00:00:00Ben 21 Ekim 1961 yılında İstanbul'da doğdum. Annem Tikveç'ti, o zamanki Yugoslavyalı. O zaman daha parçalanmamıştı, Makedonyalılar. Babam da Ege'li, Denizli'li. Yani ben biraz Melez oluyorum. Annemin ülkesini de çok seviyorum, Balkanları. Orayı da gezdim. Ege'yi tabii başka türlü seviyorum. Bak Ege dediğimde bile tüylerim diken diken oluyor.
00:00:25Çok severim yani. O sökü ovalarını, Oralardan böyle geçerken falan. Eşimi de Ege'den seçtim. Aydın, daha doğrusu Nazilli'li. Öyle bir aileye doğduğum için tabii ki çok mutluyum. Annem de babam da mutlu bir çiftti. Babam anneme devamlı sevgilim diye hitap ederdi. Yani bu zamanda samimiyetine çok inanamadığınız ya da samimi olarak söylendiğine pek tanıklık etmediğim.
00:00:52Yani samimi ya da sevmedikleri için değil de o tür söylemlerin kalmadığı belki gerçek anlamda bilmiyorum. Babam onu çok net kullanabiliyordu. Annemle iyi bir ilişkileri olduğunu gözlemleyerek büyüdüm elbette. Babaannem vardı evde. 11 Yıl bizimle birlikte yaşadı yani. Sonra kaybettik. Halam ve amcam olmasına karşım o tarihte.
00:01:20Babaannem bizim yanımızda kalıyordu. O nedenle biz evin içinde 3 tane kız gibiydik. Ablam, ben ve babaannem de çocuk gibi olduğu için. Biraz babaannem Allah rahmet eylesin biraz şeyliydi kaprisliydi ama babam ve annem çok güzel idare edebiliyorlardı. Babam hep annemin yanında tavır alarak güzel bir denge oluşturuyordu. Annesini de ayrıca konuşarak.
00:01:46Bunların hepsi böyle gözlemlenecek güzel dengelerdi. Vatan Caddesi'nde doğmuşum ben. Ablam benden iki yaş büyük, Ocağaloğlu'nda. Sendikanın olduğu yerde oturuyorlarmış o zaman semtte. Orada doğmuş. Ben Vatan Caddesi'nde, babam bir İsviçre'de bir sendika toplantısındayken doğmuşum. Bitişik komşumuz hemşire teyzemle, Kenan dede dediğimiz, şimdi hiçbiri yoklar.
00:02:17Ondan sonra onlar annemi hastaneye götürmüşler. Nişantaşı'dan Güzelbahçe Kliniği'ne götürmüşler. Ablam Zeynep Kamil'de doğmuş. Beni oraya götürmüşler. Ben orada doğmuşum. Babam geldiğinde bavulu elinden bırakıp annemin kucağında beni görünce, ah ben yokken doğum yapmış olamazsın falan demiş. Annem de bunun mümkün olmayacağını biliyordum zaten demiş.
00:02:40Hep bu şakalarını, birbirleriyle arasındaki bu şakayı hep seneler boyunca anlatırlardı. Ondan sonra orada ilkokula gittim. Ortaokulu Merter'de okudum. O arada Mert'e yerine taşındık, 5. Sınıftayken. Merter'deki okul yoktu zaten, barakalar vardı. Ama babamın çok büyük çabalarıyla, büyük bir kampanya oluşturmasıyla Merter'de, Ahmet Merter ilkokulun yapıldı ve ona ilaveler sonrasında yapıldı.
00:03:12Babam o zaman da çok büyük çaba sarf etti çocukları Baraka'dan kurtarmak için. Kurtardı da ben sonrasında zaten ortaokula başladım tabi. Ortaokulda Merter'de okudum fakat Merter'de okuduktan sonra ortaokulu ablamın hem ortaokulu hem liseyi okuduğu yer olan İstanbul Kıssesi Lisesi'nden ben de şu anda Cağaloğlu Anadolu Lisesi. İstanbul Kız Lisesi'ne geçtim.
00:03:38O lise o zaman tabii ne bileyim valla şimdi öyle üniversite bile yok öyle söyleyeyim. Bazı üniversitelere asla yani değişmem. Öyle bir lisedi. Öğretmenlerimiz çok sağlamdı. Orada bir eğitimi aldım. Sonra üniversiteyi kazandım. Benden iki yıl önce ablam, ondan iki yıl sonra da ben.
00:03:57Fakat babam onunla yaptığı konuşmamın aynısını benimle de yaptı. Çünkü 78-79 mezunuyum ben. Okulda okumanızı, üniversiteyi okumanızı çok isterim. Yurt dışına da göndermek isterim ama şu anda yurt dışına gönderemem. Burada kazandığınız okulu da gönderemem.
00:04:16Sizin istediğiniz, sizin seçtiğiniz şu anda kendi çocuklarım var ama sizin de istediğiniz okutabilecek arkadaşınızı işaret ederseniz sizin yanınızda yerinize öyle bir şey yapabilirim gibi böyle bir evimizde bir yuvarlak masa vardı orada öyle bir konuşma yapınca ben çok da zorlanmasını istemedim. Gönel'deki şu anda kendi adında olan işçiler için yaptığı tatil sitesinden gelmiştik. Seminer vardı orada, toplantı. Oradan gelmiştik. Bakkal zaten elinde büyüdüğüm için benden önce açmış şeyimi de, üniversite sonucumu da.
00:04:57Nereyi kazandım bir bakalım deyince ben Şey bakkal abi bana. Ben de aaa orası mı burası mı derken babamın yüzünün birdenbire bozulduğunu ve kıpkırmızı olduğunu gördüm. Çünkü hiç kurs falan almadan öyle hiç takip etmediler yani ne annem ne o ama tabi İstanbul Kutsasından çıkınca o zaman iyi bir öğrencisen istediğin her yere girebilirdin. Ondan sonra, babam sonra masaya oturtup sana ne dedin dedi.
00:05:23Babama dedim iki sene önce aynı şeyi Yasemin'e de yaptın, ablama da yapmak zorundaydın. O zaman çocuklar daha olgunmuş demek ki. Kabul ettik ve gitmedik tabii ki. Yani şöyle, aslında şeyi denedim, hani hiç kayıtsız bir öğrenci olmayı. O da dedi ki, soyadını değiştirmen lazım o zaman dedi.
00:05:47Soyadını değiştirmezsen kayıtsız olduğun için tırnak içinde bizimkiler tarafından, kayıt içi olduğun zaman da karşı taraf tarafından rahatsız edileceksin. Çok kötü bir dönemdeyiz de daha kötüsüne doğru gidiyoruz dedi. Öldürüleceğini bilen bir insan olarak. Sonra onu zaten bir süre şöyle boğuşurken, gördüğüm halde eve geldiğimde rahatladığını ve bizim yanımızda ne kadar mutlu olduğunu gören bir insan olarak, çocuk olarak kabul ettim tabii.
00:06:19Hatta annem mutfakta sarıldı, çok teşekkür ederim sorun yaratmadığın için falan dedi. Kendisinin de üzüldüğünden çok eminim. Babam sıkı sigara içen bir insandı. Sigara zavallı, zararlıdır demek zorunda değilim burada herhalde. Ama ben de kullanmıyorum. Sigarasını çekti ve yani köküne kadar çekerdi. Sigaranın yarısından çoğu biterdi.
00:06:42O gün de üzüldüğünü öyle gözlemlemiştim. O yüzden... Sonrasında zaten evet, haklıydı. 79'A mezun oldum ben. Yani bir sene olmadan zaten öldürüldü. Ama bunun karşılığında mesela beni aldı. Her gün biz onunla sendikaya gidiyorduk maden işe. Ondan sonra Beşiktaş'taydı Türkiye Madeni Sendikası'nın.
00:07:03Orada kendisinin tanıdığı, o zaman şey vardı, bilgisayar yoktu. Daktilo kursları, İngilizce kursları. Hani İngilizce, ben İngilizceyi kızarmıştım zaten ona meraklıydım. Ya yurt dışına gideyim, ya öyle yapayım, ya böyle yapayım diye.
00:07:16Ondan sonra orada tanıdığı yerlere yazıldı falan ama işte o da İngilizce kurslarına gönderdiği yerleri bitiremeden zaten şey oldu yani, kendisi öldürüldü zaten. Ama mesela çok tehlikeli yerler olmasına rağmen Beşiktaş'ta bizim karşımızda MHP da şeyi vardı, ülkücülerin şeyi vardı, MHP'nin binası vardı. Mesela benim gittiğim o şeyin kursun karşısında, onun karşısına gelip şemsiyelen şemsiyen yoktu, ben seni almaya geldim falan derdi. Ben de çok korkardım yani baba lütfen bu sokağa girme falan diyordu ama Beşiktaş'ın meşhur caddesi, ıhlamın caddesi.
00:07:57Ondan sonra şemsiye var şemsiye var bir şey olmaz falan derdi. Torununu da öyle gezdirirdi zaten. Yani gerçekten bazı yayınlarda bazı yazarların yazdığı gibi cesur, inatçı ve kararlı bir insandı. Ben 54 yaşında öldürülerek ortadan kaldırılmış olmasına rağmen isteyip de yapmadığı bir şey olduğunu zannetmiyorum. Yani bir tek daha çok torun görmek isteyebilirdi falan belki.
00:08:23Onun dışında aslında solun yükselmesinde, işçi hareketinin yükselmesinde çok büyük adımlar atmış olan biri insan olarak getirdiği yerde solun yükselmesinden rahatsız olunup nelerin olabileceğini de hesap edebilecek kapasitede bir adamdı. E çevredeki insanlar da o zaman bu tür kurumlardaki insanlar, lider olarak babam mesela, yanındaki arkadaşları, Ve bu çalışma arkadaşları ile birlikte, kendisinin eşi, annem, çocukları olarak bizler, hepimiz çok iyi büyüdük onların arasında. Yani sadece ben şimdikileri gözlemliyorum mesela, bundan öncekileri de gözlemledim. Sadece öyle kendi aralarında öyle yapayım, böyle yapayım, şöyle yapayım değil.
00:09:11Yani hepsi daima işte belli günlerde bir araya geliyorlar. Babam satranç oynamayı çok severdi. Öyle arkadaşları vardı. Biriç oynarlardı. Ondan sonra Domino'yu da severdi. Ondan sonra Doma'yı zaten çok seviyordu. Yani Bandırma Vapuru'na binerken, Gönön'e giderken İstanbul'dan binerdik, 4 saatte giderdi.
00:09:39Satranç bitmezdi, çizerlerdi. Tekrar Gönön'de devam ederlerdi o şekilde. Ondan sonra dolayısıyla Kendini o bakımdan oyalayan da bir insanda ama çevresi de çok sağlam tabii. Eşler birbirleriyle çok iyiler. Öyle ne bileyim sonrasında tanıklık ettiğimiz bazı insanlar gibi öyle aralarında bir kıskançlık bir şey yok.
00:10:02Herkes birbirine sahip çıkıyor. Mesela babamlar hapse düştüğünde gözaltı değil tutuklandığında yani cezaevine konulduğunda yani yıllar öncesinde 1951'de Demiriş Sendikası'nda babam genel sekreterken orayı babama terk eden genel başkan Yusuf Sızal amca yani zaten babamdan 32 sene sonra falan öldü biz hep görüşüyorduk. Hayır sağlık sorunları var ben artık yapamayacağım sen al Kemal deyip verip ondan sonra babamdan sonra yaşadığı için defalarca sarılıp hüngür hüngür ağlayan bir insan yani Yusuf amca, Yusuf Sıdal o evli değildi bekardı ama biz böyle dolaşırdık arabalara babalarımızı ziyarete gidiyoruz ondan sonra mutlu olurduk yani yine de ben sadece benim için ilk önemli olan şey babamı ilk görmekti ilk gördüğümde onun gözlerindeki ışıltıyı görünce aslında şöyle bir matematik de var orada ben de kendimi çok iyi göstermek için küçük bir çocuk olmama rağmen çok büyük çaba sarf ediyordum belki o da öyle bir çaba sarf ediyordu ama babam genelde rahat bir insandı yani bazen eve geliyordu diyordu ki yarın sabah kalkacağım şundan ilgili bir konuşma yapacağım o nedenle şimdi erkenden yatayım sabahleyin tutuklanma ihtimalim çok büyük diyordu gözaltına alınıp tutuklanabilirim de diyordu o nedenle diyordu işte biraz bizden böyle şey yapıyordu O oynuyordu, eğer küçüksek ya da daha büyüksek, sohbetleşiyordu. Ondan sonra yat ve kafasını koyduğu gibi uyuyordu babam yani.
00:11:33Aramızdaki en büyük gırgırlardan bir tanesi babamın uyuduğu andaki pozisyonunu taklit etmemdi. Hemen ondan önce yatağa giriyordum, onu taklit ediyordum. Hadi şimdi uyu böyle falan, şimdiki gibi cep telefonları olsa tabii tespit ederdim. Dolayısıyla böyle eğlenceli bir evde yani büyümüş sayılırım.
00:11:51Çünkü annem evi çok güzel idare ediyordu. Çünkü ben 61 doğumluyum. Tip 61'de kuruluyor. Yani babamın 47'de hukuk fakültesi var. Onu terk etmek zorunda kalıyor. Çünkü o sırada Email Taş'ta çalışıyor. Ondan sonra 51 yılında Demiris Sendikası'nda zaten genel başkan oluyor.
00:12:18Ondan sonra kendisinin o tür faaliyetleri var. Devam ederken, yani daha annem hayatında yok, annem hayatına 58 yılında giriyor. Evleniyorlar ve de 59 yılında da ablam oluyor zaten. Yani doktor anneme sorduğunda yeni mi evlisin diye, yok yeni evli değilim 10 ay 10 günlük evliyim diyor anne.
00:12:38Yani öyle bir şey oluyor orada, espri oluyor doktorla aralarında doğum esnasında. Babamın hep böyle hayatı mücadeleyle geçtiği için, o da orman işçisi bir babanın evladı. Dedem de hep böyle rahatsızmış. O sırada zaten babamın Emeyataş'ta çalışmaya başladığında ya da İstanbul'a geldiği sırada hep babasını getirip götürüyor.
00:13:05Sonra babasını da ailesini de buraya getiriyor. Dedemin hep beli ağrıyor. Dedemi o şekilde kaybediyorlar. Ama ben babamı hayatımda iki kere gözlerinin dolup gözünden yaşattığını gördüm. Bir tanesi bir gazetecinin röportaj için evimize geldiğinde gün gazetesiydi.
00:13:24Evimize geldiğinde babasına küçükken yorulmaması için 4-5 yaşındayken bile yardım etmek için nasıl çaba sarf ettiğini, bazen yaralandığını o nedenle ama babasına göstermediğini, babasını kollamak için o küçücük yaşında nasıl mücadele ettiğini ama buna rağmen babasını büyüdüğünde işte büyüdüğünde dediğim de 19-20 yaşlarında İstanbul'a getirmiş olmasına rağmen babasının kurtaramadığını anlattığında sesinin titreyip ben de o zaman ilkokul beşinci sınıfta ya da dördüncü sınıftaydım. Merter'e yeni taşınmıştık, evet. Orada şey olmuştu yani gözleri de olmuştu çok duygulanmıştı ve de çok şaşırmıştım yani benim için şimdi çok böyle kudretli böyle güçlü kuvvetli bir insan şimdi şeye benzetiyorum benim yıllardır gittiğim bir doktorum var hem kardiyolog hem iç hastalıkları doktoru kendisi bir gün bir şey oldu yok dedim benim dedim öyle yükseklik korkum var hiç hoşlanmam olacak hanımcığım dedim ona aa senin gibi bir kadın dedi yüksekten korkar mı dedi bana mesela Sonra ona anlattım yani sen doktorsun bunu nasıl anlamıyorsun yani. Benim gibi bir kadın derken geçen günde bir doktora gittim mesela.
00:14:43Herkesin bir sürü sebeplerden olan bir rahatsızlığı benimkisi sebepsiz. Ben doktora dedim ki yani uyku bozukluğum var, bir de büyük bir travmam var. Doktor dedi ki hiç aramayacağım yani o kadar büyük bir gedik ki bu dedi. Bunun yerine hiçbir şey koymamız mümkün değildi. O gediği örtmemiz de mümkün değil dedi.
00:15:00O nedenle biraz yaşam şeklini değiştireceğiz falan dedi. O şekilde atlattık. Dolayısıyla o zaman benim babama da dönüp de, aa babam da işte böyle olabilir mi? Demem. Yıllar sonra benim karşıma doktorum da aynı şekilde öyle çıktı. Yani tabii ki babam da babası için gözleri dolabilirdi.
00:15:18İkinci ağlamasına da zaten ağlama olarak değerlendiriyorum ben onu. Onda zaten sarıldı bayağı böyle. Gıçkırdı. Baba Alem'in öldüğü gündü o da. Ona da çok üzüldü çünkü hastayken falan yani ambulans geldiğinde ambulansçılara bile el etmek istemezdi. Kendisi ya kucaklıyordu ya sırtıma koyun diyordu.
00:15:38Benden temas alsın, benden etkilensin yani o yapıda bir insandı. Hani bana dokunsun ona iyi gelebilir öyle hissediyorum falan derdi. Ondan sonra o yüzden de zaten babaannem bizde kalırdı. Annem daha iyi davranırdı ona kendi çocuklarından, diğer çocuklarından.
00:15:56Ondan sonra da ikisi de öldü ama kusura bakmasınlar yani. Halamı severim çok. Dolayısıyla araya minik bir dedikodu aldım. İyi bir baba, iyi bir eş, iyi de bir evlat olmuş olduğunu ben gözlemleyebildim. Yani onunla yaşamımız tabi 18 yıllık. Düşünsenize ben 40 yıllık evli olmak üzereyim.
00:46:40Yıllık evliyim yani artık. Ben 40 yıllık evliyim diyorum ki annemle babam Babamın öldürülmesiyle ayrılmak zorunda kaldıklarında 22 yıllık evliydiler. Düşünsene ben onun üstüne 18 yıl daha neler yaşadım gezdik, tozduk, beraber olduk, hopladık, zıpladık. Hiçbirini yapamadılar yani. Bu kadarı eksiği var.
01:16:41Zaten o 22 yılında bir sürüsü hapishanede geçmiş, eylemlerde geçmiş. Yani 61'de tip kuruluyor. Ondan sonra 67'de disk kuruluyor. 70'Te 15-16 Haziran olayları var. Yani sonrasında zaten öncesinde ve sonrasında Kavel direnişi biliyorsunuz. Ondan sonra Saraçhane mitingi var.
01:17:02Yani bunlar hep Kemal Türklerin öncülüğünü ettiği ve arkadaşlarıyla beraber çok yüksek seviyelere taşıdığı işçi eylemleri, işçi mitingleri. Yani Türkiye'de sendikalılaşmanın önünü açan eylemler. Dolayısıyla tabii çok yoğun bir hayat. 67'De zaten diskin kurulmasıyla birlikte diğer sendikalarla ideolojilerinin sosyalizm olduğu konusunda birleştikleri aslında yani işçi kısmı, işçi kısmı şeklinde yani işçi sınıfı solcu olur. Yani solcular, devrimciler onların hakkını savunurdan yola çıkarak zaten adı da Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu olmuş.
01:17:56Arkadaşlarıyla birlikte İyi bir çalışma yapmışlar tabi. O çalışmaların 61'deki bölümünü hatırlamıyorum tabi tipin kurulduğu bölümü. Ama 67'dekini hayal mayal hatırlıyorum. Yani evimizde annemin yoğurtlu böreği, dolmaları, barbunyaları falan meşhurdu.
01:18:14Gece yarıları evimizde toplanıp çok uzun süreler çalıştıklarını biliyorum. Yani evde bir sürü kalabalık insan olurdu geceliğin. Yani gül ışır falan ben böyle kalkarım yatarım hala işte o amcalar burada, bu amcalar burada. Ondan sonra öyle bir çalışmalar yapılırdı. Annem de onlara çok destek verirdi.
01:18:35Yani o da iyi bir eşti. Babamın yokluğunda bize hep kol kanat geldi. Babam içerideyken ona ayrı özen gösterdi. Tabii aslında geriye dönüp baktığınızda olmasaydı daha iyi olurdu dediğiniz şeyler de var ama herkesin hayatında öyle şeyler var. Bizde ama pek çok insanda olmayan bir şey var.
01:19:03Çok olağanüstü büyük bir gurur ve onur duyduğumuz bir insan bize çok büyük bir miras bıraktı. Yani gerçekten hiçbir şeyle örtüşmeyecek bir miras. Hani tamam İşte oradan kalmış bir travman olabilir. O travman senin bütün hayatına yansımış olabilir. Eşine yansar, çocuğuna yansır.
01:19:22Yani benim kızım şu anda 38 yaşına geldi. Ben öyle bir şartlanmışım ki, benim kızım hala tek başına Taksim'e gitmedi yani. Gidecekse mevcutlu gidecek, tek başına değil. Yani ben hangi saatte nerede olacağını bileceğim. Allah'tan evlenmiyor da. Yani o nedenle şey... Çünkü ben bir cinayet davası takip ettim.
01:19:42Yani babam gözlerimin önünde öldürüldü ve o cinayet davasının bir numaralı tanığı olmama rağmen tanıklığım kabul edilmedi. Zaten dava açmakta çok zorlandık. İki tanesi Ankara'da ceza aldı. Abdüsamed Karakuş ve İsmet Koçak. Ayda Ayar Yılmaz. Ama Ünal Osman Ağaoğlu 19,5 yıl sonra yakalandığı için. Zaten ilk yakalananlar da 12'şer yıl babamı öldürmekten, 20 yıl araba gasp etmekten ceza almışlardı.
01:20:12Ünal Osman Ağalı 19,5 yıl sonra öldürüldükten sonra İzmir Kuşadası'nda Milli Park'ta yani Devletin Parkı'nda işletmecilik yapıyormuş 7 yıldır oradan çıktı. Bizim avukatımız Rasim Özün o zamanki şu andan rahatsız kendisi onun çabalarıyla yakalattırılıp yani adam öyle bir yakalattırdı ki yakalattırmış ki bizimle haberimiz yok yani mevcut karakola savcıyı falan haber vermeden kendi tanıdığı bir savcı arkadaşı vasıtasıyla teslim etmek zorunda kalmış falan Tabi onun sonrasında çaba sarf eden böyle çok insanlar da oldu. Ben vesileyle artık avukatımız gibi değil de Rasim abi benim babam gibiydi yani. Sonradan 1 Mayıs davasıyla Kemal Tüpler cinayeti davası çözülmeden ölmeyeceğim diyordu.
01:21:06Ölmedi ama rahatsızlandı. Annemle ikisi aynı zamanda düşüşe geçtiler. Annem hayatını kaybetti 2015'te. Rasim abi çok şükür yaşıyor ama yani rahatsız tabii ki. Rahatsız etmiyoruz zaten. Sonrasında çok avukatımız var tabii. Çağdaş avukatlardan da Ergin Cinmen, Arzu Becerik.
01:21:29Yani bütün avukatlar aslında katılıyorlardı davalarımıza da ama bu tür davalarda hep bir lider avukat olur. Bizdeki lider avukat Rasim Özlü. Çok çaba sarf ettiler ama karşı tarafta çok çaba sarf etti tabii ki. Zaten en son tahlilde, yani zaman açımına uğratılması gereken zamanda seçtikleri hakim MHP'li Ali Asker Kazak denen bir adamdı.
01:21:56Ondan sonra tırnak içinde adamdı diyelim de yanlış anlaşılmasın. Bir kişi, bir organizmaydı diyelim. O kişi zaman hoşuna uğratmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Yani bu memlekette sanığı, araç yok, harç çıkmadı. Ondan sonra o nedenle para olmadığı için araba ilan getiremedik falan filan.
01:22:23Hasta, hastalık raporunu istiyorsun. Yok öbür günde hakim gelmiyor, kalbi ağrıyormuş. Rapor istiyor avukatlar, göstermiyorlar. Böyle aktara, aktara, aktara. Zaten bizim katil aynı zamanda 7 tipli genci Bahçelievler katliamında Halkurcularla beraber öldürmekten, Allah'tan 7 tane idama olup sonra müebbete dönen bir organizma o da. Ondan sonra daha önce zaten dava sürecinde 19,5 yıl yıkılandıktan sonra dava açabildiğimizde de yani 2003'de, 2007'de, 2009'da Yargıtay'dan döndü hep.
01:23:02Yerel mahkeme şey veriyor, beratına karar veriyor. Yargıtay kabul etmiyor. En son biz Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gittik ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu Bir türde işi gene kabul etmedi. Yani direnmeyi kabul etmiyorlar mahkemenin direnmesini. Mahkemede Yargıtay Ceza Genel Kurulu'ndan gelen kararı okumak için geçe bırakarak, ay dedi ki kusura bakmayın 30 yıl bitti kararı yüzüne okuyamıyoruz dedi.
01:23:26Dolayısıyla 7 tipli gençten, gencin Önce idamdan müebbete geçti, müebbetten sonra bir torba yasayla oradan kurtardılar onu. İkinci olarak da babamın davasında da kurtardılar ve şu gözlerimin önünde cezaevinden çıktı, bir cemseden atladı, beyaz bir cip'e binip koydular, götürdüler yani. Çok enteresan bir şeydi yani babamı öldürdüğünü gördüğüm bir ada gözünün önünde televizyonda görüyorum tabii atladı gitti kafasına şapka takınca bazıları gözlük takınca şapka takınca öyle gidecek zannediyor ya neyse günlerden bir gün bir buçuk yıl sonra gece hiç tanımadığım bir numaradan bana bir mesaj geldi buraya küçük bir parantez açayım Babama öldürüldüğü gün, biz öldürüldükten iki gün sonra diskte katafalkta konmuştuk. Biz katafalka gitmiştik ailece ve dönmüştük.
01:24:28Döndüğümüzde aslında kimse tarafından bilinmediğini düşündüğümüz telefonumuz çaldı ve karşıdan yağlı bir ses gördünüz mü? Biz adamı böyle yaparız dedi. Bunu hiç unutmuyorum. Sonra bunun karşılığında bana yıllar sonra bir mesaj geldi. O mesajda şu yapıyordu. Biz kimseye bir şey yapmadık onların yaptığı gibi ama faşist katilin biri gebermiş diye bir not geldi bana.
01:24:56Ben de kimsiniz, kim dedim. İnal Osman Ağaoğlu dediler. Kimsiniz dedim, tanıttı kendini. Anımsamadım dedim. Hep birlikte oluyoruz toplantılarda dedi. En son birlikte olduğumuz toplantıyı söyle deyip orada nerede olduğumuzu söyleyip üstelik bana bir uyarıda bulunan hani sen de o tarafa geç diye söyleyen arkadaşım olduğunu duyunca ki aydınlıklarda uyuyordur inşallah onu da kaybettik. Ondan sonra, oymuş mail, hemen aradım. Adem'cim, tisipli Adem.
01:25:33Ondan sonra, Adem'cimi aradım, dedim, ay dedim, affedersin yani, numaran bende yokmuş, o nedenle bilemedim. Evet, dedi yani, gebermiş, faşistler aralarında Face'ten yazışıyorlar, dedi. Böyle bir durdum, teşekkür ettim, kapattım, böyle bir boşluk gibi oldum. Yani beni, ne iyi, ne kötü beni etkilemedi.
01:25:57Oradan atlayıp gidişini hiç unutmadım ama ölüm haberi beni ilgilendirmedi ama sonra yıllar önce bana gelen o yağlı ses gördünüz mü? Adamı biz böyle yaparız diye dedim ki acaba bunları da birisi arayıp böyle dese mi? Bak kendi kendine Allah size ne yaptı çok inanıyorlar yerlere yatıyorlar kalkıyorlar ya sonra zaten ilahi adalet diye manşet oldu babama gittim çiçek koydum Babacım katillerinden biri öldü diyor. Öbürü iki katil. Daha önceki aflardan yararlanıp çıktılar hatta.
01:26:30Üçüncü de o hani 12'şer yıl babamdan alıp 20'şer yıl araba gaspından alanlar, eylem sırasında kullandıkları araç o. Onlar da bana utanmadan yıllar içerisinde ortak tanıdığın ortağın ortağını bulup bir yerde yemek yerken bana haber gönderdiler. Biz artık yattık çıktık, Abdü Samet Karakuş, Aydın Er Yılmaz, İsmet Koçak ve Ünal Osman Ağaoğlu benim babamın katilleri, tetikçileridir. Bana haber gönderiyorlar diyorlar ki ne olur Ünal Osman Ağalı'yla devam ediyor programı şeyi evet aslında onların programı davası biz daha önce yattık çıktık artık bizim adımızı söylemesin yani onlar öyle 2-3 yıl yattı çıktı aflardan faydalandı öldürmüşler görevlerini yapmışlar örgütlerine karşı o yılba durak falan kadeh kaldırmışlar şampanyalar kendi ifadelerini de anlatıyorlar Şimdi onlar mesela sonradan Celal Adar'ın da iddia odur ki kendi arkadaşları ve kendisi tarafından iddia odur ki biz şöyle şöyle yaptık böyle böyle yaptık bir gece önce onları ziyaret ettik diye sonra o iddiaymış.
01:27:43O kendisinin iddiası da değilmiş öyle işkence altında alınmış demişler bilmem ne. Yani işte Türkiye İşinin yanına gittikleri, Türkiye İşinin yanında şampanya patlattıkları, geberttik, iyi oldu, çok iyi iş başardı bizim çocuklar falan filan dedikleri hep kendi ifadelerinde mevcut. Bunlar MHP iddianamelerinde mevcut yani. MHP davasının iddianamelerinde mevcut. Her şeyde olduğu gibi onlar da inkar edildi. Yani kendi itirafnamelerini de inkar ettiler.
01:28:13Şimdi zaten a desen hemen dava açıyorlar. Yani benim babamın gözlerimle gördüğüm katili dışarı sarıverdiler. Allah'tan bir buçuk yıl sonra ilahi adalet dedikleri kendilerinin devreye girip de onu aldı götürdü. Bir yandan bizim davamız zaman aşımıyla ortadan kaldırılmış olmasına karşı onun kızına dava açtılar.
01:28:41Şimdi zaten maşallah hiçbir şey söylenmiyor yani. Zaten Ünal Osman Ağolun kardeşi iki dönemdir milletvekili. Yani kimliğini ve adını kullandığı kardeşi şu anda mecliste iki dönemdir MHP'den milletvekili. Dolayısıyla onlar o şekilde yaşatılmaya devam ederken, Allah'tan gazete, basın vardı o zaman, babasına zaman aşımından davayı ortadan kaldırma kızına iki buçuktan altı yıla kadar hapis istemi diye manşet attılar.
01:29:16Sonra hükmün geriye bırakılması falan filan oldu yani. Ondan sonra hakim bile bu arada söyleseniz de üç yıl sonra da yargılanmayacaksınız yani merak etmeyin falan diye bana bir açıklama yaptı hatta. Ona ilginçti yani kalabalık insanlar. Ben bu saatten sonra tabi davalık olmak istemiyorum. Çünkü bu tür davalarda şey oluyor, çevrendeki insanlar da seni yıpratıyor.
01:29:46CNN Türk'ün CNN Türk olduğu zaman da defalarca anlattım. Ayşenur Arslan'ı buradan saygıyla, sevgiyle, Öpüyorum canım arkadaşım. Yani oralarda arkadaş olduk tabi. Yani çok ekranını açtı bana. Can Dündar da öyle. O da canım arkadaşım. Dilek'cim sevgili eşi. Ekranlarını bana çok açtılar. Banu Güven.
01:30:10Bütün televizyonlar. Ben davalardan biz çıkardık mahkemelerden. Çıkınca bütün hepsinin minibüsleri sırada. Sırayla en önce kim gelirse işte ben diyordum ki kendiniz sıra yapın diyordum. Öyledir ya basında. Sırayla o minibüsle oraya oradan oraya gidip hepsini anlatıp şey yapardım ya da stüdyoya gideceksem stüdyoya giderdim.
01:30:32O şekilde o zaman bana yardımcı olan basın emekçi arkadaşlarım hem gazeteciler hem de televizyondaki çalışan arkadaşlar gerçekten çok emekleri geçti davaya. Ben sırası gelmişken teşekkür ediyorum. Bunlar çünkü böyle birlikte olmayı gerektiren hikayeler. Ben mesela o dönemde örgütlü olmanın faydasını gördüm. Disk. Arkamızda disk var. Yani babamın diski. Şu anda babamın diski değil tabii. Diski ben işgal altında olduğunu düşünüyorum. Bunu da açıkladım.
01:31:07Yaklaşık iki yıldır. Bu yıl zaten diskin babamın mezarı başında yattığı Almaya katılmadım. Onlar 11'de program yaptılar, kendim 9'da andım. Ailemin 44-43 yıl sözcülüğünü yaptım. Mezar başında ama bu yıl kendim babamın başında eşim. Eşime bazen baba diye sesleniyorum. Eşim, avukatım Arzu. Çok eski emekçi, öğretmen kendisi, emeklisi.
01:31:43Annemin ve babamın dostu İlkay abla. Ve babamın 10 yıl beraber çalıştığı özel kalemim ve diskte 40 yıl çalışmış emekçi Demet ablam. Beşimiz birlikteydik. Kızımı götürmedim, rica ettim gelme diye. Çünkü geçen sene bayıldı, bu sene istemedim yani. Mezarın içine bayağı net böyle keskin düştü.
01:32:03Sağ olsunlar basında şey yapmadılar ama. Kötü oldu, çok zayıf ve çok etkileniyor. Dedesini hiç görmediği halde o kadar çok tabi ondan ilgili bilgi sahibi oldu ki bizlerin ağzından ve de okuduklarından çok seviyor. Hani küçük çocukları öyle Atatürk'ü işliyorlar ya biz de dedesini öyle güzel işleyebilmişiz yani ama çok da etkileniyor. Ablamın oğlu bir buçuk yıl yaşına kadar dedesini gördü ama benim kızımı tabi hiç görmedi.
01:32:31Ben çok sonra evlendiğim için. Dolayısıyla bu sene diske öyle bir şey koyduğum için, eylem diyelim, protesto ettim yani. Çünkü Meral Akşener'le aynı masaya oturan, uyardığım halde ikinciye bir daha oturan, yani insan katillerini onaylayan bir insanla nasıl aynı masaya oturur ki? Bir tanesinde asgari ücreti bahane edip ötekisinde vergi adaletini bahane edip, senin o sorununu o çözebilir mi?
01:33:04Ne oldu? Kendini bile çözemedi, yok oldu gitti kadın yani. Sen disksin. Seni öldüren insanın, öldüren insanları onaylayan insanın ayağına nasıl gidersin? Kadın üstüne bir de açıklama yaptı yani. Bazı öldürülmeler, öldürmeler mertçe öldürmedir diye. Onunla ilgili benim sabitlenmiş, hem babamın hesabımda hem kendi hesabımda twittim vardır yani.
01:33:31Alçaklar tarafından öldürülenler mertçe öldürülmüş sayılmazlar. Onlar cesur ve mert insanlardır. Öldürenlere alçak denir, ölenlere mert denir. Öleceğini bilerek mücadele etmeye devam edenlere. Sen gidiyorsun, bu insanın iki deviri elini sıkıyorsun, masaya oturuyorsun, televizyonlara çıkmaktan, onlarla beraber... Ya diski terk edeceksiniz...
01:33:53Veyahut da DİSK'in, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu çatısı altında o tür görüşmelere gitmeyeceksiniz. Nokta. Yani sizin başka bir alternatifiniz yok. Bu şey değildir böyle, aa gidelim, şu olabilir partiler arası görüşme olur, şu olur bu olur ama sen seni öldüren insanın ayağına gidemezsiniz. Senin kurucu genel başkanını öldürmüş ya seni öldürmüş yani. Sen onun ayağına nasıl gidersin?
01:34:21Yok öyle bir şey. Yani uyardım, ay özür dileriz, olmayacak bir daha falan filan. Direkt Arzu Çerkezoğlu'yla görüştüm. Yirmi iki, yirmi iki, yirmi yirmi iki dakikalık bir tartışmaydı. Abi daha gitti. Gitti güle güle o zaman. Yani hiçbirinin benim için artık gerçek riskli olarak bir özelliği yoktur.
01:34:40Zaten o nedenle de kelleriyle görüşmüyorum. O yüzden de onların yaptığı mış gibi törene katılmadım. Ailesi olarak da dolayısıyla kimse konuşmamış oldu. Tuhaf bir hava esti. Birleşik Betül Hissenlikası'yla eski adım Adeniz olan görüşüyorum. Özkan Atargen'i genel başkanı. Son zamanlarında iyice bana göre o çizgisinden çıkan genel başkan Adnan Serdaroğlu'ydu.
01:35:10O da gitti neyse ki. Özkan geldi. Özkan Atar. O arkadaşımla görüşüyorum. Birleşik Betaliş. Zaten aynı zamanda o da diskin içinde gibi. Zorlanıyordur, öyle düşünüyorum. Yani babamın anması öncesi onunla konuştum, ailenin orada olduğuna dair bir açıklama yapmayın. Benim görüşmediğim başka bir aile ferdi gelirse, 44 yıldır sözcülüğü bana bırakıyorlardı, benim orada olmadığımı belli edeceksiniz dedim.
01:35:38Yani isim olarak sayacaksınız Türkler ailesini, tamam dedi. O zaman dedim, ben kendi çapımda anmamı yaparım, kendim tweetmeye koyarım, çekilirim dedim. Söylediğim gibi olmazsa açıklama yaparım. Neden sizinle birlikte olmadığımı dedim. İki kişi de mezar başına çıktı. Türkler ailesi burada. Sevgiyle, saygıyla selamlıyoruz dediler.
01:36:02Onlar benim görüşmediğim kişiler. Ailenler ama hiçbir zaman temsil etmediler. Çünkü kimse tanımıyor. Kim tanıyorsunuz Türkler ailesinden başka? Tanıyor musunuz kimseyi? Tanımıyorsunuz. Ben severek tabi babamın adına yani babamın davalarını bile doğru dürüst takip etmeyen yani okutup avukat ettiğim insanı bile zorla kaktırarak davaya götürmüş bir insan olarak o nedenle ben onları da kabul etmiyorum. Onlarla da görüşmüyorum. Ben böyle bir insanım. Ben bu iş gibi yapamıyorum.
01:36:37Dolayısıyla anında oradan yayın yapıldığı için hemen ben de tweetlere koydum. Aslında eski disk olmadığını bilen bir sürü insan var. X'de onların ne kadar çok olduğunu görmek çok üzücü tabii. Bir yandan da sevinirici. Diskin kurulduğu zamanki disk olmadığını biliyorlar en azından.
01:37:06Hiçbir şekilde kurucu ve kuruluş ayarlarına asla uymuyorlar yani. Yok. Nokta yok. Yani ben hayretler içerisindeyim. Yani babam için türlü çeşit şeylerde yazar, gazeteci röportajlarında mesela 2022'deydi galiba Can Kartal oğluyla bir günden babama Kemal Türkler kitabı yapılmasını istemiştim ben. Sağolsun Can Şafak yapmıştı. O kitabı beraber çalıştık onun üzerinde.
01:37:38Mesela o zaman Adnan Serdaroğlu Birleşik Betalis Tedkası'nın başkanıydı. Kete var Kemal Türkler Eğitim ve Kültür Vakfı babamın adına. Babamın, annemin 1996 yılında kurucusu olduğu bir vakıftır. Mesela orada çok büyük bir oyunla ön sözünün değiştirildiğini, benim adımın kitapta, düşünsene yani kendi yaptırdığın kitaptan kızının adını çıkartıyorlar.
01:38:05Böyle bir tuhaf yani, kitabı kitap avından çalıp, kapağını götürüp başka yerde yaptırıyorlar falan. Benim kitap geç kaldığı için sonradan haberim oluyor. Ondan sonra kitap mezarlığa geliyor. Orada çıkıp Arzu Çerkezoğlu'na kitap hediye etmek istiyorum. Daha o zaman başka sorunlarımız var. O zaman da Disk Tarihi kitaplarını çıkarttılar.
01:42:51Ve 2 olarak Disk Tarihi kitaplarının içi Yani eski Madenişler grubuyla birlikte yaptığımız bir çalışmada o kadar çok hata var ki içinde ve ben bu konuda diskin genel başkanını uyardığım halde bana diyor ki ay vereyim sen düzelt ben sizi niye düzelteyim bir sürü editörün yazarım var senin kitaplarının yazdığın disk tarihi diye koyduğun kitapları niye ben düzeltiyorum? Sen genel başkansın yani genel başkanın zaten kurumundan çıkan, örgütünden çıkan kitabın bilmeden yayınlanmasının mümkünü var mı? Yani benim bütün babam yazılarını, konuşmalarını kendi hazırlardı. Ama Nejat Firuzi vardır, o abi. Ondan sonra Hüsnü Dilli vardı. Onlar, danışmanlar birlikte otururlar, tartışırlar, konuşurlar.
02:39:19O şekilde hazırlardı. Ama babam bir nokta virgülüne kadar takip ederdi. Yani Demet abla bir tane noktaya eksik koyduysa çıkar. Demet Abla'ya kara kız derdi. Kara kız burada nokta olması lazım. Bak ben koymuşum sen atlamışsın derdi Demet Abla'ya yani. Demet Abla ile hala görüşmekteyiz zaten.
02:39:37Dolayısıyla o kitabı sendikadan bana getirmekle görevli olan şoför, ulaştırma görevlisi arkadaşım şu anda da görüşüyoruz yine. Ama arabada getirdi. Genel başkan diyor ki bizde kitap yok. Sonra kendi ulaştırma görevlilerimizi gönderdim. Onların arabasındaki, bagajındaki yeni yaptırdığım bir gün önce gece olan gelen kitapları buldurdum ve orada Arzu Çerkezoğlu'na kitap hediye ettim.
02:40:09Düzgün bir şekilde kitap hediye ettim. Böyle bir çalışma yaptırdım. İlk sana vermek istedim dedim. O da düzgün bir şekilde aldı. Aslında bir mesaj verdim. Yani çok kısa zamanda, 1,5-2 ayda yaptığım bir Kemal Türkler kitabı çalışmasıydı Can Şafak'la birlikte. Can Şafak'a tekrar teşekkür ediyorum. Ona destek veren arkadaşına da, tasarımcısı Mehmet Bey'e de.
02:40:30Ama maddi olarak da tabii ki ben yaptırdım. Vakıfa öyle bir yük yükleyemezdim. Son olarak işte sendikanın sonra kapağını götürüp kendilerinin öyle bir katkıda bulunma çabasında olduklarını öğrendiğimde çok sinirlendim. Kitabın benden kaçırılması yani çok basit hareketler ve şeyler yapıyor. Birleşik Metal İş yönetimi değiştikten sonra bir şekilde kendilerini toplamış Ama risk öyle değil.
02:41:01Yani sendikaların içinden bir tek onlarla görüşüyorum. Fakat eski maden işçilerle görüşüyorum şu anda. Kemal Türkler ülkelerine sahip çıkan bütün sendikacılarla görüşüyorum. Bunun dışında nakliyat iş sendikasını çok başarılı görüyorum.
02:41:13Ali Rıza Küçükosmanoğlu, abisi de tabip odası başkanı zaten. Onları mesela çalışmalarını çok seviyorum. Çok gerçekten kapsamlı çalışıyorlar. Bu arada Uluslararası İşçi Derneği'ni de seviyorum. Gençler çok güzel çalışmalar yapıyorlar. Yani şöyle seviyorum derken etkildiklerini zaman zaman çağırdıklarında Katılıyorum onların.
02:41:35Nakliyat işi zaten basından takip etmek çok mümkün. Ali Rıza Başkan'la da istediğimiz zaman görüşüyoruz. Özkan Başkan'la da öyle. DİSK'le ilişkimi kessin. Dolayısıyla öyle olunca daha önce davalar sırasında olduğunu düşündüğüm, yanımda olduğunu düşündüğüm kişilerin zaten gerçekten olanların hakkını yemiyorum.
02:42:00Ama olmayanların zaten farkındaydım. Ama bunların hiçbiri beni etkilemiyor tabii. Çünkü babam da zaten yoktan var etmişti. Bir gün geldiğinde ben işçilerin mesela işini layıkıyla yapan ve az önce söylediğim gibi bazı yazar ve gazetecilerin söylediği gibi cesur ve kararlı tek sendikacı örneği Kemal Türklerdi. Neden şimdikilerin öyle olmadığını asla anlamamak çok da zor değildi.
02:42:35Neden olamıyorlar, neden yapamıyorlar yani anlayamıyoruz. Aslında kolay neden olmadı. Zaten Türk işi hiç konuşmuyorum. Yani onlar zaten iktidar nasıl istiyorsa o şekilde davranıyorlar. Burada olan yine işçi oluyor tabi. İşçinin dikkatli olması lazım. İşçinin kendisini hangi cephenin koruyacağını iyi bilmesi lazım ama işçinin de bu konuda eğitilmesi lazım.
02:43:08Mesela benim babam yurt dışı çalışmalarına gittiğinde hiçbir zaman gezip tozup gelen bir adam değil ama oralarda bir sürü çalışmalar yapıp, not alıp, her şeyi gözlemleyip, fotoğraflayıp öyle gelen bir insandı. Yani düşünsenize gönen bataklık bir yerde orayı bir işçi Eğitim ve tatil köyüne çevirildi. Orada işçi üniversitesi, orada bir bina var ve onun kapısında işçi üniversitesi yazıyor. Düşünebiliyor musunuz? Ve gerçekten orada, o büyük salonlarda saatlerce eğitim verirlerdi.
02:43:45Ve o işçiler şu anda mesela hala yaşayanlar var aralarında. Bu kitap çalışmasını birlikte karşılıklı yaptığımız, yazıştığımız insanlar hala o kadar deneyimli ve yaşları arasında seksiğini bulan var mesela. O kadar deneyimli ve bilgililer ki hakları iyi savunuluyordu, kendilerine anlatılanları iyi anlıyorlardı. O şekilde de haklarını almayı daha iyi biliyorlardı.
02:44:13Şu anda insanlar ürkütülüyor, korkutuluyor, farklı sebeplerle farklı yerlere çekiliyor olabilir. Elbette çok farklı bir konjonktür ama Düzeleceğini ummak istiyorum. Yani umutlu musunuz diye soracağınızı hayal ederek düzeleceğini ummak istiyorum. Gençler için çok üzülüyorum gerçekten. Benim kızım 35'inin gençti ama 38 oldu.
02:44:42Eğer daha genç olsaydı okul şu anda okuyor olsaydı ben de düşünürdüm yurt dışına göndermeyi. Ama o da kazandı üniversiteye. O sırada cinayet davası takip ettiğim için gidemedi mesela. Basit küçük bir üniversite bulduk. Kapısında ben, başka bir arkadaş bilmem sürekli nöbet tutarak çıktığı gibi alıp eve götürerek o şekilde okuttuk yani psikolojik danışman kendisi.
02:45:12Tezini 0-6 yaş çocuk üzerine verip 7-8 yıl çocuk yuvası işletti. Sonra çocuk yuvalarının şeyi değişince programları Biz bırakalım anne senin başın yine belaya girmesin dedi. O yüzden devrettik. Ben alacağımı aldım dedi. Yani ben insanlarla çok birlikte olamadığı için çok üzülüyordum. O nedenle öyle bir şey yaptı.
02:45:35Test konusu seçti ve iyi de oldu kendisi için. Çocukları da çok seviyor zaten. İyi de oldu. Dolayısıyla onurunu ve gururunu taşıdığınız babanızın yaşamı Aile içinde ne kadar tatlıysa, aile dışında, sendikal yaşamında başarılarla dolu olsa da acı taraflar var. Acı taraflar da işte bunlar ne yapıyorsun? Sen okuyamıyorsun, çocuğunu istediği okula gönderemiyorsun.
02:46:04Ne bileyim işte çocuğuna hadi artık gidebilirsin şuraya buraya diyorsun. Aman yok boşver diyor artık. Çocuk yaşlandı artık gitmek istiyor. Arkadaşlarını çağırmaya hep alıştı. Arkadaşları da bize gelmeye alıştı. Öyle bir hayat seçmiş oldu o da. Çıktı mı beraber çıkıyorlar. Tabii hep beraber yine toptu falan.
02:46:24Götürüleri oluyor öyle söyleyeyim ama bunu mesela Ece'nin yanında ben böyle söyleyeyim zaman diyor ki hayır benim çok büyük kazancım var diyor yani diyor ben çok daha gençken diyor söylenebilecek yerde Türklerin torunu olduğunda söylediğimde diyor babamdan daha büyük yaşta olan bir insan bana diyor ceketini ilikliyorsa diyor hemen çok sevinip diyor gözleri doluyorsa diyor bu diyor çok güzel bir şey yani diyor. O nedenle bunun onurunu ve gururunu, ben bunu çok güzel işleyebilmişim yani. O nedenle mutluyum. Ben ne bileyim mesela, Mayıs ayı başında, yani 1 Mayıs gibi falan, bir operasyon geçirmek zorunda kaldım. Küçük bir operasyon. İyi bir hekim, profesör, hocamız.
02:47:09Ondan sonra benim kim olduğunu öğrendiğinde beni ona tavsiye eden diğer hocadan, onu da kaybettik. Hocadan sabahleyin ben ameliyata gireceğim diye böyle şey yapıyorum, hesap yapıyorum nasıl olacak diyor. O ağlayarak geldi Kemertüklerin kızı gelmiş diye yani mesela. Şimdi orada diyorsun ki hocam bayıt bir daha bayıt bir daha ameliyat edebilirsin diyorsun yani anlatabiliyor mu ne demek istediğimi.
02:47:36O bakımlardan iyi bilmiyorum. Belki bazı insanlara öyle gelmeyebilir ama bizim için çok değerli. Yani ben bir insanla evlendim onun için de çok değerli oldu mesela. Çocuğuma hadi işleyebilirsin ama eşime hiçbir zaman öyle bir şey yapmadım. Korkunç bir çalışmayla, araştırmayla hep babamı tanıyan insanlara ulaşmış.
02:47:57Benim bile haberim olmayan şeyler yani. Örneğin yıllar yıllar önce disk kapatıldığında 1980'den sonra ilk ofisinin açıldığında o açan insanlara ulaşıp bütün resimleri falan bir iş insanı kendisi bu arada. Ondan sonra benim hiç haberim yok. Ben işte şunu buldum böyle yaptım bilmem ne. Hani o gelip bana da söylemiyor.
02:48:18İnanır mısınız yani 3-5 senenin içerisinde o insanlardan yeni duydum. Yani diyorum ki nasıl dahil oldun onlara? Nasıl güven verebildin? Diyor ki senden iyi göreyim seni tanıyorlar herhalde. O nedenle diyor sen bünyeni almazsın sen aldın diye diyor.
02:48:31Onlar da rahatlıkla kabul edebildiler diyor. O işi şakası tabi. Kendisi de Türk Kent Genel Başkanıydı. Murat Karayalçı'ndan sonra Türkiye Kent Kooperatifleri Merkez Birliği'nin. O nedenle babam da diskin yani ikisi de böyle bir o kooperatifler birliğini.
02:48:47Oğuz böyle söyleyince şey yapıyor, sakın babanla beni hiçbir yerde karşılaşma. Karşılaştırmıyorum zaten ama yine böyle sosyal yönü ağır olan bir iş yapan bir insanla. Yani şu anda da mesela o Türk kenti 10 yılı aşkı süredir bıraktığı halde özel yapacağı inşaata ve yine kooperatif kuruyor, insanlara haber veriyor. Yani diyor ki ne olacak yani bir tane çocuğum var, ben onunla ilgili her şeyi tamamlamışım, insanlar ev sahibi olsunlar.
02:49:14Benim babam da çünkü vaktiyle disk kenti kurmuştu. Çok insanın ev sahibi olmasını ve işi erbabına bırakarak Hüseyin Yıldız kooperatifçiydi. Babamın arkadaşıydı ona bırakarak onun çok iyi bir şekilde o zaman maden hisseleri hala duruyor Merter'de Beşiktaş'ta o evlerin yapılmasını falan sağlamıştı işçiler için. Zaten Hüseyin Yıldız da benim eşimin hocasıymış meğer sonradan öğrendik.
02:49:41Sonra o kentleşme dersi falan da verdi eşim İslamlı Üniversitesi'nde. Dolayısıyla Onun da çok önemli bir arşivi var babamla ilgili yani kitap yazacak kadar oldu neredeyse. Diyor ki bir kere yüz yüze gelseydim kitap yazardım ama ayıp olmasın yazayım diyor. Ondan sonra zaten o Kemal Türkler kitabında ben çok karıştırmadım.
02:50:03Senin bilgin sende kalsın dedim bir şey lazım olunca alırız. Yani 1 Mayıs 77 şöyle 1 Mayıs 76'u kutlandı önce. Ondan öncedeki genel kurul toplantısı bir toplantıda yürütme kurul toplantısı babam bundan sonraki toplantıyı arkadaşlar Taksim'de yapalım mı 1 Mayıs'a ne dersiniz diyor. Hepsi oy birliği kabul ediyorlar öyle karar alınıyor.
02:50:24Bu farklı yayınlarda oğlu tarafından zamanının genel sekreterine mal edilmeye çalışıldı ama ben bunun doğrusunu bir kez daha burada söyleyeyim öyle değildi o. O kişinin özelliklerini de İsterseniz özelinde veririm. Şimdi hem hayatını kaybetti hem de Oğlu gerçi aynı işi yapmaya devam ediyor herhalde. Oğlunu da üzmeyelim. Mehmet Ertürk'den söz ediyorum. O zaman genel sekreterin söylemi değildir.
02:50:54Ona mal etti oğlu sonra. Kendisinin yaptığı bir şeyde, röportajda öyle bir şey değil tabi. 76.1 Mayıs'ı çok güzel oldu aslında. Hepimiz oradaydık yine. Ben 15 yaşındaydım. 76.1 Mayısından sonra o olağanüstü kalabalık ve disiplini gören güçler, 1977'de yapılması gerekene çoktan karar vermişlerdi. 1977'De de alana giriş tabii çok daha fazla yoğundu.
02:51:26Yüz binlerce insan alana aktı yani hava kararmadan önce hala insanlar girmeye devam ederlerken babamın artık konuşmasının yapması gerektiği biz kürsünün arkasındaydık altında zaten babam terledikçe annem hemen babamın fanesini değiştirsin diye kürsünün altına sokuyordu babamın üstünü değiştirip tekrar dışarıya salıyordu hemen hemen o hasta olacak diye korkuyordu kocası da babam da böyle üşütüverirdi falan yani Ondan sonra babam kürsüye çıktı, konuşmasını yaptı, sonlara doğru geldi. İbrahim Güzelce'yi ve devrimci şehitlerine saygı duruşunda bulunurlarken zaten o korkunç olay, o sular idaresinin oradan çok net bir şekilde yani ve interkontinental net bir şekilde oradan ve panzerlerin insanları eziyen hayatımı oyuncu unutmayacağım. Ben diyorum ki ben böyle şeyleri görmeye mi gelmişim dünyaya? Babam da gözümün önünde öldürüldü ya yani o çemberde bitmiş olsun diye hep umdum istedi.
02:52:29İnsanlar yerlerde gerçekten çok korkunç bir panik oldu. Orada Ahmet İsman vardı arkamızda. Hatta bir komiser onu tokat attı. İlk kez burada söyledim. Yani tartıştığımızın sonunda tokat attı onu. O da onu ittirdi. Ne yapıyorsun sen? Sonra orada bir belediyenin aracına babam, Rasim abi, avukat Rasim Öz, onlar bindiler.
02:52:51Babam bize oraya binmeden önce o aracın tamponuna oturdu. Şey vardı o zaman, Cem Karaca oradaydı. Fikret Hakan da oradaydı. Yani işçiler babamın üstüne kapandılar. Yani onlar da böyle hep beraber kapaklanıp orada böyle bir koruma yapmaya çalıştılar. Sonra babam o tampona oturdu. Babamın gözleri çok güzeldi. Dümdüz kırpikleri vardı böyle.
02:53:16Tampona oturdu. Hemen, ben hemen babamın gözüne bakardım. O kadar güzel gözleri vardı ki yani gözünden ne dediğini anlayabiliyordum. Gerçekten anlaşılan bir adamdı. Böyle mavi gömlek giyince mavi olan yeşil bir gözleri vardı. Hiç çekmemişiz. Çok hafif bir yeşilim var gibi, ela gibiyim ama çok isterdim öyle olmayı.
02:53:37Ondan sonra... Korkmayın kızım dedi. Şey dedi... Geçecek falan dedi böyle. Ondan sonra... Başkan buradan gitmeliyiz dedi. Rasim abi geldi, aldı. Çocuklar dedi, o çocuklara ben ayarladım dedi. Neyse onlar gittiler. Biz de başka bir araçla, o araca hatta bir tane üstümüze yatırdı annem.
02:54:01Bir tane kendi kucağına yatırdı öne. Bir tane şöyle oturtturdu. Yaralanan işçileri aldık. Ok Meydanı Hastanesi'ne uğradık. Annem onları acile teslim etti. Sonra döndü. Bizi eve bıraktı. Tekrar çıktı gitti. Sonra, çok sonra sorduğumda yine hastaneye gittiğini, o insanların durumu takip ettiğini falan söylemişti bana.
02:54:22Kaburgası kırılmış dedi bir tanesinin. Yüzünü bile hatırlıyorum işçinin, yazık üstünde gömlek vardı. 77.1 Mayısında babamlar bir gece kaldılar içeride. Çıktılar yani babamlarla ilgili, babamla ilgili bir şey değil. Zaten diskle ilgili bir eylemdeyiz. Yükselen solu durdurmanın kendilerince başka yolu yoktu.
02:54:46Çünkü görüyorlar, korkunç bir yükseliş var kendileri açısından. Ve de ben 1980, 12 Eylül darbesine giden en önemli yapı taşlarından biri olduğunu düşünüyorum 1971 Mayıs'ında. Ve isteselerdi babamı orada da öldürebilirlerdi. Evet, kendilerince bir ihtar verdiler ama babam hiçbir zaman geri duracak ya da kararından vazgeçecek bir insan değildi.
02:55:16Her zaman yani sermaye sınıfı içinde, emperyalistlere karşı da, ne bileyim Turgut Özal'ın yaptığı açıklamalara karşı da, yani Yani düşünsenize DGM direnişleri var, 141-142'ye karşı direnişleri var. Ondan sonra 15-16 Haziran direnişi var. O kadar çok geçmişlerinde, önceki o kabalden, sara çağınelerden sonra gelen o kadar çok eylemler var ki. Yani bir kere kaç kere tutuklandılar, hapislere girdiler, çıktılar.
02:55:50Yani o nedenle 1 Mayıs 77'nin olması, insanların kaybedilmesi açısından Onları çok üzdü, babamı da çok üzdüğüne tanık oldum. Yani bu tür olaylarda çok üzülürdü. Onlarla da çok yoğun ilgilendiğini biliyorum o zaman ama 1 Mayıs davası Rasim abinin hayal ettiği gibi bitmedi yani, olmadı. Hala faili meçhul olarak kaldı.
02:56:17Babamın cinayet davası faili meçhul değildir, tetikçiler biliniyor çünkü. Emredenler de biliniyor, yani Türkeş'in elini ot biçer gibi yapıp emrettiği de biliniyor, o gazetelere manşet olmuştu. Ama 1 Mayıs 77, o şekilde kaldı. Ondan sonra biz 2012'de girdik yine 1 Mayıs'a, sonra tekrardan vazgeçtiler, vermemek istemediler Taksim'i.
02:56:43Bilmiyorum, ben zaten geçtiğimiz yılda, 10 önceki yılda gitmedim. Ben şöyle gitmedim, 1 Mayısları bir daha. Yani bir üst üste çıkıyoruz, Şişli'deydi o zaman disk. Çıkıyoruz, duruyoruz yola. Polis karşıya geliyor. Ya diyorum ki niye örgütlenemiyorsun yani arkanda işçi nerede?
02:57:02Orada 150 kişiden 1 Mayıs karşında polis daha çok. İnanır mısınız tanıdığım polis bir polis bana diyor ki ya niye içimize yürümüyorsunuz daha kalabalık gelsenize diyor adam düşünebiliyor musunuz yani? Ya diyorum ne bileyim ben söylüyorum anlamıyorlar sonra ufak tefek araştırmalar yaptım iş yerlerinde kendileri ulaşanlar oldu bana ya biz kalabalık gelmek istiyoruz bu kadar yeter diyormuş disk mesela Onlar benim için tabii çok belirleyici şeyler. Yani en son bu 1 Mayıs'a da yaşandı mesela. Kalabalık gelmek istiyorlar fabrikadan. Gerek yok diyor.
02:57:40Gelmeyin bu kadar yeter diyor. Yani bir şekilde temsilcileriyle onlara onu belli ediyor. Öyle olunca tabii öyle bir örgütlenerek gidemiyorsun. Zaten onların da hissediyor. Oraya gidiyor yalandan bir karanfil. Ondan sonra işte tamam kutladık mı kutladık öyle geliyorlar. Ya da Ne bileyim, Kadıköy'e gidiyorlar, oraya gidiyorlar.
02:58:01Yapsınlar ya da Kadıköy'de yapmaya razı gelsinler. Yani ne bileyim bilmiyorum. Ama ben mesela bu senede, geçen senede onların yaptığı hiçbir şeye katılmadım. İstemiyorum artık zaten onlarla birlikte olmak. Onu da hak ettiklerini düşünmüyorum. Çünkü benim ilk soyadım Türkler. O nedenle Türkler soyadınla ilişkiyi hak etmiyorlar.
03:01:51Mayıs 1977 tarihinin yazıldığı bir diskten sonra, bugünkü disk benim içime sinmiyor yani.