http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment16
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Biraz sertleşen bir siyasi mücadele var ve akabinde de 12 Mart 1971 askeri muhtırası. Nasıl hatırlıyorsunuz o günü?
ÜMİDE ÇELİK: Şöyle bir şey, evet yani zaten her gün bir arkadaşımızın ölüm haberi geliyor. Aşağı yukarı cenaze kaldırmadığımız yani şey yapmadığımız yani gün neredeyse yok gibi şey yapılıyordu, öylesine bir döneme girilmişti. Bu şeyde, yani o ne diyeyim, Zafer Çarşısı’nın önü, o Sıhhiye Meydanı oralarda hemen hemen her gün eylem vardı yani bir şekilde çünkü okullara saldırılar. Bizim saldırılardan bir tanesi de tam şey, yurt baskınları önemlidir mesela. Yanlış hatırlamıyorsam önce ODTÜ, sonra Siyasal, sonra bizim oldu. Yurt baskınları oldu. Burada da çok iyi direnişler oldu, bizim de öyle, Hacettepe’de de. Biz baya üç gün filan sardılar, giremediler içeriye filan ama bizim yerimiz şey böyle, tam Hamamönü etrafta faşistler korkunç bir yer yani Hamamönü, şey olarak faşistlerin olduğu bir bölge var etrafta. Orada şey oluyor işte bayağı bir direniş oluyor. Ondan sonra, sonunda tabii şey oluyor baya kırılıyor yani barikat marikat her şeyi koymuştuk şeylere, somyalarla şunlarla bunlarla. Baya ciddi bir şey oldu. Sonunda girdiler, bizleri götürürlerken tabii bir acayip bir şey, koridor oluşturdular yurdun şeyinde. Onu da mesela hiç unutamam. Yani oradan sağ çıkamayacağımızı düşündüm öyle bir koridor oluşturdular güya polisler bir şey yapıyor ve faşistlerin arasından bizi geçiriyorlar. Yani oradan nasıl geçtiğimizi, nasıl şey yaptığımızı, nasıl bağırıyorlar nasıl üstümüze saldırmaya çalışıyorlar, güya şeylerde koruyor ama hikâye yani koruması polislerin koruması çok şey olmuş böyle şeklen duruyorlar ama adamlar şey yapıyor nerene gelirse artık, üstüne. Öyle şey yaptılar. Bir unutamadığım şeylerden biri ama baya iyi şey yapmıştık, bayağı iyi direnmiştik. Epeyce bir arkadaşımızla emniyette geçirdik, yani orada geçirdik. Her gün dediğim gibi böyle şeyler oluyordu. Bir yandan ama şey de devam ediyor işçi eylemleri devam ediyor, ondan sonra şeyler devam ediyor grevler, okullarda boykotlar yani şey işte dedim köy çalışmaları devam ediyor. Aslında bir ciddi bir şey de var örgütlenme de var toplumda.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment217
Segment Synopsis: Bu 9 Mart cuntası hikayesi var bir de. Aslında bizim okuldan bazen çok hani sıcak şey yapmadığım bir şeyi birileri şöyle yine bizim okul önderlerinden şimdi ismini söylemeyeyim. Dedi ki, “Ya yarın dedi şey olursa devrim olursa seni Samsun komiseri yaparız”, yani öyle ki yarın devrim olacak şeyi var, devrim de 9 Mart cuntasıyla devrim olacak. O beni çok heyecanlandırmamıştı mesela. İnanamıyordum çünkü hakikaten kitlesel bir şeyi yoktu. 9 Mart sonrasında 12 Mart işte, 9 Mart’ı bastıracak bir şekilde. Kendi aralarında artık ne olduysa 12 Mart. Aslında 12 Mart’ın hemen şeyinde bir şeyi yoktu yani güya toplumu düzeltmek için geldiler işte şöyle bir sürü reform şeyleri birinci [Nihat] Erim hükümeti güya reformcu bir sürü şeyle geldiler, sözle geldiler. Ondan sonra yani şeyde bir yalpalama oldu aslında, Dev-Genç’te de. Sonradan hani bu ne olursa olsun askeri darbe yani bunun ilericisi milericisi olur mu yani buna karşı ben hiçbir zaman şey yapmadım yani. Yani darbe darbedir bunun devrimcisi solcusu ilericisi olmaz diye şey yaptım. Böyle geçti o dönemi de.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment314
Segment Synopsis: Yani okullarda özel örgütlenmeler yapıyorduk o kısmını çok şey yapılmıyor ama her gün polislerle göğüs göğseydik. Yurtta da öyle, ben yurttan alındım birkaç kere. Yurt, yani sadece şey değil bu yurt baskını meselesi değil, onun dışında tabii biz ciddi bir örgütlenme yapıyorduk yurtta. Yıldız şeklinde binası şeyin yurdun binası. Giriş ortak, diyelim bir tarafa şeyler erkek bloklara ayrılıyor, bir tarafı kızların ama ortak alanımız var kullanacağımız. Özellikle altta kullanacağımız ortak şeyler vardı. O yüzden ortak eğitimler de yapıyorduk yani ortak kullanacağımız şeyde. Yurtlar yani idaremizdeydi, sözümüz geçiyordu şey yapmıyordu hakikaten öyle bir şeyimiz vardı. Bu hiç hoşlarına gitmiyordu. Ondan sonra faşistler bir gün şey, faşistlerle yine kavga oldu. Her zaman oluyordu.
Bir gün yine bir tanesinde şey oldu, bizimkilerden birilerini tutup dövmüşler. Bizimkiler şikâyet etmişler yine gençler yani erkeklerden. Fakat biz bekliyoruz ki onları alsın, götürsünler. Kapının önünde oturuyoruz, şey yurdun kapısının önünde. Yine böyle yaz günü. Ondan sonra heybemde de şey var, Kesintisiz (Devrim) yeni çıkmış Kesintisiz (Devrim) rulo halinde duruyor. Bir baktık ki polislerle şeyler yürüyor. Bir eğitim şeyleri programları bir sürü bir şey var. Ondan sonra baktım karşıdan polisler geliyor ve polis arkasında. Hemen ben oturduğum yerden altımda mazgal vardı oturdum, Kesintisiz (Devrim) rulosunu attım, bir iki bir şey daha atabildim oraya. Ondan sonra geldiler, faşistler beni gösterdi. Yani biz şikâyet ediyoruz arkadaşlarımızı dövdüler diye, bu kız bizi içeriye almıyor, yurda almıyor filan diye. Benim odam arandı. Silah, silahı var diye hatta. Arandı, şey dolabım arandı filan. Hikâye tabi ama belli ki yurt müdiresi ikili oynuyor ve şey, bizi de söylemiş yani önde gelenlerden birisi diye. Bizi engelliyorlar almıyorlar diye faşistler şey yapıyor. Neyse, apar topar bizi karakola götürdüler ama beni oradan şeye götürdüler, birçok arkadaşı bıraktılar beni oradan emniyete götürdüler. Ondan sonra emniyette şey, ben Dev-Genç’liyim diyorum yani şey değil o zaman söyleyebiliyorsun yani meşru, şey değil bunun savunulmayacak bir yanı yok. Ondan sonra kendimizin saldırıya uğradığını filan söylüyoruz. Burada şimdi o gece anlatmadığım bir kısım şöyle, yani daha bu özel eğitimler özel daha, nasıl söyleyeyim, özel evler de vardı, evlere gidiyorduk. Yani ben mesela gündüz yurda geliyorum akşam görünüyorum ondan sonra akşam pek kalmıyordum gece yurtta. Bu sendikacı arkadaşlara gidiyordum. Yani kaldığımız ev vardı, fakat biraz oradan şüphelendik. Ev şey oldu, takibe takılıyor birilerinin diye. Tam ev değişecek, ben de o gece eve işte alındığım için gidemedim mesela. Bir emniyete gittim ki arkadaşlar alınmış. Meğerse o takipte, tam da eşyalar toplanmış taşınacak ev. Takibe gelmiş, birileri söylemiş. Ondan sonra bu Reşat Kadayıfçılar’la Müzeyyen şey diye, aile, Müzeyyen Kadayıfçılar. Onlar orada biz birbirimizi tanımadık ondan sonra gece hep işaretleştik filan neyse. Bir şey olmadı beni bir hafta sonra saldılar. Öyle bir sürü şey yaptılar. Ondan sonra, sonra da Müzeyyenleri sorguya aldılar. O sırada işleri çoktu herhalde, hemen almamışlar.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment611
Segment Synopsis: Ondan sonra bir de tabii aranmaya başladım çünkü evde şey çıkıyor Bir Yoldaşa Mektup diye var ya Lenin’in şeyi, o sırada örgütlenmeye ilişkin bir şeyi var. O sırada daha Türkçeye çevrilmemiş, bizim bir okuldan bir arkadaş onu şey yapmış, ne diyeyim çevirmiş. Mumlu kâğıda yazılı halde bana verdiler. Reşat da, bir özel matbaa var. Matbaa işleri. O basacak. Ben de eve götürdüm. Ondan sonra matbaa tabii, sonra çıkınca malzeme oradan sıkıştırmışlar Reşat söylemiş, Ümide getirdi diye. Ben oradan aranmaya başladım. Onlara bir şey, örgüt ismi uydurdular. Ben 12 Mart’ta bu nedenle arandım ve okula gittim. Okula gittim ki, yani gidip geliyorum, dediler ki “Seni sordular”, şey öğrenci işlerinde ilişkimiz olan memurlardan biri, “Geldiler şimdi seni sordular dedi. Memleket adresini aldılar.” Ondan sonra, kantindeydik ben oradan öyle üstümle başımla, temmuz ayıydı şeye atladım İstanbul'a geldim. Geliş o geliş. 72 temmuzu.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment708
Segment Synopsis: Ondan sonra, iki buçuk yıl kaçak yaşadım İstanbul'da. Aileme çok baskı yaptılar, öyle böyle değil. Annem şeker hastası. Hakikaten, bir tane adam ya onun bir şeyi yok diyor bir özel bir şey polis, babama diyormuş ki ya onun bir şeyi yok, işte savcı Baki Tuğ’a bir görünecek, bırakacaklar onu, onun aslında bir şey yok. Öyle kandırıyorlar onu.
EYLEM DELİKANLI: Ailenizin haberi var mıydı sizin siyasi çalışmalarınızdan?
ÜMİDE ÇELİK: E tabii. Annem, özellikle annem büyük destekçimizdi. Babam da biliyor, babam Adalet Partili ama babam da şey böyle, hani biraz mert olduğu için böyle şey yapıyor, yani tamam benim kızım şey yapar ne yaparsa doğru yapar fakat kafasına girmişler yani şeyi onun bir şeyi yok sen söyle. Annemle özel şey yapıyoruz, İstanbul'a geldim erkek kardeşim askerden yeni gelmiş, İstanbul'da, onunla, o da iyi bir marangozdu, ondan sonra şeyde Maltepe ile Cevizli arasında bir yer var, orada atölyede iş buldu, orada bir evde şey yaptık, ev de tuttuk onların sayesinde. Yani patronunun sayesinde. Velhasıl, orada kalıyoruz ama annemle de böyle şey özel şeyimiz var, iletişim şeyimiz var aradığımızda. Annem kesinlikle şey yapmıyor tabii çok koruyor. Babamın ne yapacağı belli olmaz, ondan sonra bir gün annem dedi ki, ev sahibi de yakında, ev sahibinin evine telefon geldi. Onlarda var o zaman da evde telefon yok ki, çok şey, her yerde yok yani. Annem dedi ki, şey dedi “Amcalar yola çıktı” dedi, “Amcan, baban geliyorlar” dedi. Biz aldık haberi böylece ondan sonra. Babam nasıl olduysa, pazar sabahı hiç unutmuyorum, şey yapmış adamı şeyde bırakmış kahvede bırakmış. Demiş ki şimdi komşular filan şey yapar, yani birdenbire, o kadar ikna etmiş ki ben gideyim şey yapayım alıp gelirim ben onu demiş. Ondan sonra, adamı şeyde bırakmış kahvede. Babam geldi, “Senin bir şeyin yok ama beni götürecekler yoksa sen gelmezsen”, adamı öyle şey yapmışlar, senin bir şeyin yok ama sen gelmezsen beni götürecek. Ondan sonra, hemen kitapları bir valize doldurduk. Erkek kardeşim de böyle yapılıdır, babam da çok yapılı yani şey eski güreşçilerden. Ondan sonra, babam şey yapıyor ne derler ona, böyle tuttu kolumu bırakmıyor. Bırakmıyor ben ne yapsam ısırsam şey yapsam bırakmıyor. Ondan sonra, seni şey yapacağız, gideceğiz, yoksa yok beni götürürler. Sen deli olma baba öyle değil o işler falan neyse, erkek kardeşim çırpma diyorlar bir şey böyle bir elleriyle böyle vurdu o da kuvvetli ya, babam yere yuvarlandı. Ben vın. Ondan sonra, Ankara asfaltına doğru koşu, şey yapıyorum. Kardeşim de almış valizi, valizde de kitaplar ha başka bir şey değil. Kitapları neyse götürdük bana yetişti, sen git ben geliyorum dedi. O arkamdan geldi, valizli kitapları, şey orası şimdiki gibi değil, orası böyle Ankara asfaltına kadar bozkır, hep böyle çalılıklar bahçe filan. Öyle tarlalardan geçiyoruz. Ondan sonra bir çalılığın arasına valizi, şeyi koyduk kitapları gelir alırız diye, onlarla koşma şey yapmak zor. Ondan sonra, oradan bir şeye atladık otobüse, Gebze’ye kadar gittik Gebze’de indik, Gebze’den trene bindik tekrar döndük şeye, teyzemin kızı vardı Erenköy’de. Çok bana o dönemde sahip çıktılar sağ olsunlar. Onlar da bizi bekliyorlardı Pazar günü birlikte şey yapacaktık, pikniğe gidecektik. O gün günlerden Pazar. Benim şey yaptığım, biraz arandığımı filan biliyor ama şey yapıyor o kadar hani önem şey yapmıyorlar. Çocuklarına matematik ders veriyorum ben onlara, çok iyi bana sahip çıkıyorlar, kıyafet buluyorlar çünkü hiçbir şey almadan çıktım ben öyle üstümle. Ondan sonra, şey böylece oradan yırtmış olduk. Babam tabii teyzemlere götürmüş esas, ya burada burada yoklardı, evde yoklardı demiş. Evde yoklardı herhalde şeyini, böylece teyzemin evi de deşifre oldu. Teyzemin evi de Topçular’da. Feshane işçisiydi eniştem. Feshane blokları, şeyi vardır Topçular’da çok güzel Feshane evleri vardır. O dönemin, ilk 50’li yılların ilk kooperatifi bahçeli çok güzel evler. Hala onların evi öyle. Birçoğu bozuldu ama onlar öyle. Oraya halbuki gidebilecektim yani öylece benim bir kapım deşifre olmuş oldu. Neyse işte sonunda, uzun iki buçuk yıl, o uzun bir maceradır, iki buçuk yıl ben kaçak yaşadım İstanbul'da.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment1074
Segment Synopsis: Memleketten kardeşim bir tane kimlik arakladı gönderdi. Onu fotoğraf şey yaptı. Rahmetli şey Doğan Tarkan’ın çok yakını olan bir İbrahim vardır öldü, çok eli yatkındı bu işlere. İbo, o şey yapmış benim kimliğimi yapmış. Oradan, yani o çevreden arkadaşlarla daha çok sendika işçi sınıfı içinde çalışan gruptu, onlarla beraber birbirimizi şey yaptık. O kimliği edindikten sonra gazeteden şey buldum, Ömer Ayna’da [Hayyam’da], Tarlabaşı Ömer Ayna [Hayyam] var ya, Ömer Ayna’da [Hayyam’da] bir pansiyon buldum. Ermeni bir kadının bir odasıydı. Evde oğlu vardı. O dönemde hiçbir şeyden korkmuyorum ama İstanbul şimdi, tabii daha çok genciz ve şeyi yani bazı şeyler korkutuyor. Ne korkutuyor? Hiçbir şeyden korkmuyorum ama bir korkum, ya beyaz kadın ticareti yapanların eline düşersem acaba ne yaparım diye, bir tek ondan başka hiçbir şeyden korkmuyordum. Hepsiyle baş ederim diyordum. Neyse, kadın şeyinde kaldım, kadın çok şey, aslında hissetti kadın. O uzun süre onda kaldım sonra oradan adres göstererek Taksim, şu anda cami yapıldı ya, Taksim Camisi, orada Soyer İnşaat diye bir inşaat vardı şirketi vardı otoparkın içinde. Ondan sonra, orada muhasebe yardımcılığında işe girdim. Hikâye uydurdum. Beni evlendirmek istiyorlardı, evden kaçtım, buradayım işte çalışıp okumak istiyorum falan öyle şeyler söyledim. Çok sevdiler beni. Şeyimiz de Ermeni’ydi, muhasebe müdürümüz. Bana çok şey öğretti. Ondan hakikaten çok şey öğrendim.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment1213
Segment Synopsis: Talihsiz bir şey oldu. Bana güvendiler, şeye gönderdiler bankaya çek bozdurmaya, hesaba çek. Bankaya bir gittim ki Yapı Kredi şeyde veznede benim şey, ilkokuldan sınıf arkadaşım ama öyle böyle değil. Şimdi ben nasıl matematikte şunda bunda örnek gösteriliyorsam, Esin diye bir çocuktu o, o da şeyde çok, çok ailesi onu tertemiz işte önlüğü yakası ütülü her şeyi, onda örnek gösterirdi şey, öğretmen. Böyle bir onun da babası TEKEL’de ama onun daha böyle memur daha üst düzey birisi. Benim işte babam TEKEL’de çalışıyor marangozhanede. Onların evi biraz aşağıda, birimizin biraz yani, hiç şey yapmaması mümkün değil. Yani, ilkokuldan sonra da hakikaten hatırlamaması mümkün değil. Neyse, gittim ben şeyi çeki imzaladım, ondan sonra verdim ciro ettim verdim, bu sefer şimdi böyle yapıyor bir çeke bakıyor bir bana bakıyor bir çeke bakıyor bir bana bakıyor. Orada bir şeyler söyledi filan ama ben hiç oralı olmamaya çalışıyorum. Ondan sonra, hayatımın en şey günüydü, zor günüydü. Parayı şey yaptı vezneden şey yapacağım sırada ya idareyi şeyi aradı patronları aradı, ya bir şey oldu bilmiyorum. Ondan sonra gittim dedi ki ya siz Ümide değil misiniz dedi bana. Dedim a hayır siz birine benzettiniz galiba dedim. Ondan sonra şey dedim, ya nereli arkadaşınız dedim. Samsun’lu dedi. A orada çok akrabam var olabilir dedim. Benzeme, şey yapıyor yani benzer bir sürü akrabam var orada filan dedim. Çocuk meğerse o zaman inanmış biliyor musunuz? Yıllar sonra, aftan sonra, ben yıllar sonra gittim çocuk şey yapmadı artık yani öyle çok enteresan kısmı buydu. Yani hayatımda baya korktum çünkü şunun için, yani yer bulmak zor, yeni bir kimlik, yani hem kimlik bulacaksın hem ev bulacaksın hem şey, hayatın o kadar zor ki hepsini yeniden yapmak, o kadar kolay bir şey değil. Ondan sonra neyse, oradan başka işlere geçtim oradan ama şeyi, orayı yırttık yani orada hiç kimse ne şeyden, demek ki kendimi çok sevdirdim herhalde ki oradan bir şey olmadı ama ihbar edebilirlerdi yani bilmiyorum. Yani muhtemelen şey, iş yerindekiler bence anladılar yani beni ama çok sevmişlerdi yani öyle bir şey.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment1414
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Kaçaklık yılları ne zaman biti?
ÜMİDE ÇELİK: 74 affı çıktı, onun son günü yani 75'in başlarıydı sanıyorum, ondan sonra en son gün gittik şey yaptım savcılıkta direkt ifade verdik. Düştü dava zaten o şeyi düştü. Böylece ondan şey yapmış olduk ama o yıllarda çok iş değiştirdim. Yani o kimlikle birçok iş değiştirdim. Birçok şey yaptım. Yani en çok ne derler, en çok okuduğum, okuyabildiğim, en çok, tabii ki tedirgin oluyorsun çok kolay bir şey değil ama, şey yapabildiğim yine bir yanıyla işçi arkadaşlarla ilişkim belli bir şeyde sürüyordu. O ilişkimi devam ettirebilirdim ama çok iyi okuyabildim. Mesela bir tanesi jaluzi firmasıydı, tam Şişhane’deydi. Bir binanın ikinci katı ama orada başka bir şey yok yani bir büro var ama çok açılmıyor. Şimdi merdivenden yukarı çıkan zaten duyuyorsun ayak sesinden gelen olursa. Ben o ofiste sadece telefonla sipariş alıyorum öyle bir şeydi o jaluzi firması. Çekmecemde Devlet ve İhtilal’den tut da bütün o dönemin klasikleri ne kadar Marksist klasik varsa hepsini, hem de yazarak çizerek bir de kartlara not alarak filan böyle okuyordum orada. Çok iyi imkânım vardı. Sadece dediğim gibi telefonla şey alıyorum yani en rahat şeyim oydu. Ayak sesini duyarsam de hemen böyle ittiriveriyordum şeyi, çekmeceyi, ayağa kalkıp, hiç orada hiçbir şey olmadı yani çok iyi okuyabilmiştim mesela.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment1532
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Peki siyasi faaliyetleriniz devam ediyor muydu?
ÜMİDE ÇELİK: Tabii ilişkilerim devam ediyordu.
EYLEM DELİKANLI: Yine aynı grup, siyasi grup içerisinde mi?
ÜMİDE ÇELİK: Evet, o işçi çalışmasını yapan grupla beraber, sonra işte şeyle, zaten hemen aftan sonra da şey yaptık, sendikal faaliyete, ben ilk işim olarak ilk işim olarak şeye girdim, ilkokul diplomamı getirttim şeyden Samsun İlkokul, öyle bir şekilde getirttim legale çıktığım zaman. Halit Narin’in fabrikası vardı Yenimahalle, Bakırköy Yenimahalle'de. Orada işe girdik sendikal örgütlenme yapmak için işe girdim. Tam da İstanbul'da yeni yeni sendikal faaliyetlerin böyle, işçi hareketlerin Epengle Direnişi’nin vesaire olduğu çok o dönemde baya hemen hemen herkes işçi şeyinde faaliyeti tanıdığım bütün devrimciler hangi şeyden olursa olsun işçi faaliyeti içindeydiler. Kıvılcımcılar özellikle Zeytinburnu'nda bu İşsizlik ve Pahalılıkla Mücadele Derneklerinde orada faaliyet gösteriyorlar. Bütün bunlarla irtibatımız vardı bir şekilde alanda çünkü karşılaşıyorsun şey yapıyorsun. Yani alanda olduğun sürece şey yapabiliyorsun karşılaşabiliyorsun. Ondan sonra, tabii altı ay falan sürdü ben şeyde, çünkü o aynı hani tütündeki o nem nasıl boğucu bir nemse tütün atölyesinde, bu kumaşların ham kumaşların, yani ilk çalıştığım bölüm ham kumaşların şey olduğu yer, böyle akıyor önünden kumaş, büyük ham olarak akıyor, oradan geçerken üzerinde şeyi varsa elinde böyle şey bir makas var o mesela yanlış bir şey varsa onu kesiyorsun yani bir ip çıkmışsa bilmem ne çıkmışsa böyle bir pürüzleri topluyorsun öyle bir şeydi. Ama çok sıcaktı, bayıldım ben orada. Yani biraz da tabii çok zayıf, kansızlık, iyi beslemiyorsun o koşullarda filan. Neyse sonra beni şeye aldılar, yaptılar, orda da vardı göçmen işçiler. Göçmen işçilerle hani olduğu yerlerde örgütlenmek hani biraz daha bir kısmı daha şey uyanık oluyor çünkü sınıf bilinci olan insanlar oluyor. O zaman beni şeye, paketlemeye aldılar. Yani ondan hiç korkmadım mesela. O koca koca şey kumaş toplarını kaldırıp kaldırıp yerleştiriyorsun, atıyorsun. Orada rahattım, orası havadar bir yerdi. Öbür türlü, öbür türlü düşüp düşüp bayılıyordum çok kötüydü diğer atölye. Ne bölümüydü? Yani ham kumaş geliyor böyle akıyor makinenin üstünden sen üzerindeki şeyleri, çapak dedikleri şeyleri kesiyorsun, yaptığın işte de bu zaten onları kesiyorsun şey yapıyorsun. O kısmı öyleydi ondan sonra
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment1735
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Tabii bu arada 71'den sonraki süreç oldukça sert ilerledi değil mi? Kızıldere, Nurhak katliamları, daha sonra Denizlerin idamı ama bütün bunlar ne öğrenci hareketini ne toplumsal muhalefeti dizginleyemedi, yani beklenilen etkiyi yaratmadı. Hatta sonrasındaki özellikle Af’tan sonraki dönemde bütün aslında o siyasi yapıların tezahürü olan yapılar ortaya çıktılar ve hızlı bir şekilde yine toplumsal muhalefet örgütlendi. Siz de bu sürecin içerisindesiniz. O şeyi tam anlatabilir misiniz bize, ne tür tartışmalar dönüyor? Geçmişe yani en azından o senelere dair bir eleştiri özeleştiri süreçleri yaşanıyor mu? Nasıl yol alınacağına dair ne tür konular konuşuluyor?
ÜMİDE ÇELİK: Tabii, bir yandan, sanıyorum ilk legal parti şey TSİP’di. [Türkiye Sosyalist İşçi Partisi] Yani en geçmişe eleştirel yaklaşan işte kitle bağı, kitle bağı eksikti şeklinde bir eleştirileri vardı. Ama ben TSİP’li olmadım yani. Yalçın hoca, bizim Yalçın Yusufoğlu, o çok konuştu benimle ama çok fazla ikna olmadım o şeylere, yani onu da tabii ki dinliyordum, çok saygı duyuyordum ama TSİP’li olmadım mesela. Şeyi ise sınıfla, yani 74 Affı’nın bir önemli diğer kısmı da onu söyleyeyim, aynı zamanda öğrenci affı. Ben dördüncü sınıfta bıraktım yani okulu, aranmaya başlayınca dördüncü sınıftaydım ondan sonra, şey ama şeyi görüyorsun yine orada öğrenci gençlikte yine saldırılar var yine anti-faşist mücadele var bir şey var fakat ben o sırada sendikayla yani sınıfta baya ilerlemişim, Zeytinburnu'nda yine işçilerle çalışıyorum, başka türlü örgütlenmeler içindeyim yani bir sürü bir sürü. O zaman İstanbul'da ne kadar hani işçi çalışması varsa hemen hemen ilk şeylerini biz attık o dönem için. Yani bizim, biz derken o sözünü ettiğim Ankara'daki hani işçi gençlik çalışmasında bulunan o dönemde örgütlendiğimiz yapıdan arkadaşlar, ben İstanbul'a geldikten sonra arkamdan geldiler. Onlar burada işte Briç direnişini örgütleyenlerden biri bizim bu şey mesela Şükrü Dursun dediğim yine o şeydeki arkadaş. Yine yani bizim o ekip İstanbul'da devam etti bu şeylere. Uğurcan Koçak da o gelenlerin içinde. Uğurcan Koçak politik olarak Aybar’ın sağ kolu olan bir insan. Politik olarak hani hiç şey yapmıyoruz hani biz Dev-Genç’liyiz filan o çizgiyi daha çok şey tuttuğumuz için. Ama Uğur’da gördüğümüz şöyle bir şey, çok saygılıydı farklı düşüncelere. Mesela hiçbir o dönemde hani çok az görülen bir şey, farklı düşünce yine aynı şekilde şeyi de öyle yani Cenan Bıçakçı o da ağaç, neydi? Ağaç-İş ama Ağaç-İş değil yani Ağaç İşçileri Sendikası ama Ağaç-İş değil, şimdi gelir aklıma. [Ağaç Sanayii İşçileri Sendikası-ASİS] O sendikayı örgütlemişti. Bu sendika mesela önemli bir şey, ilk kez doğrudan katılımı yani işçilerin bütün üyelerin, bütün işçi sendika üyelerinin hepsinin birden katılımıyla yönetimlerin şeylerin olmasını savunan daha doğrudan. İlk işçi konseylerinin şeylerini savunan, daha yatay örgütlenmeyi savunan bir yapıydı mesela bu bizim çok kafamıza şey geldi, ya bu örnek beni çok heyecanlandırmıştı mesela. Ondan sonra şey, Uğurcan Koçak ya hemen hemen benim işte legale çıktığım dönemde o sendika, öncesinde de sendika ilişkilerini, o DİSK’li olarak geldi. Önce sanıyorum Gıda-İş’de de çalıştı ama sonradan çok biraz anarşist kafalı, şeyli birisiydi yani öyle çok otoriteye boyun eğecek biri değildi. O yüzden bu bağımsız yapı işçilerini örgütlemek istedi ayrı. İşte İlerici Yapı-İş Sendikası öyle oluştu mesela. O sırada ben de onunla birlikteydim o dönemde. Doğan Tarkanlar falan çok çok işçi sınıfına çok önem veren şeylerdi. Şimdi böyle biz orada baya ciddi bir bütün sadece yapı işçilerini örgütlemiyorduk, bütün İstanbul’daki direnişlerini Zeytinburnu’ndan tut da Sungurlar'a kadar yani bir sürü yerle ilişkilerimiz, işçi çalışması yapan şeylerle ilişkimiz devam ediyordu. Şimdi orada mesela Af çıkınca ben üniversiteye dönmek istemedim. Herkes döndü. Yani okurken de ben mesela işim yoksa derse girerdim yani bir devrimci görev bir şey yoksa. Çok ama öğrenciliği çok reddedenler vardı. Ne onu reddettim ne de baş tacı yaptım. Fakat sonra sınıfta çalışırken ben artık sınıfta çalışıyorum, şimdi bundan sonra gidip öğrenci hareketine geri mi döneceğim diye ben mesela bunu hiç kendime yediremedim ve dönmedim. Dördüncü sınıftan dönmedim ya böyle bir imkânım vardı ama sınıfta çalışmayı tercih ettim. Bu benim için hani kendi iç barışım için önemli bir şeydi yani kendim böyle inandım böyle yaptım yani yoksa ailem de isterdi beni okulumu bitireyim bilmem ne yapayım falan. Böyle bir şey yapmadım, buna inandığım için böyle bir şey yaptım. Sonra bizim o dönem, yani o dönem politik yapılarla da tabii tartışmalar devam ediyor. Sendika da biraz o ilişkilerin biraz şeyiydi, buluşma yeriydi. İlk mesela hiç unutmuyorum Zeytinburnu'nda birlikte çalıştığımız bir arkadaşımız vardı. Meğerse o şey yani Cephe tandanslı arkadaşlarla çalışıyoruz daha çok. Parti Cephe sempatizanı olmuş bir şekilde Dev-Genç’li onun devamında olan geniş bir çevremiz vardı aslında İstanbul’da birlikte sınıf çalışması yapan. Bunlardan biri işte Figen diye bir arkadaşımız, ilk onda şey duydum yani Zeytinburnu’nda bir gecekonduda birlikte oturuyorduk. Ondan sonra Feza da vardı ablası onun, üçümüz orada şey tutmuştuk. Şimdi orada sekiz sayfalık, o ilk sekizlik dediğim şeyle orada karşılaştım. İlk sekizlik bildiri yani Halkın Yolu’nun çıkışını şey yapan. Sekizliklerin şey yaptığı dediği sekiz sayfalık bildiri. Ama o beni şey yapmadı yani ikna etmedi o bildiri, sonra MLSPB’lilerin [Markist-Leninist Silahlı Propaganda Birliği] çıkışları ikna etmedi yani o tartışmaların hepsini biliyorum, yaşadım bizzat, o ayrılıkların hepsini yaşadım. Kurtuluş’la olan tartışmayı biliyorum. Bizim ekibin çoğu Kurtuluşçu oldu. Biz Ankara’dan gelen o sendikacı bir arkadaş ve ben kaldık İlerici Yap-İş Sendikası’nda. Sonradan işte Devrimci Yol’cu oldum ama Kurtuluş, böylece Kurtuluş’la bağımızı öylece şey yapmış olduk, ayrılmış olduk. Öyle devam etti bütün hemen hemen. Yani sınıfla olan bağımız o dönem için gerçekten çok kıymetliydi. Yani hemen hemen ne kadar sonra hareket çıktıysa ne kadar işte Kurtuluş’un örgütlenmesi, bizim o dönemdeki çalışan arkadaşlarımızın ektiği yerlerden şey yaptılar, büyüdüler yani zemin oydu. Onların çok emeği vardı. Öyle bir şey yani diğer bütün ayrılıkları maalesef yaşadım hepsini, yani hiçbiri de yani ayrılıkların hiçbirisi beni beni hepsi çok mutsuz edendi hepsinde de. Yani bu politik ayrılıkların hepsinde çok mutsuz oldum çünkü kiminle ev arkadaşısın, çok yakın her şeyini paylaşmışsın, en zor koşulları paylaşmışsın, ayrı düştük diye evleri ayırmak zorunda kalıyorsun. Bir hafta geç ayrıldık, evi boşalttık diye Dursun bizi, beni askıya aldı diyor musunuz, yani görevlerimi? Devrimci Kadınlar Derneği kurucusuyum, ilk kurucu başkanıyım, devrimci şeyde Bayrampaşa'da. O zaman gençlik şeyi şeyde, ne derler Dursun Bey’de, yani Dursun Dayı dedikleri.
EYLEM DELİKANLI: Hangi Dursun?
ÜMİDE ÇELİK: DEV-SOL lideri.
EYLEM DELİKANLI: Dursun Karataş.
ÜMİDE ÇELİK: Dursun Karataş.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment2321
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Peki siz kendinizi siyasi olarak nerede buldunuz en son?
ÜMİDE ÇELİK: Ben kendimi, Devrimci Yolcu oldum. Yani o Devrimci Yol siyasetini, onun kitle bakışını çok, yani önemli geliyordu bana tezleri. Özellikle Bildirge döneminde şeyin, bizim o sendikalardan birinde yapıldı tartışma ve aynı zamanda DKD bütün İstanbul temsilcilerinin olduğu bir şeyde. DKD’de yapıldı, Devrimci Kadınlar Derneği’nde, ilk tartışma, bildirge tartışmasını onu, şeyi beni çok etkiledi yani özellikle o çizilen aks, yani toplumun siyasallaşması, bu siyasetin toplumsallaşması ve bu örgütlenme için mutlaka bir devrimci bir yolu bulmak lazım bunun için yani öyle bir yoldan yürümek lazım bunu filan diye. O tartışmalar beni etkilemişti. Öyle şey yaptık özellikle İstanbul'da onu Nasuh Mitap yürütüyordu. Ben zaten Ankara'dan Siyasal’dan en güvendiğim insanlardan biriydi o dönemde, sözünü ettiğim Siyasaldaki çalışmaları yaptığımız dönemde. En güvendiğim insanlardan biriydi. O, İstanbul'a geldiğinde biz Devrimci Kadınlar Derneği’ni kurmuştuk zaten. Tartışmaları hep birlikte yürüttük. Ve böylece Devrimci Yol’un mahalle çalışmalarını, İstanbul’da ilk şeyleri atan ekipteniz, yani çok az sayıda ayrılıkta da yine çok az sayıda kalan ekiplerdendik ama hemen hemen bütün mahallelerde şeyi, örgütlenmeyi biz yaptık. Öyle bir şeyi var. Beni duygulandıran önemli bir kısmı bu. Yani neredeyse diyelim ki işte Gültepe’den Sefaköy’e kadar, ondan sonra şeyi yani bütün Bayrampaşa Bereç’ten bilmem işte Gaziosmanpaşa’ya kadar hemen hemen bütün mahallelerde şeylerimiz oldu özellikle ilişkilerimiz oldu.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment2483
Segment Synopsis: Özellikle 12 Mart'tan sonraki o hani ilk sözüne ettiğin hani daha önce sözünü ettik, birdenbire şey gibi topraktan şey fışkırır gibi hareketler şey yaptı. Hemen hemen her mahallede tartışma şeyleri oldu, grupları oldu. Mahalle dernekleri oldu. Mahallelerde dernekler oldu. O yapılar çok kıymetliydi o tartışmalardan şeyi. Ya çalıştığım şeylerden bir tanesi de şeydi mesela, Sefaköy’de ilk yaptığım işlerden biri şeyden sonra Narin’den sonra, Narin fabrikasından sonra öğretmenlik yaptım şeyde, Sefaköy’de. İlkokulu öğretmenliği yaptım bir süre. Orada öğretmenler, yani hep çalıştığım yerlerde örgütlenme yaptım. Sefaköy’de oranın işte Sancak Tül’ün işçilerini örgütlemek için orada ufak şeyde çalışmak orada bir okulda öğretmenlik yapmak, veliler üzerinden şey yapmak. Sonra öyle şeyler oldu ki, oraya en yakın Yenibosna, Kuleli dediğimiz yer orada ev tuttuk. Oradan kardeşim geldi Samsun'dan, kardeşim de bizimle beraberdi. Velhasıl hemen hemen her dönemde bir komün, birlikte yaşadığımız arkadaşlarımız oldu. Topluluk olduk yani, sayımız öyle bazen onu bulur bazen ikiyi bulur bazen üçü bulur bazen daha fazlasını bulur. Her zaman paylaşmayı esas aldık bu şeylerde. Birlikte, birlikte yeni bir şeyi kurmayı çok önemsedik. İşçi arkadaşları çok önemsedik. İşçi o yüzden mesela kardeşim fabrikalara girip sendikal çalışma yapma döneminde. Bu hepsi şey döneminin, nasıl söyleyeyim, işte bunlar hep Devrimci Yol öncesi Dev-Genç dönemi dediğimiz şeyin zeminiydi ve inanılmaz bir potansiyel yükseltti. Yani öyle, yoksa bir ayrılık oluyor 77'de kuruluyor Devrimci Yol, 78’de ayrılık yaşanıyor, ondan sonra 79'da çok şaşalı bir şekilde bir güçlü bir hareket haline geliyor. Nasıl geliyor? Bu alttaki şey olmasaydı, mahalleler olmasa mesela mahallelerde hiç kaybımız olmadı gibi bir şey. Mahalleler olmasaydı, önceki çalışmalar olmasaydı, bunlar olmazdı yani öyle birdenbire yoksa öğrenci gençliği, Dursun Karataş ekibi daha çok öğrenci gençliğinin önemli bir kısmını çekti götürdü yani o, onun dışında bence şey oldu.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu2.xml#segment2673
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Bana 78-80 arasını anlatabilir misiniz?
ÜMİDE ÇELİK: Özetlemeye çalışayım. 78, ya 77 1 Mayıs’ında Devrimci Yol 1 Mayıs’la birlikte Devrimci Yol olarak şeye çıktı, meydana çıktı. O çok şey bir dönem yani çalışmaların güzel yürüdüğü, kampanyaların yürüdüğü bir dönem 78. Maalesef 78 1 Mayıs'ına doğru gelinirken İstanbul, şey ayrılık sinyalleri oldu Devrimci Yol içinde. Bir grup arkadaşımız işte görevlerini askıya alma şeklinde İstanbul'da yönetici pozisyonunda olan arkadaşlarımız böyle bir şeye girdiler. O zaman biz DKD yönetimindeydik, Devrimci Kadınlar Derneği yönetiminde. Bugün sevgiyle anmak lazım, Sabahat Karataş, Sevgi Ayrım gibi hani bildiğimiz isimler, maalesef ikisini de hani yaşamıyorlar bugün. Daha birçok kadınla birlikte kurduğumuz dernekte birlikteydik şeyde, Devrimci Kadınlar Derneği’nde fakat ayrılık tartışmaları gündeme geldiğinde, özellikle işte İstanbul'dan bazı şeylerin, dergi şeylerin tam bilgisi, dergi satışı mesela Zonguldak'tan daha az, Devrimci Yol satışı gibi böyle problemler gözükünce yani bir sıkıntı olduğu belliydi. Özellikle o sırada ben artık şeydim, 76 sonu itibariyle TEKEL Genel Müdürlüğü yani sendikal faaliyette politik olarak diğer gruba kaybettiğimizden sonra sendikal alandan bir şekilde özellikle İlerici Yapı-İş Sendikası’ndan ayrıldıktan sonra kendim iş olarak şeye girmiştim TEKEL Genel Müdürlüğü'nde memur olarak, atama. Birçok arkadaşımızı işe alma, birçok devrimci arkadaşımızı işe alma şansımız oldu, atamalarını. Çok ciddi bir mücadele verdik orada ya o dönem mesela en güzel şeylerden biri yani her şeye rağmen şeydir, bütünüyle TEKEL’de çalışanların, genel müdürlükte memur olarak çalışanların hemen hemen hepsini aşağı yukarı etkileme şeyimiz, ortak, TEKEL, TEK-DER diye bir dernek vardı. Öyle sağcıların daha önce kurduğu yöneticilerin kurduğu bir dernek. Bir grup müdürümüz onu şey yaptı. Bir şekilde onu ele geçirip, bir şekilde yönetimini almış oldu sosyal demokratlarla beraber, o TEK-DER de özelliği şu, TEKEL şöyle bir kurumdu o zaman, Türkiye'nin en ücra köşesine kadar örgütlü bir yapıydı TEKEL. Yani işte bilmem ne ilinin bilmem ne şey ilçesinin bucağında TEKEL işte bir şeyi var, deposu var, bir yerde baş müdürlüğü var, bir yerde mutlaka bir illa bir üretim şeyi olması gerek. Tuzlası var, TEKEL Çamaltı Tuzlası bir sürü Tuzlalar, yani TEKEL hemen hemen Türkiye'nin en ücra köşesine kadar örgütlenmiş muhteşem biri yaptıydı. Bu yapıda biz genel müdürlük olarak özellikle bu İkinci MC döneminden sonraki o ara dönemde, ya İkinci MC’de çok ciddi bir mücadele verildi. O mücadele sonucunda memurlar inanılmaz örgütlendiler ve faşistlerin usulsüz atamalarını filan hepsini iptal ettik. Usulsüz şeyle sınav yapmış, usulsüz bilmem ne yapmış, o örgütün atamalarını iptal ettik yani orada bir ciddi bir şey, hakimiyetimiz vardı biraz yukarıda Sosyal Sigortalar bölge müdürlüğü biraz yukarıda İBB’nin şeyi, bütün bunlar memurlarının hep birlikte oralarda arkadaşlarımız örgütlüydüler. Anında diyelim ki işte bir, çok önemli olan 20 Mart (Faşizme Karşı İhtar Eylemi – DİSK), DGM’lere Karşı Eylem şeyinde hepsi aşağı inebiliyordu. Yani bütün şeyleri boşaltabiliyorduk. Bizim avantajımız şuydu, yani TKP’lisinden işte atıyorum başka grubuna kadar herkes vardı ve biz hakikaten iş yerinde şey hiçbir kişi misin, iki kişi misin demeden ortak bir cephe oluşturmuştuk. Hakikaten ciddi bir direniş cephesi oluşturmuştuk. Cibali fabrikasının yanında nakliyat diye bir bölüm vardı. Oraya giderken yemekhanemiz oradaydı. Genel Müdürlük’le orasının arası bayağı bir 500 metre filan bir şey var, mesafe var. Oraya mesela saldırılara karşı toplu gidiş gelişleri örgütlerdik yani toplu gidip gelirdik. Bir moral üstünlüğü hem mahallede hem iş yerinde hem iş yerinin bağlı olduğu Unkapanı bölgesinde ciddi bir moral üstünlüğümüz vardı. Yani işyerlerinin durumu şeye gelirken 77'den sonra 78'e doğru gelirken böylesine memur örgütlenmesinde ciddi bir şeyimiz vardı. Hatta öyle bir örgütlenmede işte İkbal Eren var, ağabeyi kaybedilenler arasında ilk 12 Eylül'den, 12 Eylül döneminde ilk kaybedilenlerden. O dönemde işe aldığımız gençlerden biriydi. Şimdi bembeyaz saçlarıyla hala Cumartesi İnsanları’nın şeyini devam ettiriyor. O, bir arkadaşıyla birlikte almıştık işe onları. Onları mesela memur TÜM-DER’e [Tüm Memurlar Birleşme Ve Dayanışma Derneği] örgütlü hale getirmiştik. Ama maalesef ayrılıkta Dev-Sol’cu oldular. Bu da tabii insana çok koyuyor yani ama bir yandan böyle iç şeyler, duygusal kırılmalar oluyordu ama inanılmaz bir birliktelik, inanılmaz bir şey yapmıştık o dönem için. Bunu iyi hatırlamak gerekiyor. Biz 12 Eylül 80’de ayrılmak zorunda kaldığımız zamandan sonra bile geride bıraktıklarımız mücadeleye devam ettiler TEKEL’de. Maalesef tabii özelleştirmesinin önüne geçemediler ama orada iyi bir şey, devrimci bir şey miras bırakmış olduk kendimizce şey yapmış olduk. Diğer bir önemli konu o dönem için, yani bunları söylüyorum ama işte bu ayrılık fikri yani bir yandan bunlar oluyor bir yandan, o dönem için mesela çok önemli bir şey, bu sürekli gençler öldürülüyor, faşizm işte annelere gözyaşından başka bir şey bırakmıyor, bunların ‘Evlat Acısına Son’ mitingleri hatırlıyorum mesela. Kampanyalar yapmıştık çok ciddi şeyler yaptık o dönemde. Ciddi kampanyalar kitlesel, yani otobüslerle konuşmalardan tut da pazarlardaki şeye kadar bölgesel mitinglere kadar çok geniş kitle faaliyetleri vardı. Öylesi bir dönem bu 78 dönemi. Yani tamam 12 Eylül adım adım geliyor bölgesel şeyler, özellikle işte Maraş, Çorum katliamlarından sonra bölgesel sıkıyönetimler ilan ediliyor ve bir yandan sesin kısılmaya çalışılıyor mu aynı derecede kitleselliğimiz devam ediyordu. O, öyle bir şey olarak coşkuyla hatırlamak lazım o dönemi. İşte 78, 1 Mayıs'ına doğru şey, bayağı su yüzüne çıkmaya başladı maalesef, ayrılık. 78 1 Mayıs’ında ayrı bir şey olarak, yani Dev-Sol’un ayrı şeyi oldu maalesef, öyle bir şey ayrılığı yaşamış olduk. Tabii ki etkilendi İstanbul o ayrılıktan. Etkilendi ama arkasından bu mahallelerdeki, şeydeki önceki çalışmalar, yerellerdeki çalışmalar daha çabuk ayağa kalkmamızı sağladı. 79'da yine baskılar artıyor, bir yandan alanlar sınırlanıyor, İstanbul'da işte şey diyelim ki, 1 Mayıs kutlanamıyor ama işte Pınarhisar'a gidiliyor başka şehirlere gidiliyor, bölgesel yine mitingler yapılıyor ve mahallelerden çok kadın özellikle çok şeye mitinglere taşınabiliyor. Aynı şekilde yani biliyorsunuz ki, o dönemde Fatsa'da çok güçlü bir şey var, halk örgütlenmesi var ve işin başını yine orada da kadınlar çekiyor. Orada da baktığınız zaman o dönemde bütün mitinglerde, her yerde kadınları önde görüyorsunuz öyle bir halkın örgütlülüğünde. Yani bu yapılan toplumdaki ciddi bir muhalefet hareketinin, halk hareketinin taşıyıcıları kadınlar olmasına rağmen, ya üzücü tarafı da tabii hiçbir il örgütünde, hiçbir daha merkez örgütlenmesinde hiçbir kadının olmaması, bu işin nasıl kadınların yok sayıldığını geçmiş mücadelenin, sadece bizim bulunduğumuz hareket için değil genel olarak cinsiyet körü bir şeyin, hareketin bugünden söyleyebileceğimiz o güne bütün hareketleri kapsayan bir şey olduğunu, bunun farkındalığının maalesef olmadığını ve bu da tabii kadınları görmeyen bir yerden o mücadeleyi yani esas işin emekçisi olan esas yaratan, mücadeleyi yaratan var eden, sürdüren inatçı kesimler kadınlar olmasına rağmen yani bu şeyde de böyle sendikalde yani Yeni Çeltek’te de diyelim ki madenciler direniyor ama arkasında onun eşleri, bütün mahalleliler etraftaki direnen yine kadınlar oluyor çoğunlukla onların mücadelesi. Yani buradan vurgu yapmak istediğim önemli şey 80'e doğru gelirken, bu mücadelenin o dönemdeki bu kadar toplumda hegemonyası olan, toplum üzerinde bir şekilde varlığı hani sistemi bir manada ürküten bir yapıya gelmiş olan bir hareketin bu şeye gelmesi kadınların emeğinin çok büyük olduğunu düşünüyorum, buna vurgu yapmak lazım yani bunu belirtmek lazım diye düşünüyorum. Öyle.
EYLEM DELİKANLI: Bir notu da düşelim isterseniz. Devrimci kadın derneklerinin federasyona dönüşmesi de yine bu aralıkta oluyor değil mi, 78?
ÜMİDE ÇELİK: Evet, İstanbul’da Devrimci Kadınlar Derneği 77, 8 Mart’ında kuruluyor. AKD biraz daha önce kuruluyor, Ankara Kadınlar Derneği. Karadeniz'de yine bir kadın derneği yani devrimcilerin olduğu her yerde aslına bakarsan bölgelerdeki kadın yapıları bir şey halinde Devrimci Kadın Dernekleri Federasyonu şeklinde, nasıl Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu varsa Devrimci Kadın Dernekleri Federasyonu şeklinde kurulmuştur. Hani bunu belki daha sonra konuşabiliriz bu ayrıntıları, ya harekete katkıları nedir? Nasıl bir şey izlemişlerdir, yol izlemişlerdir? Ama yine de varlığına hani böyle bir şeyin varlığına vurgu yapmak da çok kıymetli diye düşünüyorum.