Ümide Çelik Aysu - 1

Memory Museum for Historical Justice

 

Transcript
Toggle Index/Transcript View Switch.
Index
Search this Index
X
00:00:15 - Çocukluk yılları, aile yapısı

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: 3 Ağustos 2023 İstanbul’dayız. Ümide Çelik’le birlikte kayıt yapacağız. Teşekkür ederiz öncelikle kaydı yapmayı kabul ettiğiniz için. Hayat hikayenizle başlayacağız, sonra biraz detaylandıracağız onu. Bize ne zaman, nerede doğdunuz, nasıl bir aileye doğdunuz, onları anlatır mısınız?

ÜMİDE ÇELİK: Tabii, ben aslen 5 Nisan 1947 doğumluyum. Babam tabii şeyleri sonradan çıkarttığı için, hepimizi toptan kimliklerimizi çıkardığı için, beni 49 doğumlu olarak çıkartmış. Onun için hayatımda hep böyle 49 doğumlu, yani şey yaşıma uzun süre alışamamıştım ama şimdi cesaretle söyleyebiliyorum ki, evet ben 47’liyim. Aslında doğduğum yer annemin köyü olan Gölcük, Ulaşlı köyü. Ulaşlı köyü ve şey babam askerde annemi orada alıyor ve Samsun'a gitmeyeceğiz, burada kalacağız diye kandırıyor. Ben sekiz aylık filanken “Ya gidelim hatun bir babamın elini öpelim” diye bir gidelim diyor Samsun'a, gidiş o gidiş. Bir daha annem köyüne dönemiyor. Bütün çocukluğumuz hep şeyle geçti. Samsun'un bir merkeze, yani merkeze çok yakın olan Alibeyköy diye bir köyde ben kendimi bildim, yani orada geçti çocukluğum. Köy tütüncü köyüydü. Çok tam Karadeniz’in o şeyi gibi ne derler, hani iki dağ arasında bir vadi ama yani sağına bak dağ soluna bak dağ böyle ortada bir vadi. Dere, çok güzel bir dere akıyor. O şeyde, tütün, annem sabahları mesela çok erken kalkar işte ekmeği yapar ocakta yani günün her türlü şeyini yapar, ondan sonra şeyi hatırlıyorum böyle sırtında sepet üzerinde beşik ondan sonra, ben de elin şeyinde beraber tarlaya giderdik ve o bütün çalışmaları yapar, ön hazırlığı, ben de beşiği koluma ip bağlar ben de beşiği sallardım kardeşimin beşiğini sallardım. Yani çok küçük yaşta bir de sorumluluk. Öyle fazla da iki yaş filan var kardeşimle aramda. Yani ben çocuk, çocuğa çocuk emanet edip. Öyle bir köyde başladı hayatımız. Buradan devam edersek köydeki sanıyorum altı yaşına filan doğru, beş altı yaşlarında köyden Samsun'a indik. Orada geçinemedi babam çok fazla şey, geçinecek bir şey yoktu. Yani ancak kendilerine yeten ürünler üretip işte fasulyesini, lahanasını üretip onunla besleniyorlar. İnekleri vardı tabii hayvanları vardı. Sonra biz öyle ineğiyle atıyla filan indik şehre, küçük bir ev almıştık oradaki şeyi köydeki evi satıp. Hatırlıyorum o evin bahçesinde epeyce zaman şey kaldı yani ineğimiz de. Sonra ineği sattılar, sonra atı sattılar ama sonuçta Samsun merkezinde bir yere yerleştik. Babam fabrika işçisi oldu. TEKEL’de işçi oldu ve okul zamanı geldiğinde okula şey yapılacak ben tabii evin büyüğü olarak okula gitmek çok istiyorum. Ondan sonra tabii normal yaşım da şey olduğu için nüfusta meğerse onu bilmiyorum ben. Beni okula göndermiyorlar. Neyse bir sene geçti ikinci sene ben, “Bak bu senede de göndermezseniz sizi karakola şikâyet edeceğim” dedim. Ve öylece beni okula yazdırdılar. Okulda çok başarılıydım. Matematik, matematiğim çok iyiydi, hep öyle olmuştu. Ondan sonra anneme hep aramızda on yedi yaş var, annemle sanki şey gibi biraz arkadaş gibi evin işte ikinci, evin bütün sorumluluklarını onunla paylaşıyordum çok küçük yaştan beri. Bir de çok küçük yaşta annem herhalde ben ilkokul ikide, üçte iken annem şeker hastası oldu ciddi bir şekilde. O olunca ben, hastanelere filan gitti işte İstanbul'da yatmak zorunda kaldı ta oradan buraya geçtiler. Sonuçta ben evin hem şeyi oldum aslında yetişkin şeyiymiş gibi on yaşında evin sorumluluğunu aldım. Hem çocukları bakmak hem yemek pişirmek, babama fabrikaya iftarlık götürmek gibi. İşte halalar, teyzeler geliyorlar şey diyorlar “Ya Ümit ne güzel yapıyor bu işleri.” Onlar kendi aralarında şey bana hep Ümit derlerdi. Ümide, Ümide şeyi de hikayesi de şeyden, nüfus memuru hiç kız Ümit olur mu demiş, öyle müdahale etmişler böylece yani Ümide şeyle oluyor nüfus memurunun müdahalesiyle oluyor ama ben benim için, sonra alıştım tabii özel bir isim yani ailem Ümit diyor ama ismimi sevdim sonradan. Annemle olan şeyimiz hep bir geceleri bize şeyle, hani dedim ya Ulaşlı özlemiyle büyüttü. Ninnileri bile hep oradan hikayeler anlatarak şey yapıyor. Çok, 14 yaşında babasını kaybetmiş, ağabeyi askeri okulda, başka kimse yok. Anneannemle ikisi evde. Anneannem daha çok bağ bahçeyle ilgileniyor. Bütün evin işini her şeyini annem yapıyor filan. Öyleymiş oradaki köydeki şeyleri, yaşantısı. Kadın yani çok küçük yaşta o da sorunlu kalmış bir kadın. Okulu bırakmak zorunda kalmış öyle olunca ilkokuldan ama kendi gayretiyle şeyi devam etmiş okuma yazmasını. Biz okuldayken okumaya o kadar yani okuyamamanın acısını her zaman bizimle paylaşırdı ve benim derslerim, ben de evde sesli çalışmayı şey yapıyordum, ne derler, sesli çalışmak daha şey geliyordu bana. O, onlardan çok yararlanıyordu. Sonradan sonradan liseden yani benim anlattığım şeyleri sanki benden önce benimle tarih çalışıyor, benimle coğrafya çalışıyor, öylesine şeydi çok meraklıydı. Oradan biz, annemle bu beraberliğimiz Samsun, o hastalanıyor iyileşiyor ama yazları da şöyle bir şey oluyor, yazları da dört aydı işte okul tatili, annemle biz bu sefer, Samsun'da o zaman TEKEL’in değil de TEKEL dışında TÜCA dediğimiz şey var, tütün işleme atölyeleri var. Tütün işleme atölyelerinde şeyiz, annemle çalışıyorduk. Annem gidiyor. Ben tabii küçük olduğum için yeni de şey, ya altmışlı yılların başları şeyi gibi, bu şey, sigorta meselesi yeni gündem olmuş filan, onun için şeyimiz de çok demokrat bir adamdı, kâtip dediğimiz kişi. Sigortalı çalıştırmak istediler. Ben de büyük bir akraba, ilk hatırladığım isim Hamiyet diye bir yakınımızın kimliğiyle çalıştım ilk yıl. İkinci yıl Asuman diye bir hala kızının kimliğiyle çalıştım, üçüncü yıl da yine Gülcan. Yani dört beş kişi benim sayemde daha erken şey oldular, sigortalı olmuş oldular. Böyle bir hikayem de var, çalışan şey olarak. Küçük yaşta başlayan bir çalışma hayatım var. Valla Ümide’yi anlatmak galiba bana şey geliyor, kolay gelmiyor. Çalışan Ümide, evde Ümide yani ev yaşamında Ümide, çalışma hayatında, daha sonra gelişecek devrimcilik hayatımda Ümide. Bütün bunları anlatabilmek, tabii ki aşk hayatında da şeyi var. Çok kolay gelmiyor anlatmak bana ama bir yerden başlayacağız işte dediğimiz gibi böyle.

00:09:41 - Lise yılları, tütün atölyesinde çalışma koşulları

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Peki lise hayatınız nasıl devam etti? Nerede okudunuz liseyi?

ÜMİDE ÇELİK: Onu da Samsun’da okudum. Şöyle ki, Samsun’daki şeyim, Samsun 19 Mayıs Lisesi o yıllarda bugünün işte en şeyi neyse fen lisesi, en iyi lise neyse bizim lisemiz öyleydi. Hocalarımız çok daha eski Cumhuriyet döneminden kalma belki hocalar. Kitabı olan filan, işte matematik hocamız apsis diyemezdi apşiş o mesela kitabı olan bir hocaydı. Ondan böyle geçer not almak öyle kolay bir şey değildi. Haziran’da mezun olmak kolay bir şey değil. Mesela işte Haziran’da okulu bitiren herhalde dört kişiden biriydim ben o, onun şeyinden de geçen fen bölümünde. İngilizce hocalarımız yine öyleydi. Yine lise hayatımda önemli bir şey şöyle Nazım Bayata, yani yaşıyor mu bilmiyor yaşıyorsa çok şey, felsefe ve psikoloji hocamızdı. Şey de Hasan Kıyafet de İngilizce öğretmenimizdi. İkisi de sürgün yediler. İlk bizim okulumuzda işte boykot oldu onların şeyi için. Maalesef geri getiremedik ama hatırladığım, benim galiba sınıf bilincimi en hani uyarıcı şey olanlardan biri Hasan Kıyafet’ti. İngilizce bize yani bu sınıf çelişkilerini filan İngilizce dersinde bize bunları gösterebiliyordu. Onun için ona çok minnet borçluyum. Diğer birisi, yine paralel dönemde yani ortaokul ve lise döneminde yine yazları annemle çalışmaya devam ettim ama ilk yıllarda hani diyelim ki meydancı dedikleri su dağıtan bir şeyken daha sonraki yıllarda şeye kadar kantarcı dedikleri, ölçen biçen yani tartan ve hani yazı iki, yazıyla işi olan daha böyle o şeye göre kademesi yüksek bir şey kantarcı olmuştum sonraki yıllarda. Annem de elekçi, tongacıydı. Elekçi ve tongacı da seviye olarak orada şey yani elek de tütünlerin son bütün yabancı şeylerden arındığı bir yer, böyle titreşen bir şeyin üzerinde akıp gidiyor onun içinden yabancı cisimleri başında topluyorsun sonra büyük bir kasaya onlar birikiyor onlar tonga dediğimiz bir şey oluyor. O tongacılık çok maharet isteyen bir şey. Tonga, yani tonga haline getirince bir kolunun altına tütünleri alıp diğer ondan atarak diğer eliyle de yerleştirerek serpiştirerek o tongayı öyle yapacak ki, iki yaprak üst üste gelmeyecek. Sonra gelir şeyler patronlar şöyle yaparlar senin tonganın olup olmadığını anlamak için. Açtırır yani, önce presleniyor o. Onu dikmeden etrafını şeyle hasır, ne oluyor o, çuval gibi bir şeyle evet çuvalla şey yapıyorlar etrafını, dengin etrafını dikiyorlar. Dikmeden önce gelir senin dengini şey yapar, kestirir ortada, açtırır baktırır. Eğer içinde böyle iki yaprak üst üste görürse yani öyle düzgün olması lazım, o denk yeniden yapılır filan. Mesela bu, bu da zor bir iş o tütün şeyinde. Bir diğeri, hani bunu şey yapmadan geçmeyeceğim. Tütün şöyle bir şey, yazın kırı, yani yapraklar kuru. Çok kurumasın, kırılma yani ne deniyor ona, şey ziyan olmasın yapraklar yani çok fazla fire vermesin diye şey yapıyorlar, salonu kuru tutuyorlar. İşçilerin olduğu şeylerin. İlk başta açıcılar sonra işte en son tongacılara kadar giden bir kademesi var onların. Bu şeyde, o hele açıcıların olduğu yer inanılmaz, pencereler açılmaz böyle, içerisi nemden şey yapar. Eğer açarlarsa kurur şey diye içerisinin nem olması lazım. Yani düşünün o sıcakta bir de nemli bir sıcakta, kadınlar böyle her tarafından şeyler akarak öyle çalışmak zorunda kalır. En zor yerlerden biridir o şey harmandan önce açıcı, yani yaprak, para sayar gibi şeyleri demetleri, tütün demetlerini açarlar böyle. Kalitesine göre arada birinci ikinci üçüncü kalite. Kalitesine göre ayırır onları ayrı ayrı yerlere konur, ayrı ayrı denkleştirilir. En kötü tütüne de yani işe yaramaz şey dediği görmez derler şeyini. Samsun o bakımdan şey de bir yer, madenler, en kaliteli tütünün olduğu yerdi tabii şimdi ne tütün atölyesi kaldı ne sigara fabrikası kaldı hiçbir şey kalmadı ama üzücü bir durum. Lisede hem çalıştım dediğim o zaman şöyle bir aşamaya da geçmiş oldum lisede matematikken, daha küçük sınıftayken değilim ki bir sınıfa ders veriyorum lisede artık ders vererek yani atölyede değil ders vererek hayat, ev bütçesine katkıda bulunuyordum. Ondan sonra o çok şeydi. Mesela 70 yazında Samsun'da sosyalist Fikir Kulübü var. Geldiğinde bütün o dönemin Karadeniz ya bizi, Dev-Genç’liler olarak şeye gönderdiler, herkes yani tatilde köyüne gittiği zaman memleketine, herkes anket yapacak, köy çalışması yapacak. Biz yaptık onu, ondan sonra ve şey oldu gündüzleri bir yandan da kulübe gidiyoruz ama o zaman DİSK’in filan sendikaların da olduğu bir bina. Herkesin gidip geldiği bir yer. Orada işçi çocuklarına ben ücretsiz ders veriyordum. Bu lisedeyken olan şeyler ve üniversitede de devam etti böylece.

00:16:57 - Liseyle üniversite arasındaki çalışma hayatı

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Kaç yılında mezun oldunuz liseden?

ÜMİDE ÇELİK: Liseden 65'te mezun oldum ama 65, 66’da mezun oldum. Bir yıl Devlet Su İşleri yedinci bölgede teknik hesapçı kadrosu, yazın orada fen bölümünden mezun olanlara şey açılıyor, sınav açılıyor. Oraya girdim çünkü ailem beni okutamayacaktı. Ben oraya girdim ve şeyim birinci geldi kağıdım. Beni bölge müdürü çağırdı dedi ki bak, planlama müdürü pardon, dedi ki en iyi senin kâğıdın ama dedi bak çalışacaksan seni alacağım yoksa daha diğerlerini tercih edebilirim, yani bir sene sonra ben gidiyorum okula filan üniversiteye dersen. Valla dedim ailemin beni okutacak hali yok. Ben onun için işe giriyorum. Ama ben okumayı tabii ki çok istiyorum. Fırsatını bulursam okurum dedim. Ondan sonra adamın o çok hoşuna gitmiş halbuki öyle herkes çok korkuyor bundan. Benim şeydekiler servis diyoruz, servisteki arkadaşlarım herkes bana destek oldu. Ondan sonra sınava girdim bir yıl sonra. Sınava girdim Hacettepe işte şey kazandım. Ondan sonra bütün şeylerimi kullandım, senelik izinlerimi, raporlar ama ta ocağa kadar filan aşağı yukarı devam etti. Yani oradan da şeyim, birazcık para biriktirmiştim yoksa hakikaten okuyamazdım. Onu ailem gerçekten okutacak hali yok. Servisteki arkadaşlar kendi aralarında şey yapıyorlar, 75 lira ayda bana göndermeye kendi içlerinden şey yapıyorlar. O sırada bizim teknik hesapçı, ya şimdiki teknik personel nasıl oluyor, yani B cetveli vardı o zaman 657’de değildik de yani memur kadrosunda değil teknik kadroda olduğumuz için işçi statüsündeydik. GES-İŞ diye bir sendikamız vardı. Osman Soğukpınar başkanı. Sosyal demokrat bir sendika o dönemde. O, 25 kişiye şey veriyordu, sendikalı üye çocuklarına ya 20 ya 25, karşılıksız burs veriyordu. Ondan sonra ben kendim sendika üyesiydim. Ben Ankara'ya kayıt için gittiğimizde, ya ama arada sendikacı arkadaşlar da yardımcı olurlar söylediler, sen kendin bizzat Osman Bey’e çık söyle dediler. Ben çıktım dedim ki ya siz bu bursu veriyorsunuz üye çocuklarına ama ben kendim şeyim, kendim üyeyim ben bu burstan yararlanmak istiyorum, şey olur mu, böyle böyle benim ailemin okutacak durumu yok filan. Adam kabul etti. Oradan burs aldım 250 lira karşılıksız burs. Bir de şeyler de gönderince benim üniversite hayatımda da daha.

00:20:17 - Tütün atölyelerinde filizlenen sosyalizm ve sınıf bilinci

Play segment

Segment Synopsis: Ama benim sınıfa dair şeyim bu tütün atölyelerinde çalışıyorduk ya ortaokuldayken, daha küçük lisedeyken orada göçmen bir şeyimiz vardı, ustabaşımız Mehmet, Mehmet Amcanız. Bulgaristan göçmeni. Onun anlattıkları beni çok etkiliyordu. Yani sosyalizme dair söyledikleri ama baştan beri zaten hani geçinemiyoruz, babam çalışmak zorunda kalıyor, ben çocukluğumu yaşamıyorum çok küçük yaşta, bu bir tür isyan da oluyordu yani ne bir adaletsizlik yani bizim böyle, bazıları hiçbir şey yapmadan daha rahat. Yani içimde böyle bir şeye karşı, sisteme karşı bir öfke, bir şey çok küçük yaşta böyle oluşmuştu bende. Sonra yine o dönemin meşhur şeylerinden Akşam Gazetesi’nde Çetin Altan şeylerini, okuyordum. Taş diye bir köşesi vardı. Onun şeyleri de çok etkili oluyordu yani çok farkındalığı arttıracak şeyler. Elime ne geçerse okuyordum bir de okumayı çok şey yapıyordum. Böylece üniversiteye geldiğimde, yani lisedeki arkadaşlarımız da hani o boykotu yaptık, orda da bir grup şeyi olan devrimci çocuklar da vardı sınıfta. Onlardan da tabii etkilendik arkadaşlarımdan. Böylece üniversiteye ben hani aslında devrimci olarak gelmiş oldum. 68'de girdim. Girdim ama kapıda şey, boykotla karşılaştım. Elinde böyle şeyle bekleyen donarak bekleyen, kulakları çınlasın Bedriye diye bir arkadaş bizden belki bir iki yaş şey, dönem önde. Tıp’tandı. Ondan sonra onların şeyiyle hemen ben katıldım şeye ben de boykota böylece. Böylece üniversite şeyimiz başladı yani o hareketli bir şekilde.

00:22:32 - Hacettepe Üniversitesi’nde ‘Barış Gönüllüleri’ boykotu

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Hangi bölüme girmiştiniz üniversitede?

ÜMİDE ÇELİK: Matematiğe girdim. Matematik sevdam öyle. İlk yıl aslında şeyden İngilizce’den muaf şey olduk, çok iyiydi lisedeki İngilizce öğretmenimiz, hazırlık sınıfı, ama şeye de katılmak istedim Barış Gönüllüleri vardı şeyler İngilizce derslerini veren onlardı. Ondan sonra sırf onun şeylerini boykot organize ediliyordu ona katılmak için gidiyordum derslere. Yani derslere gidiyorum dediğim boykota katılıyorduk biz de şey olarak yani Barış Gönüllüleri’ne karşı olarak bir şey geliştirmiştik, tavır o yıllarda.

EYLEM DELİKANLI: Barış Gönüllüleri nedir?

ÜMİDE ÇELİK: Barış Gönüllüleri daha çok bu o dönemin gelip gönüllü bir şekilde güya şey yaptıkları, İngilizce öğrettikleri şeyler geliyor bizim İrlandalıydı, ondan sonra ve şey o çok iyi bilinmiyordu yani, emperyalizmin ajanı bunlar bize şey yapıyorlar memleketimize başka şeyler, bilgiler toplamak için geliyorlar, bize şöyle yani o hiç sevilmiyordu o dönem için yani o dönemki bilincimizle şeyi, Barış Gönüllüleri’ne karşı ciddi bir tavır vardı.

00:24:17 - 68’de Hacettepe’nin siyasi ortamı

Play segment

Segment Synopsis: Bir de geldiğim yıl politik olarak şöyleydi, İşçi Partisi içinde ayrılığın olduğu, MDD [Milli Demokratik Devrim] sosyalist devrim tartışmalarının olduğu bir yıldı. Bizim okuldaki arkadaşların çoğu benim çevremdekiler yani Dev-Genç diye bildiklerim, çoğu şeyde MDD taraftarıydı. Fakat bizim yani burada söyleyeceğim önemli bir şey o dönemde ne kadar akım varsa aslında okuyarak tartışarak tavır alıyorduk. Yani mesela Doktor Hikmet Kıvılcımlı, atıyorum yani gerçekten okuyorduk eserlerini ve şey yani diyelim ki ne oluyor, devlet analizini beğenmiyorsun ama işte finans kapital analizini beğeniyorsun. Yani o şeyleri yapabiliyorduk, ayrımları yapabiliyorduk. Fakat mesela iyi bir onların Kıvılcımlı taraftarlarının yaptığı çok güzel çalışmalar var. İşsizlik ve Pahalılıkla Mücadele Derneği. Pratikte o arkadaşlarla birlikte olabiliyorduk. Şeyin, şöyle bir şey, bizim üniversite Hacettepe o zaman merkez kampüsteyiz, daha Beytepe yapılmamıştı yani inşaat halindeydi daha doğrusu. Merkez kampüsteydik ve hastaneyle hemen hemen iç içe yani o temel bilimler binası, morfoloji binası her zaman iç içe oluyorduk. Böyle olunca, şey hastane çalışanlarını da örgütlemek yani işçi gençlik dayanışma derneği mi öyle bir şey yani işçi gençlik dayanışma şeyi diye bir yapı oluştu. Sonra o arkadaşlar gerçekten sendika kurdular. Sağlık İşçileri Sendikası, Emekçileri Sendikası’nı kurdular. Ya o örgütlenme içinde olduğumuz. Hatta bir tanesi şeyde intihar etti dediler ama işkencede şeyden atladı emniyet binasından dediler. Bu sendikacılardan en aktif Gül diye bir sekreterlik yapan bir arkadaş çok aktifti. Bizi inanılmaz biz hastane yönetimini ele geçirmiştik mesela boykotun onların şeyinin birinde. Yani işçilerin istekleri kabul edilene kadar diye. O şeyi de çok başarılı olmuştu. Gül bir de Şükrü Dursun diye bir arkadaşımız vardı. İkisinin emeği çoktur yani o dönemin en aktif şeylerindendir. Sonraki yıllarda da Şükrü devam etti yani Gül de şey yaptı. Bizim şöyle, Hacettepe’nin özelliği dediğim gibi hem öğrencilerle şeyler arasında, çalışanlar arasında hem de o zaman Asistan Sendikası vardı. Asistanların da bir örgütü vardı. Asistanlarla da bizim yine öğrencilerin birlikteliği söz konusuydu. Yani orada yönetime karşı ciddi bir, daha çok geniş hem öğrenci, gençlik, asistan çalışan şeyi kurulabilmişti ve diyelim ki işçilere vadeliden işte hani yılda bilmem kaç kez kıyafet veriyorlar, ayakkabı veriyorlar ya da şeyse bunu mesela diyelim ki vermiyorlar. Biz gidip şey olarak gittiğimizde neden vermiyorsunuz hani bunları verin dediğimizde hakikaten veriyorlardı. Yani böyle bir, ama o birlikteliğin gücün verdiği bir şeydi şeye karşı, yönetime karşı, rektörlüğe karşı böyle bir şeyimiz vardı, ne derler böyle başka bir güç vardı. Yine küçük bir şey anlatacağım, mesela o da şeyi anlatmak açısından, okulun bir kantini vardı, baraka şeklinde. Yani üniversitenin işlettiği. Onu mesela işte orada şeyler var, diyelim ki buzdolapları var ama işlevli mi işlevsiz mi çok onu hatırlamıyorum ama işlevli olmayan demek ki fazla bir şeydi ki biz bunu yine hemen çok yakınındaki fen bilimleri binasının alt katına şey yapardık oraya taşırdık. Orayı biz öğrencilerin kantini haline getirmiştik. Dev-Genç orayı işletiyordu. Yönetim onu sonra hafta sonu alıp götürüyordu şeyi buzdolabını, biz yeniden oraya taşıyabiliyorduk. O kantin Dev-Genç’lilerin işlettiği, alt kat olduğu gibi sınıflar ve şey alan, geniş bir alandı o temel bilimler binasının alt katı, orası Dev-Genç’lilerin işlettiği bir yer haline gelmişti. Son derece şeydik yani, nasıl söyleyeyim bir hakimiyet söz konusuydu. İdare üzerinde bir şey söz konusuydu yani saldırılar oluyor o sırada faşistler şunlar bunlar oluyor ama buna rağmen başka bir güç, şey korunmuştu orada. Geniş bir ittifak ve geniş bir cephede ne dersen yani hem hocalarla hem çalışanlarla öğrencilerin arasında güzel bir şey kurulmuştu bağ, bu çok kıymetliydi. Şeyi saldırılarda olsun yani bu şeyde hemen herkes birlik olabiliyordu yani çok okula saldırılar olmuştu.

00:30:22 - Hacettepe’de Komer protestosu

Play segment

Segment Synopsis: Özellikle bu ODTÜ yani Komer’in [Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Robert Komer] şeyi döneminde bizim okula da geldi, bizim okulda da protesto edildi. ODTÜ’de protesto edildiği yıl bizim okulda da protesto edilmişti. Yani gelmişti bizim okulda da arabası devrildi. Şeyi sonra yani böyle bir güç vardı, biz o ilk yıl özellikle, daha Hacettepe inşaat bitmemişti ama hukuk fakültesinin yanında bir binayı şey yaptı rektörlük kiraladı. Orası şey oldu, ne derler kız yurdu oldu. Biz orada kız yurdunda sabah erkenden şey yapardık, kalkardık yani yönetim tamamen bizdeydi. Sabah erkenden kalkar gidip poğaçamızı şunu bunu alıp biz orada kantin yaptık bütün gelirini sonra saat 8:30'a kadar her şey bitiyor kapatıp okulumuza gidebilirdik. O gün ne varsa, eğer devrimci bir iş yoksa dersimize girerdik, varsa onu yapardık falan ama oranın geliri de kantinin geliri de yine Dev-Genç’e kalırdı böyle öyle bir şeyimiz vardı, öyle bir gücümüz vardı, böyle bir katkımız oluyordu böyle şeye.

00:31:53 - Mahallelerde sağlık-eğitim çalışmaları

Play segment

Segment Synopsis: Diğer bir şey yine o öğrencilik döneminde hani önemli unutmadan söylemek gerekirse, mahalle çalışmaları yani kitle çalışması dediğimiz o döneme dair özellikle işte Tuzluçayır gibi o bilinen şeylerde, başka mahalleler de var, oralarda biz mahalle şeylerinde, mahalle derneklerinde oralarda, sürekli çalışmalar yürütürdük ve okuldaki intern arkadaşlar tıpta olan intern arkadaşlar bizimle gelip sağlık taraması yaparlardı. Ondan sonra işte okuma yazma kurslarıydı, NATO Yolu diye bir yer vardı şeyde Tuzluçayır’ın son şeyinde, orada çok önemli çalışmalar yaptığımızı hatırlıyorum.

00:32:51 - İlk sendikal faaliyetler, işçi çalışmaları, politik tartışmalar

Play segment

Segment Synopsis: Bir yandan da bir yandan da fabrikalar var, fabrikalar var İstanbul yolu dediğimiz bir fabrikalar var. Orada benim ilk sendikal ilişkilerim o dönemde başladı. Bizim asistan hocalarımızdan Yalçın Yusufoğlu birine götürdü orada Kimya-İş Sendikası'nda Uğurcan Koçaklı, tanıştım o da Müzeyyen diye bir kadın arkadaşla beni tanıştırdı ve ondan sonra işçi çalışmasına oralarda devam ettik. Özel fabrikalarda işte önde gelen işçileri bulup onlarla örgütlenme çalışması, özel eğitimler yapıyorduk. Şey de öyleydi, yurtta da yine aynı şekilde, arkadaşlarla zaman zaman okuma gruplarınız, ondan sonra özel eğitimlerimiz hepsi devam ediyordu bir yandan. Bir yandan da pratik faaliyetler neyse o günün ihtiyacı neyse onları yapabiliyorduk, yani günlük yaşantımız böyle çok hareketli ve o günün ihtiyacı neyse onu yapabiliyorduk yani. Üniversite şeyimde en önemli hem şey ayağını benim unutmayacağım kısmı bu kitle çalışmaları.

Tabii ki politik tartışmalar da önemliydi. Özellikle şeyde o Dev-Genç yönetiminin, ya Ertuğrul Kürkçülerin şeye geldiği kongre baya şeyli bir kongreydi, tartışmalı bir kongreydi. Bir de şeyler vardı yani en iyi hatırladığım şeylerden birisi çok büyük, yani günün politik meseleleri büyük amfilerde, büyük şeylerde konferans salonlarında herkese açık bir şekilde tartışmalar yürütülürdü. Gerek ODTÜ'de gerek Siyasal Bilgiler daha merkez üssü gibiydi tabii Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin şeylerinde. Bunlar mesela o dönemin, yani o dönemde ne varsa Kırmızı Aydınlık, Beyaz Aydınlık tartışması, Aydın Sosyalist Dergi, açık mektuplar bütün onları bir bir dönemin şeylerinin hepsine tanıklık ettim. Yani o ayrışma süreçlerini ve tartışmalarını hemen hepsini yaşadım ben. Ben kendi okulumuzun Dev-Genç yürütmesindeydim şey olarak mali işlere bakıyorduk her zamanki gibi bize daha öyle şey işler ama ne gelirse yapardık yani ama işin mali işlerine bakıyordum.

00:35:50 - Sol hareket içinde kadın erkek eşitsizliği

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Çok fazla kadın var mıydı örgütlenmiş, kadın öğrenci?

ÜMİDE ÇELİK: Kadın arkadaşlar tabii ki, yani özellikle bizim kız yurdunda örgütlendiğimiz kadınlar vardı. Bir de okuldaki bu işleri çekip çeviren üniversitede, bizim valla altı kişilik bir kadın grubumuz vardı. Onlar özel eğitime de şey yapmıştık tabi olmuştuk yani. Bayağı vardı kadın arkadaşlar. Söz sahibiydiler fakat şöyle, yani 68'in diğer yıllardan biraz farkı şöyle bir şey, daha sonraki yılları da biliyorum yani 68’deki arkadaşlarda kadınlar sanki hani eşitlik şeyi var ya özellikle 68 şeyinde hareketinde eşitlik vurgusu çok fazla kadın-erkek eşitliği çok fazla şey olduğu için bizde de bu önemsemiyordu o dönemde. Ama tabii ki sonraki bilincimle gördüğümde, yani özellikle yani kendimi feminist olarak hissettiğim dönemde şey yaptığın zamanda o, ona şey diyorum adeta eşittik. Yani öyle eşit filan değildik yani çünkü yine bize işte bir şeylerin getir götür, hapishaneye yemek yapılacaksa işte yemek yapıp götürmek işi, bir şeyler taşınacaksa taşınma işi, özel bilmem bir yere bir şey sokulacaksa özel kadınlar hep özel işlerde şey yapılıyor. Daha geri planda ama hem her türlü şeyde aktifsin ama hani söz sahibi yani sözü söyleyen, son sözü söylen olamıyordu. Burada işte bir tek o Bedriye yani birkaç kadın arkadaş bunu şey yapmıştı. Onların farklı bir statü şeyleri vardı yani belki nasıl söyleyeyim, onlar her şeyi şey yapıyorlardı. Altıncı filonun eylemleri sırasında, yani İzmir'e gidilecekti mesela İzmir'deki eylemi bize haber vermediler adamlar. Ama vallahi Bedriye gitmiş yani o nasıl şey yaptıysa. Yani kadınlara haber vermedikleri şeyler oluyordu böyle zamanlarda. Bu işin şey tarafı. Maalesef o yani karakteri olarak, hareketin karakteri, bütün şeyi pratik birçok şeyi sen örgütlüyorsun, birçok şeyi sen yapıyorsun, mahalle ilişkisini yapıyorsun daha sonra ne bileyim her türlü işte maddi kaynak oluşturma işleriyle uğraşıyorsun, başka şeyler pratik şeyler yapıyorsun ama söz söylemeye geldiğinde sözü tabii daha bilen, tırnak içinde bilen ağabeyler ablalar, ağabeyler söylüyor genelde. Yani Serpil Çelenk bunlarda daha özel biriydi Halit Ağabey’in kızı. Çok da severim kendisini. O, o da şey yapmazdı kimseye ama onun hem aileden gelen bir üstün hani konuşma hakkı olan şeyi vardı, onun için çatır çatır Serpil’in şeyi farklıydı. Sözü geçerdi yani onun. Sözü geçen kadınlar vardı tabii ama genel şeyi değiştirmiyor bu, genel havayı değiştirmiyor. Yine de kadınların görünmezliği, yani onların kendilerini ifade etmesi, sözünü söylemesi politikada öyle kolay bir şey değildi.

00:39:55 - Samsun’da işçi örgütlenmesi deneyimi

Play segment

Segment Synopsis: Bu dönem için beni hani çok içinde yaşadığım önemli şeylerden biri de yine bir yaz tatiliydi. Samsun'a gittiğimizde de biz boş durmuyorduk yani memleketimize gittiğimizde de çalışmalara katılıyorduk. Mesela o Karadeniz fındık şeyi olsun, mitingi olsun, onun öncesindeki çalışmalar olsun ben şeye Alaçam’a ben gittim. Alaçam’daki şimdi rahmetli oldu İsmail Yeşilyurt, o köylü İsmail denirdi ona, onun ailesiyle ilk ilişkiyi kurdum ve tütün şeyinde hem eğitim çalışmalarında hem şeyde ilk Alaçam’daki o örgütlenmede naçizane katkımız olmuştur. O şeyi hep söylerdi İsmail Ağabey, “Sen geldin bizi şey yaptın, kanımıza girdin bak evi de herkesi de etkiledin örgütledin” diye. Bir o vardır bir de mesela yine, ya bu sosyalist fikir kulübünde buluştuğumuz sırada, Samsun özelliği şöyle bir şey, Samsun Eğitim Enstitüsü var. Eğitim Enstitüsü lise öğretmeni yetiştiren bir yer o dönem için ve o dönemin şeyleri Ertan Saruhan şey yapıyor orayı örgütlüyor aslında oradaki genç kadınları. Bizi, sonra beni oraya şey gönderdiler yani bütün ilişkiyi kurmak, şey yapmak olarak ve birçok kadını da öyle tanırım onları da sevgiliyle yaşayanları yani kaybettiklerimiz çok biliyorsunuz Lale Arıkdal, Leyla var ondan sonra yani birçok kadın var o dönemden. Parti cephenin militan kadınlarının önemli bir kısmı o Samsun Eğitim Enstitüsü’nden çıkmıştır. Onlarla şeyimiz de o dönem için benim siyasi faaliyetlerin bir parçası olarak onlara da şeyim olmuştur, irtibatım olmuştur.

00:42:22 - Dönemin öne çıkan öğrenci liderleri: Hüseyin Cevahir, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş

Play segment

Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Ankara’da bu arada tabii çok hareketli zamanlar var değil mi? Mülkiye, Siyasal oralardaki Dev-Genç’in içerisinden oluşacak olan ana damarlar var. Siz hangi isimleri hatırlıyorsunuz o toplantılardan neler hatırlıyorsunuz? Öğrenci liderlerinden, artık öğrenci hareketi olmanın da dışına çıkan toplumsal muhalefetle de buluşan bu hareketlerin içerisinden biri olarak anlatır mısınız biraz?

ÜMİDE ÇELİK: Aslında o dönemin hemen hemen, o dönemin önde gelen bütün arkadaşların hepsini tanıyorum. Yani hepsini tanıma şeyini nail oldum. Denizlerle olan şeyimiz şöyleydi, bizim bahsettiğim kadın grubu Hacettepe’de şey yapardı, o zaman Basın Yayın’dı şimdi Siyasal Bilgiler’in ek şeyi Basın Yayın Yüksek Okulu’ydu şimdi İletişim Fakültesi galiba oldu. Onun alt katında çok geniş bir alan vardı, alt katında. Biz orayı hem o dönemin serigraf atölyesi hem de teksir atölyesi olarak kullanırdık. Oradaki grup, yani bizim o Hacettepe esas olarak Hacettepeli kadınlarla birlikte orada biz şeyin baya emekçisiydik, o baskıların. Yani Dev-Genç’in hemen hemen bütün afişleri, bildirileri yani bir orada basılırdı yani Türkiye’in, diyelim Fındıkçı için nereye gönderilecekse, bir ODTÜ’de öyle bir atölye bir de bizim bu dediğim Siyasal’ın altındaki atölyeydi. Orada mesela işte Aydın Çubukçu çok iyi çizerdi. O şey yapardı ipeği çizgi şeyini o çizerdi. İpeğe ham resmi çizip ondan sonra da işte onu, baskısını biz şey yapardık yardım ederdik. Bütün o teknik şeylerini o hazırlar ama baskıyı biz yapardık, kızlar yapardı çoğunlukla. Serigraf baskıyı orada yapardık. Teksiri orada yapardık. Bir de onun yanında odalar vardı. O odalardan yani küçük, daha çok dışardan gelen olsun, şu olsun yani ya da gece nöbete kalanlar olsun orada insanlar uyurlardı. Yani öyle bir yerdi orası küçük küçük. Bir gün baktık şeyle böyle tekmeyle kapı vuruldu bizim, kocaman şey Deniz arkadaşlarıyla İstanbul'dan gelmişler orada şey yaptılar onlar. Yani Deniz’e en yakından şey yaptığım olaylardan bir tanesi o çünkü o İstanbul’da biz Ankara’dayız. Tabii birçok şeyde gördüm ama çok daha yakından o gece birlikte şey yapmıştık. Onun dışında Hüseyin Cevahir, yani biz de hep şeye gelirdik, Siyasal’ın kantininde daha çok. Orası biraz üs gibiydi. Orada mesela bana şey gelir yani özel bir şey gibi hani Dev-Genç şey derdi ya okullarda gidin köyünüzde şey yapın köy çalışması yani bu anketleri doldurun. Geldim ben onu mesela kendi okulumdakiler yerine gittim Hüseyin Cevahir'e teslim ettim. Bu enteresan. Hani kimse bana öyle dedi böyle dedi değil ama başka bir güven duygusu vardı yani orada sanki Cihan olmaz, doğru ele götürmüşüm gibi. Mahir Çayan da hani o da orada çok özel olmuş bütün şeylerden tanıyorum da sol konferanslarda çok şey, çok belirleyici, çok heyecanlandırıcı konuşmalar yapardı yani tüm şeylerini biliyorum. Ya o dönemin aşağı yukarı hepsini ama benim için hani özel insanlardan biri şey Hüseyin Cevahir’i çok yani özenle örnek aldığım diyebileceğim bir tür şey yaptığım özel insanlardan biri ama hepsini çok sevgiyle anıyorum yani Kızıldere’de ölenlerin hepsini çok yakından. Niyazi [Yıldızhan] vardı İstanbul'da, şey Ankara'da bu jandarma genel komutanına bir eylem şeyinde öldürülmüştü. O da çok can bir arkadaştı mesela çok iyi bir devrimciydi. Hüseyin Cevahir az konuşan, ondan sonra ama seni dinleyen, yani seni böyle güven veren bir şeyi var ne olduğunu, toplantılarda konuştuğu zaman a ben de böyle düşünüyorum dedirten şeyleri yani tartışmalarda çok şeyciydi kapsayıcı şey geliyordu bana onun konuşmaları, iyi geliyordu yani onun tartışmalardaki tavrı. O yüzden hakikaten çok özel. Yine bir anım daha var onunla ilgili. Şeyde, bu Samsun'a derneğe geldiler Karadeniz’deki. O sırada sanıyorum Amerikan yardım deposu AİD [ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı-USAID] diye bir şey var ona bir eylem yapılmıştı ondan dolayı birçok aranan kişilerden biriydi o da sanıyorum. Ondan sonra geldiğinde şeye, derneğe geldiğinde hemen girdi elimi böyle sıktı ben Ali dedi mesela. Ondan sonra o kadar şey yapıyorsun gözüne böyle bakıyor gözünün içine ve onun o kadar sahici bir şekilde kendisine yani öyle tanıtıyor, çok hoştu onu hiç unutmuyorum o halini. Yani bu iki olayı şeyle yani Cevahir’le ilgili iki olayı çok net hatırlıyorum. Onun dışında şeyi, hep hatırladığım toplantılardaki gerek teorik yazılarında yazdığı o döneme ilişkin yazılarında, bana iyi gelen şeylerdi o zaman gerekse konuşmalarında yani şeyi de dinliyorduk ama yani o zaman mesela bir Çin meselesi, Sovyetler Birliği revizyonistti değildi meselesi, ondan sonra bu Doğu Perinçeklerle olan tartışmalar filan şey yapıyor. Hiç unutmuyorum şeyde, Siyasalda orta amfi miydi, büyük bir şey, çok kalabalıktı böyle amfi. Arkalarda daha çok Perinçek’in adamları oluyor. Ondan sonra şeyler anlatılıyor şimdi şeyi konuşuyor yani Sovyetler Birliği'nin tutumunu ve şeyi o dönemki revizyonizm tartışmaları konuşuluyor. Ondan sonra “Ama Pekin öyle değildi” arkadan bağırdılar “öyle demiyor” diye ondan sonra biz kulağımızı ne oraya ne oraya şeye çevirmiyoruz dedi oradan cevap olarak. Yani ne Moskova'ya çeviriyoruz ne de şeye Çin’e çeviriyoruz şeklinde. Hani böyle bir şey söylemişti aklımda kalan mesela tartışmalardan biri oydu. O dönem için şimdilik bu kadar diyelim mi?