şey yapamadık.

00:16:32 - Dağda kaçaklık günleri

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Şimdi böyle anlatınca tabii çok şey anlaşılmıyor o dönemin soğuğun, işte kış aylarında kalmışsınız daha çok.

NEŞE KESKİN: Bütün bir kışı dağda geçirdik.

EYLEM DELİKANLI: Nasıl bir şey? Bir günü anlatır mısınız bana? Dağda bir gününüzü?

NEŞE KESKİN: Şöyle söyleyeyim, genç olduğun için ve çok ideallerin olduğu için dayanıyorsun. Hala umudumuz vardı. Onun dışında dayanılabilecek bir şey değil. Yatağınız yok, yorganınız yok, sağlam giysileriniz yok. Bizim dağlık bölge ya çamur, ben bir gece biz bir karda yürüdük o sonunda kustuğumu hatırlıyorum. Ben bir operasyonda bir iz bırakmamak için bir ormana geçerken atladım. İz olmasın diye ayağımı burktum. Burkuk ayakla iki gün yürüdüm, daha doğrusu yürüyemedim yanımdaki bir arkadaşım ona bir hayat borçluyum, sırtında taşıdı. Yani birkaç ay da ayağımın üstüne hiç basamadım o ayakla öyle idare etme-- Bacağım simsiyah olmuştu. Ekmeğin yok, yemeğin yok, yiyecek bir şeyin yok, ilişkin yok, kâh operasyon düzenleniyor, nöbete kalkıyorsun, gece üçte nöbete kalkıyorsun, sabah beşte nöbete kalkıyorsun, nerede kalırsan kal bu işin bir de nöbeti var ve aç susuzsun, günlerce ekmeksiz kalabiliyorsun, yemeksiz kalabiliyorsun şakası yok, zor. Yani bu işin şakası yok. Çok soğuk, kış. Bazen evlerde kalıyorduk o bizim için çok lüks oluyordu tabii ki ama illegalsin yani her bir motor sesinde kalkıp üstünü giyiniyorsun ya da zaten üstünü çıkarsan başka ne giyineceksin yedek elbisen de yok. Bitlendik. Yani ben bitlerden de günlerce uyumadığımı hatırlarım. Çok zordu ama ben de dahil başka arkadaşlarım, yani arkadaşlarımız vurulduğunda, öldürüldüğünde çok zorlanıyordum. Erkan’ın öldüğünü hatırlıyorum ve çok zorlandığımı hatırlıyorum çok çok çok çığlıklar attığımı hatırlıyorum. Arkadaşlar yakalatacaksın bizi dediler. Zor, kolay değil. Şimdi bazen bakıyorum o kapkaranlık zifiri karanlık ormanda yürüyorum. Bir köyden başka bir köye gidiyoruz. Yakın değil, araban yok, şeyin yok yani. En az iki saat, üç saat yol yürüyorsun. Ekmeğimiz yok, açız. Böyle değilim tabii, zayıf. Bunun yarısını düşüneceksin.

00:19:44 - Şavşat’ta operasyon beklerken darbeyle karşılaşmak

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Darbe geldikten sonra işte bu hep şimdi tartışıla da geliyor, çok tartışılan da bir şey yani darbeye karşı niye mücadele edilmedi meselesi var bildiğin gibi senin de. Bu örgütün bir kararı mıydı? Yoksa oradaki sivil, yani sizlerin inisiyatifiyle alınmış bir karar mıydı? Dağa çekilme ve oradan belki bir mücadeleyi--

NEŞE KESKİN: Bizler değil, ilk dağa çekilme bence böyle bir kendiliğinden bence, kaçan kaçtı çünkü ilk günlerde herkes dağdaydı. Yani ortaokul yaşındaki çocukları bile evlerine göndermeye çalıştık. Siz gidin dedik. Onlar bile kaçtı. Herkes kaçtı Şavşat’tan. O ilk başı öyle oldu yani öyle hazırlıklı falan yakalanmadık darbeye. Şavşat’ta böyleydi. Biz hazırlıklı falan değildik. Çünkü operasyon zannettik. Sonradan neden mücadele edilmedi yani ben, benim bulunduğum birimde biz anca kendimizi savunma durumuna düştük. Benim zaten bir silahlı bir eğitimim yoktu ki Eylem. Ne yapabilirdim yani, benden bir şey olmazdı. Nöbet tutuyordum falan yani. Profesyonel değildik, hazırlıklı değildik ve darbecilere karşı işte ancak 10 ay falan o kadar saklanabildik.

EYLEM DELİKANLI: Daha defansif bir şey, durum aslında.

NEŞE KESKİN: Evet. Tabii.

00:21:19 - Dağdaki sığınağa jandarma baskını

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Nasıl yakalandınız peki?

NEŞE KESKİN: Bir sığınakta yakalandık. Çok iyi kamufle edilebilen bir sığınaktı. Ormanlık bir araziydi ama orta yeri sığınağın üstü boştu. Şöyle iç içe, iç içe kapılar böyle çerçeve çerçeve yapılmış kapılar, onlar içeriye girince direkt önce giriyorsun sonra ama içeriye doğru bizim kaldığımız yer. Yani bizim kaldığımız yer de şu odanın yarısı kadar bir yerde biz 8, 10 kişi 12 kişi kalıyoruz. İçerden sac kaplamışlar arkadaşlar ki bu sığınaklar da çok yoktu yoksa her yerde bolca sığınak yapılırdı, hazırlık dediğin öyle olur. Yiyecek konur içine falan yani. Öyle ki kaldığımız yerle kapı arasında şöyle bir koridor gibi bir mesafe vardı. O nedenle bize direkt çok ateş açtılar, çok kurşun yağmuruna tuttular ama bizi şey yapamadılar çünkü kapı girişiyle bizim bulunduğumuz yer farklıydı. Öyle bir sığınaktaydık. Bir gün önceden iki grubu çok yani yaklaşık ben ne bileyim 2 hafta mı 3 hafta mı belki de şimdi çok uzun geliyor zaman hiçbir şey yiyemedik çok açtık ekmeğimiz, yemeğimiz hiçbir şeyimiz yoktu. Bayramdı gene, gene bir Kurban Bayramı idi, arkadaşlar şeye karar verdiler, köylere gidelim dediler bir grup iki grup, köylere gidelim işte girersek yarın akşam geriye döneriz. Bir grup Pınarlı köyüne gitti. 4 kişi 5 kişi kadar. Bir 3 kişilik bir grup da başka bir bölgeye gitti. Biz de birkaç arkadaş orada sığınakta kaldık. Ben de, çok minik bir sobamız vardı. Onu çıkardık. Akşam gece olunca onu bazen böyle yakıyorduk. Bu giden gruplardan bir tanesi geldi sabaha karşı. 2, 3 kişilik olan grup geldi. Diğer 4, 5 kişilik bir grup da başka bir köye gitmişti. Onlar da şey demişlerdi biz gidiyoruz köye girebilirsek, yakalanmadan köye girersek kalırız yarın geliriz, giremezsek zaten bu gece geliriz. Yani bu gece de gelebilirler yarın da gelebilirler. Diğer giden gruptan birisi de bayram nedeniyle bir eve giriyor bir evden ekmek getiriyorlar köy ekmeği, et getiriyorlar, hiç unutmuyorum bir de ciğer getirmişlerdi yanılmıyorsam. Ben o sobanın üzerinde o etleri pişirdim ondan sonra çok lezzetliydi halbuki ne tuzumuz ne biberimiz hiçbir şeyimiz yoktu ama çok lezzetli gelmişti bize. O ekmekleri de hazırladık. Sabah 4, 5 gibi sobayı içeriye aldık, kamufleyi yaptık iki arkadaş dışarda son kamufleleri yapıp içeriye gireceklerdi. Onlar dışardayken ayak sesleri duymuşlar. İçeriye bağırdılar ayak sesleri var diye. O sırada biz tekrar haber verelim dedik, jandarma basmış. Meğer giden gruptan bir tanesi Özgen Odabaş isimli birisi ayakkabılarımı bağlayacağım bahanesiyle geride duruyor ve kalkıp bizim kaldığımız dağa yakın köyde karakol vardı oraya gitmiş. Demiş bana iyi bakın, bana işkence yapmazsanız ben size Şavşat’ın işte Ensar Karahan işte Fahrettin Aksakal işte Sinan Demir, Neşe Keskin böyle bir grup bunları yakalatırım demiş. Onlar da demişler biz sana çok iyi bakarız. Nitekim de çok iyi baktılar herhalde çünkü sonradan cezaevinde gördüğümde iyi görünüyordu. O getirmiş, getirmiş, tam böyle kapıyı da göstermiş. Etrafı da göstermiş. Öyle epey bir sürdü, epey bir taradılar sığınağın kapısını. Öyle bize bir şey yapmalarına imkân yoktu yani bombalamayı artık düşünüyorlardı içeriye bir bomba atmaktan başka şeyleri kalmamıştı. Bizim de içerdeki arkadaşlar herkes hani dışarıya ben birisi bir şey yapmamıza imkân yoktu bizim de hani herkes ben çıkayım işte askerin jandarmanın dikkatini dağıtayım, çekeyim siz belki kurtulursunuz. Gerçekten, gerçekten yüzde bir yüzde iki belki bir kişi, iki kişi belki kurtulabilirdi. Öyle bir yerdi. Ben hala öyle inanıyorum. Sonra teslim olmaya karar verdik.

EYLEM DELİKANLI: Bu grubun içerisinde İbrahim Aydın da var mı?

NEŞE KESKİN: Vardı. İbrahim Aydın da vardı. İbrahim Aydın da, o biraz böyle yaralıydı da. İbrahim Aydın, o da bir kolundan bir bacağından kurşun şeyleri vardı. Yakalandığımızda nasıldı durumu, ama çok iyi değildi sağlığı.

EYLEM DELİKANLI: Aslında sizi oradan sağ çıkarmak gibi bir niyetleri yok yani bu kadar hedef alarak zaten ateş ediyorlarsa.

NEŞE KESKİN: Ya sağ çıkarmak istemişlerdir ama çıkarmasa da başka türlü başka türlü orada bize bir şey yapamazlardı yani. Sonunda öyle çıkarırlardı. Onlar için de birçok herhalde önceden planlanmış bir şey değildi. Adamın biri gidiyor ve onlara da işte iyi bir şey doğdu.

EYLEM DELİKANLI: Fırsat.

NEŞE KESKİN: Fırsat doğdu onlara da.

00:27:37 - Tutuklanan devrimcileri halk önünde teşhir etme

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Sizi çıkarıp sonra ne yaptılar?

NEŞE KESKİN: Bizi çıkardılar, kemerlerimizi ellerimize, çünkü kelepçe bile yoktu yanlarında. Kemerlerimizi ellerimize bağladılar. Hepimizin pantolonları düşüyordu onu hatırlıyorum. Herkes pantolonunu, o kadar zayıflamıştı herkes öyle indirdiler şeye ana caddeye indirdiler. Oradan da ana caddeye indirdiler, oradan da Veliköy Karakolu’na götürdüler önce. Orada bir fasıl dövdüler falan. Sonra aldılar Şavşat’a götürdüler. Şavşat’ta bizi böyle bir tek sıra dolaştırdılar. Yani herkese gösterdiler ibret olsun diye.

EYLEM DELİKANLI: Sonra nereye götürdüler oradan?

NEŞE KESKİN: Sonra Artvin’e götürdüler aynı gün, aynı gün Artvin’e götürdüler. Artvin Öğretmen Okulu’na götürdüler önce. Ahmet Selek bizimle tanışmak istemişti. Çok çok şiddetli kaba dayakla karşıladılar bizi. Merya’da da şeyde de Artvin’de de. Sonra Artvin aşağıda gözetim evinde ben gitmeden önce bir, bir kız arkadaş bir askerin taciz denemesi sonucu kendini balkondan atıyor. Ondan sonra işte kadınları aşağıda tutmamaya karar veriyorlar. Beni emniyete götürdüler, Artvin valiliğin orada, emniyet müdürlüğüne götürdüler. Orada kaldım 46 gün.

00:29:29 - İşkenceli sorgu süreci

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Nasıl bir sorguydu?

NEŞE KESKİN: Bizdeki sorgu, yani işkencenin her türünü denediler. Yalnız Ensar Ağabey öldü. Bizim Ensar Karahan. Biz beraberdik. Ensar Ağabeyi öldürdüler. Onun ölümünden sonra biraz paniklediler, biraz şaşırdılar ve biraz böyle dozunu azalttılar. Yani o sorguyu da onun şeyiyle geçirdik. Ensar’ın, Ensar Ağabey’in kaybıyla geçirdik.

00:30:13 - İşkence sonrası anneyle ilk görüşme

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Aileniz sizden haber alıyor mu bu arada?

NEŞE KESKİN: Bu arada tabii bizi Şavşat’ta gezdirdiler. Ailemizin de Şavşat küçük bir yer. Bütün Şavşat’ı toplamışlardı. Ailemden kardeşlerim, annem, babam seyrettiler. Nasıl seyrettiler bilmiyorum tabii ki. Ardından annem özellikle her gün Artvin’e geliyor. Beni arıyor bulamıyor. Bir daha geliyor bir daha geliyor her gün geliyor yani 5, 10 gün geliyor, 15 gün geliyor her gün Şavşat’tan gelen minibüslerle geliyor. İşte 2 hafta sonra falan buldu annem beni Artvin’de. Annem böyle iki büklümdü beni koridorda gördüğünde. Annemle birbirimize böyle sarılmak için yöneldik, yok sarılmak yok dediler, ‘tamam yavrum tamam yavrum sarılmam sarılmam, ben bunu gördüm ya’ dedi. Anneme kanlı elbiselerimi verdiler. Nedir dedi, bir çıkardı baktı, yüzlerine baktı, vermeseydiniz keşke bunları bana dedi. Ama bulduğu için, sonunda bulduğu için biraz, sonra işte bir iki defa daha geldiler görmeye. Biraz tabii ki dayağın işkencenin izi geçtikten sonra. Oradan Erzurum, 3 yıla yakın Erzurum.

00:31:43 - Artvin DEV-YOL dava süreci

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Bu arada dava başladı mı, devam ediyor mu, siz avukatlarla görüşüyor musunuz?

NEŞE KESKİN: Artvin’de. Artvin DEV-YOL. Tabii tabii toplu dava. Zaten davanın hazırlıkları başlamıştı. Biz sonradan yakalandık, 81 Mayıs, 27 Mayıs. Yani merkezin sorgusu hemen hemen, biz son gelenlerden. Son gelenlerdendik hemen hemen, üstünden epey zaman geçmişti. Başlamıştı dava.

00:32:13 - Dağda ve cezaevindeki kadınlar

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Kaç kadın vardı Erzurum’a gelen?

NEŞE KESKİN: İki. Bir ben bir de Meral.

EYLEM DELİKANLI: O kadar küçük. Bir grup bile değilsiniz aslında.

NEŞE KESKİN: Değiliz değiliz. Çok sayıda kız, genç kız, kadını aldılar bıraktılar ama. Dağda kalan iki kişiydik. Dağda iki kişi kaldık biz.

EYLEM DELİKANLI: Erzurum hapishanesinde bütün bu süreç boyunca kadınlar koğuşu diye bir şey var herhâlde. Oradaki nüfus ne?

NEŞE KESKİN: 50 kişilik falandı ama biz şeylerle beraber kaldık orada, diğer mahkûm kadınlarla hapishane, kadın cezaevi kaldık. Başka siyasetler vardı. Kürt siyasetlerinden arkadaşlar vardı, Devrimci Yolcu başka siyaset, ama Devrimci Yolcular ağırlıktaydı. Bu sadece Artvinli kadınlar değildi. Kars, Erzurum o bölgenin kadınları da vardı. Öyle büyük bir komünümüz vardı.

00:33:11 - Erzurum’daki askeri ve sivil cezaevi koşulları

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Aslında Erzurum’un şartları da çok zor yani işkenceler de devam ediyor bir taraftan gerçi sizin gittiğiniz sene belki biraz artık yavaşlamış da olabilir ama nasıl bir şeyle karşılaştınız sen gittiğinde?

NEŞE KESKİN: Biraz evet, evet biraz yavaşlamıştı ama arkadaşlar, biz sivil cezaevinde kaldığımız için biz rahattık. Yani bizim arkadaşların yaşadığı şeyleri biz yaşamadık. Orada kadın koğuşu açmadılar. Arkadaşların kaldığı askeri cezaevi, Karskapı Askeri Cezaevi’nde kadın koğuşu açmadılar. Bizi o nedenle orada tuttular. Orada kaldık biz. Arkadaşların çok zorlu, çok zorlu zamanları oldu. Remzi İpek ya da İpekçi isimli bir cezaevi müdürü albay vardı. Albay mı yarbay mı bilmiyorum. Çok işkenceler yaptı. Çok işkenceler yaptı arkadaşlara. Biz de onlara şey taşırdık, üstümüzde aramalardan geçirebilirsek, biz genelde kızların hiçbirisi elimize geçen bir bonbon bir şeker bile yemezdik arkadaşlara götürürdük onlar yesinler diye. Öyle zamanlar olurdu ki mesela bir yapıştırıcıya ihtiyaçları var çünkü ellerinde hiçbir şey yoktu. Bizden isterlerdi. Biz de mahkemeye, mahkemede görüştüğümüz için mahkeme salonuna götürmeye çalışırdık. Orada verirdik arkadaşlara. Onların o açlık grevleri süresince onlara destek açlık grevlerine falan gittik biz de ama onun dışında çok fazla bir şey yapamadık ne yazık ki.

00:34:56 - Yargılandığı ceza maddeleri

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Hangi maddeden yargılanıyordun?

NEŞE KESKİN: Önce idamdan açtılar sonra 146’ya çevirdiler. 5 yıl ceza aldım. İşte 2 sene 8 ay yatmıştım. Onunla tahliye ettiler.

00:35:16 - Adnan Keskin’in cezaevi süreci ve ikinci firarı

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Bu arada peki Adnan amcayla nasıl görüşüyorsunuz yani görüşmek derken iletişim kurabiliyor musunuz?

NEŞE KESKİN: Mektuplaşıyoruz. Onunla telgraf işte birbirimizi, telgraflarım durur, mektuplarım durur. Mektuplaşıyorduk.

EYLEM DELİKANLI: O neredeydi?

NEŞE KESKİN: O çok gezdi. Ordu Efirli Cezaevi, Samsun Cezaevi, Erzincan, Amasya, Çorum cezaevlerini gezdi.

EYLEM DELİKANLI: Kaç sene yattı toplamda?

NEŞE KESKİN: 7 sene yattı. 7 senenin sonunda Erzincan’dan firar etti.

EYLEM DELİKANLI: İkinci kez.

NEŞE KESKİN: İkinci kez.

EYLEM DELİKANLI: Peki o ne zaman yakalandı?

NEŞE KESKİN: Adnan’a o zamanki Nokta Dergisi köstebek gene kaçtı diye bir başlık atmıştı. Kayınvalidem Nokta Dergisi böyle biz evde konuşulurken o da o dergiyi almış bana getirdi, dedi ki ‘Köstebek ne demektir?’ dedi, tarif ettim dedim ‘işte toprağın altından yürüyen’ gösterdim ‘işte bir hayvan’, ‘iyi bir şey değilmiş’ dedi. Dedi dergiyi fırlattı. Evet ikinci sefere

EYLEM DELİKANLI: Nerede yakalandı ilk, en son Fatsa’da siz gördünüz onu. Aybastı’da.

NEŞE KESKİN: Aybastı’da yakalandı. 80 Aralık.

EYLEM DELİKANLI: Daha erken yakalanmış.

NEŞE KESKİN: Evet evet. Erken yakalandı.

EYLEM DELİKANLI: Ve ilk götürüldüğü yer?

NEŞE KESKİN: İlk götürüldüğü yer Ordu Efirli Cezaevi. Oradan Samsun’a, yok oradan Erzincan’a götürülüyorlar sonra Samsun tekrar Erzincan yani epeyce bir gezdirdiler Adnan’ı. Amasya. Ben çıktığımda Adnan Amasya Cezaevi’ndeydi. Ben onu görmeye ilk Amasya’ya gitmiştim.

00:37:16 - Adnan Keskin’i cezaevinde ziyaret

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Hatırlıyor musunuz o günü?

NEŞE KESKİN: Hatırlıyorum.

EYLEM DELİKANLI: Nasıl bir gündü?

NEŞE KESKİN: Şubat, soğuk bir Şubat, ben çıktım tabii eve Şavşat’a geldim. Hemen ertesi gün Adnan’ın yanına gitmeye karar verdim. Adnan’ın bir büyükbabası vardı Adnan’ı çok seven. Adnan da onu çok severdi. Büyükbaba da 90, 100 yaşında falandı. Ben gideceğim deyince bana dedi ki beni de götür dedi. Götürürüm falan dedim, götürürüm büyükbaba dedim ama adam böyle dinç falan bir adamdı. Sonra kayınvalidem kayınpederim karşı çıktılar. Dediler ki bu kış günü bununla nasıl uğraşacaksın? Sen bunu nereye götürüyorsun? Sen de ki ilkbaharda götürürüm. Dedim ki büyükbaba ilkbaharda, dedi ki seninle onlar konuşmuşlardır dedi onlar benim gücümü aslında bilmiyorlar ben başarırım dedi. Ben onu bir görsem ömrüm uzar aslında dedi. Böyle arada kaldım ama izin vermediler evdekiler. Tam biz yola çıkmadan bir gün önce büyükbabayı kaybettik. Öldü büyükbaba. Onu kaybettik, bu sefer onu toprağa verdik falan hemen bir hafta, en geç iki hafta sonra Amasya’ya gittim, Adnan’la orada görüştük. Aşağıdan bakıyorduk, yukarıdan tel örgülerden konuşuyorduk, tekrar aşağıdan camdan bakıyorduk, yukarıya çıkıp konuşuyorduk. Böyle bir görüş, böyle bir görüş ama birbirimizi görebildiğimiz için bunca şeyden sonra mutluyduk tabii ki de.

00:38:55 - Aybastı DEV-YOL dava süreci

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: İdamla yargılandı diye tahmin ediyorum Adnan Keskin. Sonra Erzincan’dan tekrar firar etti dediniz, daha o zaman müebbet hapse mi çevrilmişti cezası?

NEŞE KESKİN: Hayır. Tabii. Adananların ben evet evet, mahkemesini izledim Adnan’ın. İzleme olanağı buldum. Savunmalarında Erzincan’da yaptılar. Gittim bir hafta Erzincan’da kaldım ve Adnan’ın ve birkaç arkadaşın savunmalarını dinledim. Çok müthiş savunmalar yaptıydı. Çok güzel savunmalar yaptıydı mahkemede. Arkasından karar verildi. İdam, şimdi davadaki faşistler de var yargılanan ve idam alan.

EYLEM DELİKANLI: Bu hangi dava bu arada? Artvin DEV-YOL davası değil.

NEŞE KESKİN: Hayır hayır. Aybastı Davası, Aybastı DEV-YOL davası. Ve Adnan siyasi savunma yaptı. O gün idam cezası aldılar. Ceza aldıktan sonra Adnan yine kalktı mahkemede güzel bir konuşma yaptı, ‘tarih sizi yargılayacak’ dedi. ‘Biz ne kadar çok ceza alırsam ben bence o kadar iyi devrimcilik yapmışım diye düşünüyorum’ falan diye böyle güzel bir şey yaptı. Şimdi faşistler de var. Onlardan da ağır cezalar alanlar oldu. Biz işte faşistlerin sağcıların aileleri, bizler hep beraber ağlaya ağlaya çıktık.

EYLEM DELİKANLI: Peki onlar niye o davanın içerisindeler?

NEŞE KESKİN: Aybastı’da bazı olay, öyle bazı olaylar olmuş ki işte iki taraf da aynı mahkemedeydi ve onlarla yakınlarıyla onları da getirmişlerdi, faşistleri de getirmişlerdi mahkeme salonuna. Ne yapacağınızı bilmiyorsunuz, idam aldı. Sonra işte Yargıtay’daydı, dava Yargıtay’a falan gitti. Otele geldik, Adnan’ın büyük ablası gelmişti benimle beraber. Ne yapacağımızı bilemedik orada hırkasını çıkardı hemen koltuğa serdi namaz kılmaya başladı. Güldüm, dedim ki ‘Emine Abla bitti mahkeme’ dedim. Yattığı yerde gömülü kaldı. ‘Ben ne yapayım şimdi’ dedi ‘ne yapabilirim şimdi’ dedi? Şey, zor günler ve işte o içerde yatan faşistlerin aileleri de baktı dedi ki ablam dedi ki onlar da bizim gibi ağlıyorlar Neşe gördün mü dedi. Aynı ağlıyorlar onlar da bizim gibi dedi. Öyle, yani insan kendisi yatarken, kendisi yaşarken bu kadar şey olmuyor ama görüşe gitmek daha ağır, içerde yatmaktan daha ağır. Ben ikisini de yaşadım. O hapishane kapılarında beklemek Adnan genellikle cezalıydı, giderdim görüşe çıkarmazlardı. Giderdim Samsun’a Şavşat’tan, Şavşat’tan Erzincan derlerdi ki ona görüş yasak. E ne olmuş? İşte bir temizliği reddetmiş ya da bir şeyi reddetmiş, askeri kuralları reddetmiş göremeden geriye dönerdik. Oralarda akraba olduk. Aybastılıların çoğunu tanıyorum. Çok dünya güzeli insanlar. Oralarda tanıştık. Onlar işte bana gelin derlerdi, hala öyle derler. Yani o cezaevi kapılarında beklemek, sonra görüşemeden geriye dönmek zor günler.

00:43:17 - Adnan Keskin’in firarından sonra ailenin yaşadıkları

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Firar ettiği sene 87’mi?

NEŞE KESKİN: 87.

EYLEM DELİKANLI: Nasıl haber aldınız? Haberiniz var mıydı daha doğrusu böyle bir hazırlıktan?

NEŞE KESKİN: Ya Adnan ne zaman görüşe gitsem firar konuşurdu. Bazen derdim ki nefret ediyorum gelmekten derdim ve ben hep korkardım. Ben cezaevinin dışını görüyorum Adnan içeriden bakıyor. O Samsun Cezaevi’nde öyle sürekli bir proje. Yani benimle konuşurken işte askerin kaç saatte ne kadar geçtiğini bakardı ya da o yolun nasıl bir yol olduğuna bakardı falan. Son zamanlarda da gene böyle firar dillendirdi bana. Hiç kimseye bir şey söyleyemiyorsun ve asla istemiyorsun, itiraz ediyorsun ama yok yani kararlı bir insan nasıl vazgeçirebilirsin ki. Ama oradan dışarı çıkıyorum ya o cezaevini görüyorum, diyorum ki ya yok yani buradan kuş uçurtmazlar. Bir tane ağaç yok. Çırılçıplak bir arazinin ortasına kurulmuş ve gerçekten çok iyi korunan bir cezaevi. Ya bir daha gidiyorum diyorum ki ‘Adnan sakın böyle bir delilik yapma, bak yani iki adım attırmazlar öldürürler’ falan öyle. Ama tahminim, yani hep bekliyordum hep bekliyordum telefon geldi eve beni aldılar zaten. Beni aldılar sonra babamı, işte bizim aileden kimi buldularsa aldı topladı götürdüler. Adnan’ın evdeki mektuplarını aldı götürdüler. Mektuplardan yola çıkarız diye düşündüler, okudular. Bir başçavuş vardı dedi ki ben sana sadece bunu söylüyorum dedi, o başçavuşun sonra bana yardımı da dokundu, dedi ki bu adam buraya gelecek dedi. Adım gibi eminim Adnan Keskin Şavşat’a gelecek dedi. Bu mektupları, sana bu mektupları yazan adam gelir buraya mutlaka dedi. Böyle, geldi de Şavşat’a gerçekten, beni aldılar.

EYLEM DELİKANLI: Sonra ne yaptılar? Ne zaman bıraktılar sizi?

NEŞE KESKİN: Alıyorlardı bırakıyorlardı gene gelip gene alıp gene bırakıyorlardı. Öyle yani benimle epey uğraştılar Adnan firar edince. Annesini de köyden getirdiler ifadesini aldılar. Babasını getirdiler ifadesini aldılar. Benim babamı benim annemi işte kim yakınlarda görüşüne, ziyaretine gittiyse onların ifadelerine başvurdular. Korkuttular, ‘bir şey biliyorsanız işte söyleyin ölmeden yakalayalım, öldürmeden yakalayalım’ falan.

00:46:17 - Adnan Keskin’in firar ettiği gün

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Peki Adnan Amca nereye gitmiş?

NEŞE KESKİN: Adnan Artvin’e, Şavşat’a geldi.

EYLEM DELİKANLI: Orda mıydı hep?

NEŞE KESKİN: Hayır. Yani önce otostop falan yaparak şeye kadar geliyor, Rize’ye geliyor. Rize işte böyle çok uzun hikayelerle Artvin Köprübaşı’na geliyor, Artvin Köprübaşı’nda bir çocukluk arkadaşını eşiyle beraber görüyor. Onlar da köye gidiyorlarmış bizim. Arkadaşı bunu görüyor Adnan’ı ve biliyorlar tabii Adnan kaçmış, firar etmiş. Tanıyor da. Çocukluk arkadaşı köyden komşu aynı zamanda. Adnan’ın yanına yaklaşıyor diyor ki ‘Yanımda fazla durma diyor. Ben bir taksi tutacağım sen de o taksiye atlarsın gideriz köye’ diyor. Adnan da tamam diyor ama karısı da anlıyor ve karısı çok korkuyor. Karısı Adnan’a demiş ki ‘sen bize zarar verirsin binme bizim arabaya ‘demiş. Sonra karısıyla çok kavga etmiş adam gitmiş. Adnan da görüyor tabii kavga. Adnan diyor ki ‘ya sen git’ diyor, ‘al karını git köye. Ben bir yolunu bulurum.’ ‘Yok’ demiş ‘seni almadan gitmem.’ Alıyor taksiyle götürüyor. Ama taksi, çok yağmur yağmış. Artvin Köprübaşı’nda karakolun önünde taksi bozuluyor. Yağmur yağdığı için polisler geliyorlar bunlar da içerden iniyorlar birlikte arabayı ittiriyorlar polislerle birlikte. Karakolun camında da resimleri Adnan’ın fotoğrafları aranıyor diye. Birlikte taksiyi ittiriyorlar falan öyle, fark etmiyor polisler. Öyle ilginç bir şey. Bir ay kadar köyde kaldı ama ben görüşmedim. Görüşmedim.

EYLEM DELİKANLI: Ama biliyordunuz orada olduğunu.

NEŞE KESKİN: Tabii ki biliyordum. O benimle görüşmek istedi ve benimle görüşmeye geldi. Görüşmek istedi benimle ama kabul etmedim. Kabul edemezdim Eylem ben böyle durumlarda çok mantığımla hareket ederim genelde öyleyim. Yok yani dedim ki ya bizim şimdi yarım saat görüşeceğiz diye bunca yolu, bir buçuk ay Erzincan’dan oralara kadar yürüyerek geliyor. Kâh kısa kısa otostoplar yaparak. Yani bunu nasıl ziyan ederiz? Ben çünkü bizim, benim evi, bizim evin önünde polis arabası duruyordu sürekli. Zaten polis karakoluna çok yakındı evimiz. Yok kabul edemezdim, etmedim de. Çok üzüldü, çok bozuldu, çok uğraştı, yeniden yeniden haberler gönderdi. Şavşat’a gideceğim, eve gideceğim dedi, dedim ben evde kalmıyorum diye haber gönderdim. Evde kalmıyorum, gelir annemle görüşür gidersin dedim. Gelemedi ama çok üzüldü. Yani ta ölene kadar da onun sitemini yaptı. Ben Şavşat’a geldim benimle görüşmedin. Ama ben hala görüşmemin çok doğru olmayacağını düşündüm ve öyle hala düşünüyorum yani.

00:49:42 - Yurt dışına çıkış kararı

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Nerede buluştunuz peki?

NEŞE KESKİN: Almanya’da.

EYLEM DELİKANLI: Peki nasıl, çıkmaya nasıl karar verdiniz?

NEŞE KESKİN: Çok zorlandım. Çok zorlandım ama Adnan işte buraya, İstanbul’dayken de haberleştik. Benim Şavşat’ta bir arkadaşım vardı o postanede çalışıyordu, o beni görüştürüyordu yani dinleme olmadan. Yoksa bizim telefonlar dinleniyordu, 24 saat dinleniyordu bizim evin telefonları Adnan arandığı sürece. O arkadaşım ayarlıyordu onunla görüştürüyordu beni. Öyle bir öyle bir şeylik yapıyordu bana, yardımı dokunuyordu arkadaşımın. Sonra buraya gelince artık çok ısrarla çağırmaya başladı. Almanya bana o kadar uzak geliyordu ki.

EYLEM DELİKANLI: Önce Adnan Keskin çıktı sonra mı siz geldiniz?

NEŞE KESKİN: Önce o çıktı ben 10 ay sonra geldim. 10 ay sonra ben geldim

EYLEM DELİKANLI: Kaçak kimlikle, pasaportla.

NEŞE KESKİN: Tabii sahte pasaportla. Gelirken işte eski pasaportları yeniye çeviriyorlardı falan öyle bir pasaportla

EYLEM DELİKANLI: Uçakla mı geldiniz?

NEŞE KESKİN: Uçakla geldim.

EYLEM DELİKANLI: İlk görüştüğünüz anı hatırlıyor musunuz?

NEŞE KESKİN: Hatırlıyorum. Bu şey, Köln Bonn Havaalanı Işılayların evine geldim ben. Almaya gelmişler, hani bir yer var bir kapı vardır orada bekler herkes sen de gelirsin o beni ta uzaktan koridorda görünce kapının üstünden atladı, geldi koridorda kucaklaştık tabii. Evet. 29 Temmuz günü geldim. 88’in 29 Temmuz’unda geldim.

EYLEM DELİKANLI: Aslında evlendikten sonra--

NEŞE KESKİN: Biz beraber kalamadık.

EYLEM DELİKANLI: Olmadınız ve on sene sonra neredeyse--

NEŞE KESKİN: Evet 10 sene sonra Köln’de. Işılayların, Enver Ağabeylerin evinde beraber olduk. 6 ay birlikte kaldık Işılayların evinde, sonra işte biz de bir ev bulduk kendi evimize geçtik.

EYLEM DELİKANLI: Bu aslında şimdiden bakınca çok kolay anlaşılabilir bir şey gibi gelmiyor insana. 10 sene ayrı kalmış olmak.

NEŞE KESKİN: Bizlerin yaşamı zaten böyle, anlatırken de böyle. Anlattığın gibi değil tabii yani böyle değil tabii ki. Duygu yüklü, acısı var, duygusu var, ayrılığı çok fazla. Çok fazla kaybımız var. Biz bunları yaşarken bir yandan da sürekli kayıplar verdik arkadaşlarımızı. Hala veriyoruz. Zor yani. Zor bir hayat.

00:52:41 - Almanya’ya alışma süreci

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Buraya geldiniz, burada da yeni bir düzen kurma telaşı değil mi?

NEŞE KESKİN: Evet evet.

EYLEM DELİKANLI: Buraya alışma süreci.

NEŞE KESKİN: Buraya alışma süreci. Dil yok. Türkiye’den gelirken sadece birkaç kişiye söyledim. Oradan da buraya kaçtım bu sefer, oradan da buraya firar ettim. Yani hep böyle hayatın böyle arkadan bir valizle koşturmaya çalıştık, yetişmeye çalıştık ya da bir şeyler yapmaya çalıştık. Oldurmaya çalıştık bir şeyleri. Bir yandan da hala mücadele etmek gerekir. Şimdi daha çok mücadele etmek gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık ki her şey çok daha kötüye gitti.

EYLEM DELİKANLI: Kaç sene sonra ailenizi tekrar gördünüz mesela? Geri dönebildiniz?

NEŞE KESKİN: Adnan göremedi, o hiç göremedi. O İnterpol tarafından da aranıyordu. O Almanya dışına da çıkamıyordu. Ben 6 sene sonra gidebildim. Benim içerde de yattığım için şeyim vardı sahte pasaportla yurt dışına çıkma şeyim vardı. 5,6 sene sonra gittim ben.

00:54:04 - Türkiye’ye uzaktan bakmak

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Şunu sorayım, uzaktan ülkeye bakmak nasıl bir şey? İçindeyken kaçıyordunuz ya da sürekli bir mücadele hali vardı ama şu anda ilk geldiğiniz dönemler için soruyorum, aslında yeni bir düzen kurdunuz ama o yeni düzen içinde de bir sürü zorluklar var. Yeniden geri döneriz diye mi düşündünüz?

NEŞE KESKİN: Hep. Hep biz dönmeyi düşündük. Düşündük gerçekten dönmeyi düşündük ama bir yandan da Adnan’ın dönme şansı yok. Yani acaba bir şey olur da dönülür mü? Adnan’ın süresi 2017’de bitiyordu ve o 2017’ye o kadar çok randevular yapmıştı ki Türkiye’de ve herkesle randevular yapmıştı. Türkiye’de gezmek istediği, görmek istediği, olmadı tabii ki. O zamanlar ama Eylem ben şimdi buradan ülkeye baktığımda çok daha üzgünüm. O zaman bu kadar üzgün değildim, o zaman çok arkadaşımız vardı çok. O zaman bağırdığımız zaman sesimizin duyulduğunu düşünürdük. Bir yerlere giderdi. Çünkü bizim avukatımızı da bizim yanımıza attılar Erzurum’da o da geldi. İşkenceyle ilgili ifade veriyor diye. Yani şimdi şimdiki ülkemin hali, hal değil yani. Çok daha kötü durumda olduğunu düşünüyorum ben. Şu anda Türkiye’nin durumu o zamandan çok daha kötü, daha geri, daha gerilerde olduğunu düşünüyorum. Daha acınacak durumda olduğunu düşünüyorum. Çok üzgünüm. Şimdi daha çok üzgünüm. O zaman daha gençtik. İçerden çıkan arkadaşlarımız vardı. Toparlanma umudumuz vardı bizim. Biz yeniden toparlanırız, mücadele ederiz çünkü hala gençtik. Bu duygularla yaşadık biz o zamanları. Biz yani gidemezsek de gene burada İnsan Hakları Derneği’nde, TÜDAY’da çalıştık. Çalıştık yani ama Türkiye’de de çok dinamik, genç bir yığın arkadaşımız vardı. Mücadele edecek insan vardı. Şimdi öyle olduğunu düşünmüyorum. Şimdi güçlü bir muhalefet yok. Tam anlamıyla hah işte budur diyebileceğim bir örgütlü yapı yok. Yok yani şimdi. O zaman daha umutluydum, şimdi o kadar umutlu değilim.

00:56:44 - 12 Eylül’ün Türkiye toplumuna etkisi

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: O zaman şeyi sorayım, bunu çok insana soruyoruz, 12 Eylül ne yaptı size ve toplumun geneline? Daha genel bir bakışla da sorabiliriz bunu.

NEŞE KESKİN: 12 Eylül ne yaptı? 12 Eylül Türkiye’yi çok fazla gerilere götürdü. Yani bazen silindir gibi ezdi geçti de denebilir. 650 bin insan işkence gördüğü, işte engelli duruma geldiği çok insan var. Biz çok kayıp verdik Eylem. Çok arkadaşım öldü benim. 12 Eylül bunu yaptı. Genç arkadaşlarımı aldı. Çok fazla. Sevgilisi olamamış arkadaşlarım gitti. Yani hapishanede yatmak bir şey değil, gerçekten değil. Yatılır, gene yatarım, hiç sorun da olmaz yani. Orası şey değil ama örgütlenememek, dağılmak, 12 Eylül onu başardı. Bir daha bir araya gelemedik. Onun üstüne biz bir araya gelemedik. Hatta 12 Eylül’den sonra biz bir araya gelemediğimiz için hala insanların yarasını hafif kaldırdığın zaman kanıyor. Onu başaramadık işte. 12 Eylül öyle dağıttı bizi. Zaman zaman birbirimize devlet olduk. Devletin yaptığını zaman zaman biz birbirimize yaptık. 12 Eylül perişan etti.

00:58:24 - 12 Eylül’ün hesabının sorulabilmesi

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Peki şey düşünüyor musun hiç, yani mücadele tarafı ve o süreç başka bir şey bir taraftan da hapishaneler ve sonrasında yaşanan işte bütün bu büyük hak ihlalleri, insanlığa karşı işlenmiş suçlar, sonra siz Avrupa’da mesel bunların duyurulmasında ve ülkeye en azından bu anlamda bir dışardan destek olmak konusunda çalışmalar da yaptınız burada, bunların hesabını sorabilir miyiz hala? Bunun mekanizmaları neler olabilir?

NEŞE KESKİN: Ben yani bir araya gelmekten geçtiğini düşünüyorum. Bu durumda soramayız. Bu durumda şu andaki haliyle soramayız ama artık gerçekten ne denir yani? Böyle gitmez bu. Gerçekten bir araya gelinmeli, kim olursa olsun bir araya gelinmeli. Yani çok ciddi bir muhalefet olmalı. Ciddi bir muhalefet olursa son derece de inanıyorum çok, o konuda inancım tam. İyi bir muhalefet, güçlü bir muhalefetle yani çok şey başarılır.

00:59:43 - Bir baba olarak Adnan Keskin

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Son soruyu da şunun üzerine sorayım. Ben hiç tanıma fırsatına erişemedim Adnan Amcayla. Nasıl bir babaydı?

NEŞE KESKİN: Çok iyi bir babaydı Adnan. Yani keşke Çağla’nın dilinden bunu, Çağla söylese. Çok iyi bir babaydı. Çok böyle, Adnan çok demokrat bir insandı bir kere. Yani gerçekten demokrat bir insandı. Asla yalan söylemeyen bir insandı. Çocuğuna bunları öğretti. Çağla benim yanımda hiç yapamayacağı işte hani kurallarımız vardır ya bizim bazılarına aptalca gelir bazılarına, Adnan’da çok fazla kural yoktu. Çağla en güzel saatlerini hep derdi babasıyla yaptığı kaçamaklarda bulurdu. Adnan Paris’e gitmişti. Bir ruj getirmiş, kırmızı bir ruj getirmiş. Ben de dedim ki ‘a sen dedim benim öyle renk ruj kullandığımı nerede gördün?’ ‘Senin değil ki’ dedi, ‘Kimin?’ dedim, ‘Çağla’ya getirdim’ dedi. ‘Adnan delirdin mi?’ dedim ‘Çağla daha kaç yaşında, 9 yaşında, 10 yaşında. Ne diyorsun?’ Bak nasıl hoşuna gidecek dedi, gerçekten de Çağla onu sürüp sürüp geziyordu. Babam bana Paris’ten ruj getirmiş diye. Böyle, çok neşeli, çok eğlenceli saatler geçirirdi. Otururdu onunla sohbetler ederdi. İyi bir babaydı, çok iyi bir babaydı.

01:01:15 - Devrimcilerin yeni kuşağa bıraktığı miras

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Bu son sorum da şunun üzerine olsun. Bir kuşak çok büyük bedeller ödedi ama bir taraftan bir mücadelenin tarihini de yazdı. Ondan çıkarılacak derslerle beraber nasıl bir miras bıraktınız sizce Türkiye hem soluna hem gençlik hareketi anlamında tarihe?

NEŞE KESKİN: Acaba istediğimiz mirası bırakabildik mi? Ben onu öyle çok güçlü bir miras, keşke bırakabilseydik. Yani gene diyorum her şey toparlanmakla geçer. Biz, ben hep şunu söylerim yani geçmişimizi, işkenceleri, her şeyi her şeyi, zorlukları konuşuruz ama ardından ben hep derim ki yaşadığım bir saniyeyi bile kimseye vermem. Hepsi benim. Ben onları çok seviyorum, onlar benim yaram da çok kıymetli benim için. Oralarda çünkü çok kıymetli şeyler var. Biz arkadaşlığı öğrendik. Biz dostluğu öğrendik. Ben dağda arkadaşlarımın nefesiyle ısındım. Ya da nefesimle ısıttım. Biz hepimiz aynı tarafa dönerdik. Hop sola dönüyoruz hop sağa dönüyoruz. Biz aynı yorganın altında kaldık, yattık erkek arkadaşlarımızla ve orada bana göre cinsiyetin olmadığı bir yerdi orası. Bunlar çok kıymetli şeylerdir. Ben kızıma hep ısrarla erkeklerle arkadaşlık yapmasını çok istedim. Çağla sakın oğlanlardan kaçınma onlarla arkadaşlık kur. Hem çok fazla erkek arkadaşım oldu ve benim için çok kıymetli. Bu dostlukları keşke bizden sonraki kuşaklara en azından bunları bırakabilseydik, bilemiyorum iyi bir miras bırakabildik mi, çok iyi şeyler yapmaya çalıştık ama ne kadarı kaldı Türkiye’de onu gençlere sormak lazım. Ne aldılar ne öğrendiler, bir şey bırakabildik mi bu kocaman bir soru işareti bence. Onu neden böyle söylüyorum, Türkiye’nin durumu şu anda çok kötü olduğu için böyle söylüyorum. Onu gençlere sormak lazım bizim kuşaktan acaba ne öğrendiler? Ya da bir şey alabildiler mi? Bir şey öğrenebildiler mi? Sen çok soruyorsun? Var mı bir şey aldığın?

EYLEM DELİKANLI: Var.

NEŞE KESKİN: Söyle.

EYLEM DELİKANLI: İlla ki var.

EYLEM DELİKANLI: Teşekkür ederim benim başka sorum yok, eklemek istediğin bir şey varsa ekleyebilirsin.

NEŞE KESKİN: Ben teşekkür ederim. Eylem senin gibi insanlara çok ihtiyacımız var. Çok teşekkür ederim. Yani bu yaptığın çalışmalar çok çok kıymetli. Çok, önceki çalışman da öyle, çok kıymetli. Çalışmanız, pardon. Senin gibi gençlere, senin gibi insanlara çok ihtiyaç var. İyi ki varsın.

EYLEM DELİKANLI: Siz de. İyi ki varsınız.

NEŞE KESKİN: Senin gibi insanların çoğalmasını çok diliyorum. Çok istiyorum. Türkiye’nin geleceği için çok istiyorum bunu.