http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment16
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Bugün 4 Ağustos 2023 İstanbul’dayız. Yine ikinci kaydımızı yapıyoruz Ümide Çelik’le. Dün biraz Devrimci Kadınlar Derneği’nden bahsettik. Devrimci Kadınlar Derneği ne amaçla kuruldu ne zaman kuruldu?
ÜMİDE ÇELİK: Devrimci Kadınlar Derneği’nin kuruluş süreci şöyle oldu. Özellikle devrimci gençlik döneminde artık devrimci hareket üniversitelerden taşmış mahallelere, başka yerlere, bütün ülkeyi sarmış vaziyetteydi. Hareket artık toplumun en kılcal damarlarına doğru yol almıştı. O sırada şöyle bir tartışma oldu. Özellikle mahallelerde de kadınların örgütlenmesi üzerine bir şey yapmak lazım şeklinde ama maalesef fikir erkek arkadaşlardan geldi. Hareketin mahallelerde şey yapabilmesi için, kök salabilmesi için. Böyle bu fikir öyle doğdu ama fikir hoşumuza gitti yaklaşık altı ay bir ama bir eğitim çalışması yaptık. Genç sendikadan, o zaman ben sendikadaydım. Sendikada bulunuyordum. İlerici Yapı-İş Sendikası’nda. Ve şey oldu, gençlikle ilişkimiz vardı direnişlerde, şey gençler gelip çadırlarda nöbet tutuyorlar bizimle birlikte. Bu çok sıkı bir ilişkimiz vardı arkadaşlarla. O yüzden o kesimden de bir grupla beraber yaklaşık yani sekiz, ben sekiz diye hatırlıyorum belki daha fazla, kadınla bir eğitim çalışması başladı. Yaklaşık o altı ay sürdü. Başka ülkelerdeki işte Latin Amerika'da diğer Çin, Vietnam devrimi, Sovyet devrimi, buralarda kadınlar mücadele, kadın mücadelelerini araştırdık onları okuduk. Dil bilen arkadaşımız vardı işte onun bizzat çevirileriyle de birçok kadın, kadın örgütlenmeleri, ki kadın örgütlenmeleri üzerine epeyce bir kaynak taradık. Onun sonucunda bağımsız bir kadın derneği kurmayı şey yapmıştık. Dediğim gibi bu altı ay kadar sürdü ve 1 Mayıs, 8 Mart, 77, 8 martında da kurmuş olduk ya o güne denk getirdik kadın şeyi olması için. Burada yerini de şöyle tercih ettik, Bayrampaşa o zaman işçilerin çok yoğun olduğu bir bölgeydi Bayrampaşa bölgesi. Hemen yakınında Beş Yüz Evler deniyordu o zaman Beş Yüz Evler gibi, Gazi Mahallesi gibi bugün değişik isimler alsa da işte Gaziosmanpaşa, buralara yakınlığıyla bilinen ve işçi semti olan bir yerler, mahallelerdi. Orada kurduk, hemen böyle meydanda ikinci katta çok güzel bir şeydi. Sonra ilişkilerimiz üzerinden yani fabrikada çalışan, fabrika ilişkilerimiz üzerinden veya mahalle ilişkilerimiz üzerinden başladık kadınlar gelmeye başladılar. Orada yaptığımız en önemli şeyler, kadınlara yine sağlık taraması, okuma yazma kursları verdik. Ondan sonra birtakım seminerler yine yapıyorduk ve özellikle devrimci arkadaşların, işçilerin eşleri geldiğinde, yani amacımız tabii onları hani harekete kazanmak şey yapmak, şöyle bir farkındalığımız yoktu yani kadınların bizzat kadın olmaktan doğan meseleleri üzerine bir bakış açısına sahip değildik maalesef. Fakat o mücadelelerin kendisi kadınların evde ya da başka hayatlarındaki eşitsizliklerin farkına vardılar. Yani bu hani bir tür kendiliğinden şeye de yol açtı, hani tek başına, hani biz harekete ya amaç harekete kadınların katılımını sağlamak meselesiyken bu hani sanki sadece, yani bu tabii bugün baktığım açıdan ben bunu çok hani illa böyle yapılmasını doğru bulmuyorum ama şeyi kadınların kadın olmaktan kaynaklı sorunlarının meselelerini konuşma ve onun mücadelesini vermek başka bir şey. Yani bağımsız bir şey, mücadele yürütmek. Onunla birlikte DKD’li aktif gençler, üniversite gençleri, genç kadınlar bayağı dolup taşan, her gün dolup taşan yani saati yok, gecesi gündüzü yok. 1 Mayıs mı olacak? İşte kendi afişimizi kendimiz yapıp bütün şeyi donatıyorduk, mahalleyi donatıyorduk, Bayrampaşa’yı olduğu gibi. Arkadaşlar çaktırmadan erkekler uzaktan korumacılık yapıyorlardı, koruma görevi ama biz kendi her şeyimizi alabiliyorduk aslında yani her şeyi kadınlar yapıyordu. Orada bu şeyden de gelen belirtmek isterim ki daha önce bağımsız sendikacılık, sendika çalışmalarının özü İstanbul’da eğer bağımsız sendikacılık gelişmişse o bizim ilk yaptığımız çalışmaların yani nüveleri oralarda atıldı ve devrimci hareketin daha sonra Devrimci Yol’un, işçi çalışmasının temeli de buralardan geliyor. Burada kadın, yani DKD’nin de çok önemli bir şeyi oldu, basamak yani önemli bir fonksiyonu oldu fabrikalarla kadınlarla ilişki kurmak bakımından. Hatta Devrimci Yol’un bildirge tartışmalarının ilk şeyi, ne derler, bütün İstanbul'da alan gençlik sorumlularının, alan sorumlularının geldiği o büyük tartışma toplantısı dernekte yapıldı. Böyle iki gün sabaha kadar sürdü. Yani bunu yapabiliyorduk mesela oraya, öyle bir şey meşruiyeti olan bir yerdi aynı zamanda. Böyle şeylere de bir yandan hani kapı açıyordu. Sadece kadınların örgütlenmesi değil ama hareketin ihtiyaçları doğrultusunda da bir şeyler yapılabiliyordu. Sonra mesela önemli bir şey, şeyi seçtik burası merkez olmak üzere, mahalleler diyelim ki işte Sefaköy, diyelim ki Şirinevler, Kocasinan, diyelim ki Gültepe bütün o bölgelere bazı kadın arkadaşları görevlendirdik. Oralarda da bu faaliyetleri sürdürmek üzere. Siyasi kampanya neyse o gün, yani işte ‘Faşizm evlat acısıdır’ gibi yani öyle hatırlıyorum. Ondan sonra, bunun kampanyanın biz şeyini, mesela çok iyi hatırladığım bir şey var Kocasinan Halkevi’nde şeyi örgütledik, kocaman bir bahçesi vardı bütün mahalleli kadınları oraya topladık, inanılmaz bir şeydi kalabalık. Çoğunu işte ayranını, kısırını mahalleli kadınların yaptığı hep birlikte yaptığımız kolektif bir şey, ikramları da kendilerinin yaptığı, şeye dedik ki yani o kampanya kapsamında hem söyleşiler hem konserler hem şeyler yapılıyordu o büyük bir şeydi. Orada İlyas Salman’a dedik ki yani rahmetli Aydın Erol çok şeydi yani hemen ne dersek yapan bir şeydi, ona dedik ki ya bize işte bir tiyatro lazım bu ‘Faşizm evlat acısıdır’ ona son diyecek, bir şey olacak. Hemen bir gecede yazdı şey, şehir tiyatrolarından da bir arkadaşı ayarladı İlyas Salman ve ertesi gün orada oynandı o oyun yani öylesine bir gücümüz vardı. İşte benim bir arkadaş sinemacı, daha çok Yılmaz Güney'le çalışmış olan Tarık Ünlü diye bir arkadaşım vardı. Sinema makinesi omuzunda ona işte şu filmi yani Umut'u ya da şunu göstereceksin dediğimizde çanta gibi alıp yanımıza götürüp orada gösterebiliyorduk. Böylesine bir toplumsal meşruiyet, yani halkın ilgisini de çekebilecek bir şeyimiz vardı. Bunlar hep DKD’li kadınların aktif mahallelerde, aynı şekilde Kocasinan’da mesela üç ay hiç su akmadı. Soğanlık diye bir şey var mahalle var orada, üç ay hiç su akmıyor. Orada şimdi kulakları çınlasın Yüksel Karadeniz var mahallede oturan başka arkadaşlar da var ama onun Yüksel özellikte bizi şey yaptı, ya mahalleli olarak baştan şey yaptılar. O arkadaşlar gitti oraya yerleştiler yani DKD’li kadınlar yerleşti, mahallede kalarak, yani diyelim ki Fatoş flüt çalıyor, Atatürk Kültür Merkezi'nde eleman, eline bütün şeylerin ya orada çizme çamurlardan çıkıp çantasında kıyafetleriyle Kültür Merkezi’ne gidip kıyafetini değiştirip flüt çalmaya başlayıp sonra da gece mahalleye gelen bir şeyde böylesine bir çalışma içinden geçtik. Sonra bütün o öyle bir örgütlenme yaptılar ki hepsinin oranın suyu belediyenin, yani o dönem İSKİ’nin merkezi olabilir yani çok adını hatırlayamıyorum ama önemli bir merkez, oraya su dağıtan bölgenin şeyi. Belediyeye gittik. Belediyeye gittik, baya kadınlar topluca geldiler. Bu sulara karşı ciddi bir protesto yürüyüşü yaptık. Valla sularımız hemen aktı yani böylesine gücü olan bir şeydi, şeyi kadınların yaptığı şeylerin aynı şekilde kampanya mitinglerine kadınların katılışı aynı şekilde 77 1 Mayıs’ına mesela çok güçlü bir kadın katılımı. Tabii anmadan geçemeyeceğim Mahir Çayan’ın annesi Naciye Anne bizim çalışmalarımıza çok destek veriyordu. O, hemen hemen her şeyimizle beraberdi. Benim çok hani içimi burkan şey, biz epeyce sorumluluk aldık kadınları 1 Mayıs 77’ye götürmek için. Tam alanda, alanın en son kalanlardandım alanda yani insanları toplayıp şey yapabiliriz diye kardeşim ve diğer kadınlar bir şekilde. Fakat Naciye Anne’ye şey yapamadık, ulaşamadım ama en son ben tabii alanda hiçbir şey kalmamıştı. Hemen hemen yani insan kalmamıştı. Gümüşsuyu’ndan aşağıya giderken arkamızdan jandarma geliyor, sonuçta merdivenlerden, şeylerden yuvarlanırken üniversitenin oradan birden yuvarlandım orada orman içinden iniliyor Dolmabahçe'ye, yani büyük ağaçlıklı bir yer. Orada bir baktım ki, Nasuh Ağabey beni kaldırıyor şeyimden. Başka bir güven duyuyorsun tabii. Yine koşturdum ama ‘sen beni bırak, sen git önden’ dedim. Ben yine koşturdum ama şeyde tam böyle Beşiktaş’tan Dolmabahçe şeyine giderken oradaki inzibat önümü kesti. Benden öncekiler gitti ama benim önümü kesti. Orada tabii yakalandım. Kendi yakalanmama üzülmüyorum ama kalanları merak ettim. Birçoğunu gönderdik ama Naciye Anne’yi şey yapamamıştım, görememiştik onu. Velhasıl gece baya bize tabii çok kötü davrandılar şeyde. Bu Sirkeci’deki meşhur yere götürdüler bizi Sansaryan [Sanasaryan] Han’a. Neyse, bir sabah bize şey gazetelerden birinin elinde şey gördüm, böyle işte dalgalı saçlı sarışın bir kadın şey yapıyor, panzerin ezdiğini. Ondan sonra ona çok yandım tabii. Biz hemen onu Naciye anne zannettik ama tabii sonradan öğrendik ki değilmiş sağ salim gitmiş. Oradan bırakıldık. Yani ben, bizim götürdüğümüz kadınların hemen hemen hiçbirine bir şey olmamıştı. Sağ salim onların dönüşleri sağlanmıştı. Böylesine bir şeyi de vardı gücümüz de vardı.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment862
Segment Synopsis: Bu arada küçük bir şeyi unuttum yani bir önceki görüşmede söylemeyi. Söylemesem olmazdı diye bir şey var ya, bu 76, 1 Mayıs’ında biz İlerici Yapı-İş Sendikası'nın-- Atatürk Kültür Merkezi biliyorsunuz 70'li yıllarda işte bir şeye uğramıştı, yanma vesaire bir sabotaj söylentisi üzerinden. Onun yeniden yapılması inşaatında çalışan işçileri örgütlemiştik. Fakat patron işte “Allah gelse beni bu sendikayla masaya oturtamaz” falan böyle diyordu. Alman bir asansör firmasının şeyiydi aslına bakarsan patronu şeyi firma, ama öyle işçiler öyle güzel direndiler ki bize 30 Mayıs'ta, 30 Nisan'da Valilik şeyinde arabuluculuğunda masa - imzalamak toplu sözleşmeyi imzalamak zorunda kaldı. Biz dedik ki grev çadırı Taksim Meydanı’nda ve bütün o şeyin etrafı, ne derler paravanlarla Kültür Merkezi’nin etrafındaki o paravanlar da Kurtuluşa Kadar Savaş, Tek Yol Devrim bütün Taksim Meydanı’nı o grev boyunca bize böyle bütün meydana hakim vaziyetteydi. Grev çadırı da öyle tam Gümüşsuyu’nun başında, öyle caddenin başında. Grev çadırını biz işçiler şimdi kaldırmayacağız yarın 1 Mayıs, işçiler oradan katılmak istiyor diye, tamam anlaşma yapıldı ama 1 Mayıs’tan sonra kaldıracağız grev çadırını ve öyle oldu. Çadırı kaldırmadık. Bir diğer şey oradan çok şahane bir şekilde Gümüşsuyu’ndan geldi yapı işçileri. Alana girişleri çok şahaneydi. Bir de yine orada 76, 1 Mayıs’ının çok unutulmayan şeyi, yine bütün ölen arkadaşlarımızın fotoğraflarını resimleyen bir arkadaşımız herkesin elindeydi o Gümüşsuyu’ndan yukarı çıkarken herkesin elindeydi. Nasıl bir şeydi o görüntü? Sanki arkadaşlar ayağa kalkmış geliyorlar yani hala tüylerim diken diken oluyor o müthiş bir görüntüydü. O yüzden de--
EYLEM DELİKANLI: Kimlerin fotoğrafı vardı orada, kimlerin fotoğrafını taşıyordunuz?
ÜMİDE ÇELİK: Hepsi. Bütün ölen yani Mahir Çayan dahil bütün ölen arkadaşlarımız, yani şey bir şey böyle bütün o dönemde öldürülen, ölen arkadaşlarımızın fotoğrafları vardı. O yüzden onu böyle heyecanla anmak isterim. Taksim Meydanı'ndaki grev çadırı da bir okul gibiydi. Bütün mesela oraya gelenlerden biri, o zaman liseli olan Ayşe Düzkan’dı. İlk grev çadırına gelip, sanıyorum Fatih Halkevi’nden bir grup olarak gelmişlerdi. O günleri şey yapmak çok sevgiyle yani işçilerle eğitim çalışması yapmak, Taksim, bir okul gibiydi Taksim Meydanı’nda bir grev çadırı hikayesi çok kıymetli bir şeydi. İlerici Yapı-İş’in tek başına sadece şeyi değil, İlerici Yapı-İş bağımsız sendika yani DİSK biraz anarşist görüyordu bizi. DİSK üyeliğini kabul etmedi yani biraz salladılar üyeliğimizi, hemen kabul etmediler. Ondan sonra ama bütün direnişlere aşağı yukarı hepsine arkadaşlarımız öncülük ediyorlardı.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment1110
Segment Synopsis: Sungurlar direnişi diye bir direnişimiz var mesela. Ambarlı’da, Sungurlar patronunun orada bir yani bir kazan yapmışlar onun yeniden, işte patlamış tamiri içinde çalışan yaklaşık 60 tane işçi. Bizim işçiler orada kanunsuz bir şekilde işçiler sendika örgütlendi diye işten atıldılar ama işçiler ne yaptı? O kanunsuz işten atılan işçiler, direnişe başladılar ve 45 gün sonra yasal greve dönüştü o mücadele ama çadırlara faşistler saldırdı, şu yaptılar bu yaptılar işçiler soğan tarlalarından soğan, öğrenciler soğan toplayıp öğrencilerin ekmek şu bu götürmesine, gece gündüz orada nöbet beklediler, çadırları beklediler. Bu da çok o dönemin önemli örneklerinden biridir Sungurlar direnişi, yapı işçilerinin yaptığı.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment1180
Segment Synopsis: Daha sonra şeyde, faşistlerin saldırısı sonucu mahkeme süreçleri var. Cağaloğlu’nda yürüyüşleri var yine bu işçilerin. O yürüyüşün fotoğrafı da var onu şey yaparım. Böyle, alan sadece yapı işçilerine değil ama diyelim ki büro işçilerinden Bankalar caddesinde o dönemin Sıtkı Koçman işte Sanayii Odası Başkanı’ydı, yanılmıyorsam o zaman. Onun iş yerindeki direnişçilere destek olduk ve onlar Bank-Sen’de örgütlendiler. Ve oradan çıkan birçok arkadaşımız mücadeleye katıldı. Hem Devrimci Kadınlar Derneği’nde hem de Devrimci Yol mücadelesinde bizimle beraber oldular. Yani bu sendikacılık ve şey DKD ve sendikacılık temelden, yani bu iki ana damar sonraki hareketin, yani Devrimci Yol’un ve devamındaki hareketlerin aslında zeminini oluşturdular. Yani hem işçi sonrasında olan işte Devrimci Kimya-İş gibi, Devrimci Sağlık-İş vardı o dönem, o da mücadele eden, onunla da ortaklaşıyorduk, o da sağlık alanında baya iyi direnişler örgütlüyorlardı. Ortak mücadele yapılıyordu ama diğer şeyleri de diğer iş kollarına da destek olunuyordu. Bağımsız sendikacılığın geliştirilmesi açısından bu çok kıymetliydi. Sonrasında işte Devrimci Metal-İş böyle ele geçirildi yani aynı kadroların azimli mücadeleleriyle devamında oldu. Yani İstanbul'da özetle söylemek gerekirse hem Devrimci Yol hareketinin yani kadınların mahallelerde attıkları bu tohumlar ve işçiler arasında sendikal, bağımsız sendikacılığın atılan şeyler hareketin şeyle ana damarlarını oluşturdu diyebiliriz. Böyle.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment1318
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: 12 Eylül 1980’e gelelim. O günü nasıl hatırlıyorsunuz?
ÜMİDE ÇELİK: 12 Eylül 80’de Beşiktaş’taydık. Beşiktaş'ta bir evimiz vardı. Ben bu sendikada çalışmaları yaparken memleketten kız kardeşim de geldi onu da katmıştık. Sonra da erkek kardeşim daha o 16 yaşında geldi o da Cemay Dağıtım’da, daha doğrusu önce Emek dağıtım sonra Cemal, ilk önce Emek dağıtımda başladı. Sonra Cemay’da devam yani çünkü o Emek dağıtım kapandı, sonra Cemay. Üçümüz o evi tuttuk fakat şöyle hem bizim başka çalışmalarımız vardı kardeşim hem likör fabrikasında çalışıyordu memur olarak ama geceleri de diyelim ki işte Gültepe mahallesi, neresiyse, geceleri orada kalıyordu mahalle çalışması yapmak için. Yani şeyi birbirimize buluşmak için kullandığımız bir evdi orada uyandık sabahtan. Bir ekmek almaya çıktığımda baktım köşede inzibat bizi geri çevirdi. Böyle oldu yani 12 Eylül sabahına böyle uyandım. ‘Yasak kardeşim’ dediler ve geri döndürdüler bizi.
EYLEM DELİKANLI: Ne zaman gözaltına alındınız?
ÜMİDE ÇELİK: 12 Eylül’den epeyce sonra. Yani bu süreç böyle devam ederken şunun farkındaydık yani yine süreç çok şey 12 Eylül gelip, geldikten sonra da baya legal mücadeleler sürdü ama artık zorlaştığının farkındaydık işin. Aşağı yukarı ben raporlar, izinler filan Şubat’a kadar memuriyetime şöyle böyle idare ettim ama iş yerinde tabii ihbarlar yani faşistlerin o bize hınç bürüyen şeyler vardı. İhbarlar filan olup rahat bırakmayacakları belliydi zaten. Ondan sonra, oradan istifa ettim ben. Yani atılmayayım, atılmadan şey yapayım diye. İstifa ettim Şubat ayında. Ondan sonra şey yaptık, daha çok bir iş yerinde muhasebeci olarak işe başladım, yine Eminönü’nde bir kimya atölyesiydi, kimyasal ürünler satan bir yerdi. Ya değişik işlerde çalıştım ondan sonra. Amacımız şeydi, mümkün olduğunca işte kendimizi ve çevremizi korumak şeklinde, ilişkilerimizi korumak şeklinde. Harekete en büyük şeyimiz o dönemde, bize görev olarak verilen kadınlara, ev bulma şeklinde, ev buluyorduk, kiralıyorduk. Mesela memleketten annemi getirtiyordum. Yolları filan çok değiştirerek annemle sanki ikimiz yaşayacakmışız gibi tuttuğumuz, sonra da bir daha kime teslim ettiğimizi şey yaptığımızı bilmediğimiz öyle evler kiralamıştık arkadaşların, zor durumda olanlarının kullanımı açısından. Bir öyle şeyimiz vardı, görevimiz. Sonra, mahallelerdeki ilişkileri şey yapmaya çalıştık korumaya çalıştık devam ettik yani. Bir yandan hem örgütlülüğümüzü, yapımızı korumaya çalışıyorduk. Politik olarak tabii bir şey dönem geçirildi yani yeniden o özellikle şeyi çok istiyorduk bir anti-faşist cephenin, birleşik cephenin kurulması için. Kıvılcımcılar mahallelerde iyiydiler özellikte Zeytinburnu'nda. Ondan sonra, hiç unutmuyorum Şirin Cemgil böyle şey yaptı bir gün karşılaştık, o Vatan Partiliydi o zaman, ondan sonra ama ben 70’lerden tanıyorum onu çok özel bir dostluğumuz vardı, farklı görüşlerde olmamıza rağmen çok güzel bir dostluğumuz vardı. Direniş cephesinde beraberiz, beraberiz diye böyle çok hoş bir şeyimiz oldu buluşmamız, karşılaşmamız ama tabii böyle çabalar oldu ama onu beceremedik aslına bakarsan. Öyle bir şey var. Önemli mahallelerde direnişler oldu. Ciddi şeyler yapıldı yani hiçbir şey yapılmadı demek değil, önemli şeyler. Bizim mesela atıyorum A iş yerinde çalışırken, A iş yerinin çevresindeki mahallede ev tutmaya başladık öyle evler tuttuk. O mahalleyi şey yapabilmek, hakim olabilmek için, bölgeleri öyle. Yani iş yerinin çevresinden mahalleyi kuşatmak, diyelim ki Unkapanı’nda çalışıyoruz, Unkapanı’nda ama senin orada oturduğunu bilmiyorlar tabii genelde o ev şey yapılmıyor. Böyle çok şeyimiz oldu. Artık yani memur hareketinin daha çok memurlar, daha çok işte insanlara evini açan ya da ev bulan, harekete destek olan şeyler pozisyondaydı daha çok, öyle bir…
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment1680
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Ne zaman gözaltına alındınız?
ÜMİDE ÇELİK: Şöyle, bu çalışma yani bu şeyler böyle devam ederken bizim 4 Temmuz 83’te, aslında biraz şeyi fark ediyorduk yani ilişkiler devam ediyor, görüşmeler devam ediyor evler tutuyoruz falan. Ailemi mesela getirmiştik ama ayrı ev tutmuştuk onlara. Oraya gidiyor görünüp ama orada kalmıyorduk falan öyle onları da korumak için getirtmiştik yani 12 Mart'ta çok taciz etmişlerdi diye. 12 Eylül’de böyle bir şey onları korumak adına şey yapmıştık. O şeyde meğerse baya bizi altı ay falan takip etmişler. Memur hareketi kim kimle görüşüyor, çünkü memur hareketinden çok arkadaşlar İstanbul'da çok güçlüydüler. Takip ediyor diyor ki burada diyor şey çıkacak yani kim olduğunu bilmiyor ama burada diyor Devrimci Yol’cu, onlar görüşüyor birbiriyle. Yani bir tane Devrimci Yolcu’yu tanıyor onun görüştüklerini. Böyle böyle bir gecede bir operasyon hepimizi birden. Biz o gün, pazar günü şeye gitmiştik arkadaşlarla bir kamp yaptıydık Kilyos tarafında. Ondan sonra, evde yoktuk yani, dönüşte annemlerde kaldık. Sonra pazartesi günü benim dersim vardı özel matematik dersi veriyordum. Ben yedide, ama yine böyle sıcak Temmuz ayı falan. Eve kız kardeşim benden önce gitmişti yani onu biliyorduk, ben sonra. Ondan sonra, tabii o şeye düşmüş, evde karakol kurulmuş, ben de böyle merdivenden çıkarken karşı komşu gözlerini kocaman açtı bana ama yani gitme filan gibi aslında. Ben hiç, ama nasıl bazen hani insan üstüne, halbuki birtakım şeylerimiz vardı yani işte işaretler bir şey karakol olup olmadığı. Merdivene çıktım, daha şey yapmadan, kapıya yönelmeden, o kapıdan içerden böyle kocaman bir şey uzandı, silah ve bir el ve beni bir şey gibi çekti içeriye. Daha hiç yani kapıyı açmaya şey yapmadan. Benden önce kardeşimi almışlar, onu götürmüşler karakol kurulmuş filan. Öyle oldu yani ama bizim o 45 gün gözetim, sorgu sürecinde hiç kimse arasında bir örgütsel ilişki kuramadılar, çıldırdı. Tim baya, o Devrimci Yol timi çok şey oldular. Kimseyle, herkesin çünkü bir şekilde iş yerinden şuradan buradan bir legal bağı var.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment1874
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Nereye götürüldünüz?
ÜMİDE ÇELİK: Gayrettepe’de kaldık 45 gün. Sonra Metris’e götürdüler. Bir hafta da orada hani gözetimde kaldık. Ondan sonra şey yaptılar gözetimden çıktık. Fakat gözetimden çıktık ama bunlar tabii bazı, yani birçok arkadaş çıktı ama belli başlı arkadaşların üzerinde sanıyorum ifade de vardı, delil bulamadılar ama onlara çok kötü işkence yaptılar. Onlar kaldılar.
EYLEM DELİKANLI: Yani sorgunuzda neler sordular?
ÜMİDE ÇELİK: Ha o sorgu meselesi şöyle, önce yedili mi, on dörtlü diye bir bölüm vardı şeyde, yani evet yedi bir tarafta yedi bir tarafta on dörtlü hücrelerin olduğu bir yer. Beni sorguya çıkarıyorlar, ondan sonra dönüşte başka yere koyuyorlar. Sonunda bir hücre arkadaşım dedi ki bana, “ya” dedi “hep şey yapıyorlar” yani çok denk gelince, “seni” dedi, ben sorgudan geldikten sonra “yanındakine yani kim varsa o hücrede onu alıp ona şey yapıyorlar”. Bu 71 yılanı konuşmuyor bir şey mi, bir de tabii eski şeyler çıkıyor benim 71’de arandığım filan. Ondan sonra, oradan bir şey çıkaramıyorlar. Yedi sekiz kere de hücremi değiştirdiler, yerini. Ondan sonra, tabii en şey, kardeşimin sesini bana şey yaptı, bana elektrik verdiler ama bana daha çok onun, yani en çok koyan onun sesini dinletmeleriydi yoksa kendine yapılan şeyi çok aldırmıyorsun yani. Yani o, öyle bir şey değil.
EYLEM DELİKANLI: Ne yaptılar elektrik dışında?
ÜMİDE ÇELİK: Elektrik verdiler bana. Ondan sonra, 45 gün şey oldu işte, orada.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment2002
Segment Synopsis: Sonra işte o ikinci operasyonda güya beni rehin götürdüler. Bu sefer şey olduğu için yine Sansaryan [Sanasaryan] Han çünkü orada ne o? Ne şube? Yani normal hırsızlık masası orada olduğu için onlar başlatıyor işi, onlar o zaman İkinci Şube mi diyorlar? Galiba ikinci şube diyorlar. Ondan sonra, onlar yürüttüler şeyi. Çok komikti oradaki, tabii işkenceleri söylemiyorum, işkenceye çok kötü maruz kalan arkadaşlar oldu ama böyle bizi önce çok iyi misafir ettiler. Bir yanda hırsızlar var bir yanda biz var böyle bir tuhaf. Onların olduğu yerde açık bir yerde misafir ettiler çünkü gözetim odaları doluydu. Bir odaya tıktılar bizi. Ondan sonra, orada benim bütün telaşım tabii şey yine babam acaba ilk şeydeki gibi yapar mı? Bu kızın bir şeyi yok deyip kardeşimi ele verirler mi? Çünkü biliyordu İstanbul dışında şeyi. Fakat akıllanmış meğerse. Ben, o çeyizlerini yakın artık o evlenemez hiçbir şey yapamaz filan, istemiyorum bir şeyler, böyle şeylerle onun artık şey yapması hiçbir şekilde yapamaz, evlenemez, ne yapacaksa yapsın. Ondan sonra, böyle şeyle mesaj vermeye çalıştık çeyizle ve öylece şeyin. Bir buçuk yıl aşağı yukarı bir şeye çıkana kadar, ilk duruşmaya ana [Devrimci Yol] İstanbul Ana Davası’na dahil olduk. Duruşmaya çıkana kadar şey olmadı, o arandı ben de işte içeride kaldım. Mahkemede ama ben şey yaptım serbest bırakıldım. O da şey oldu, onun da tutukluluğu kaldırıldı yani orada gelip orada ifade verdi mahkemede. Böylece onu şey yapmış olduk, kurtarmış olduk yani o şeyden.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment2148
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Siz bir buçuk yıl Metris’te mi kaldınız?
ÜMİDE ÇELİK: Bir buçuk yıl Metris’te kaldım. O dönem tam da tek tip uygulamaları dönemi ve hakikaten o bir buçuk yıl insana on beş yıl gibi şey yapıyor. Çok, baskının en yoğun olduğu dönem. Direnişlerin en yoğun olduğu dönem. Biz işte yirmi kişilik koğuşta kırk beş kişi kaldık kalıyoruz, üst üste yatıyoruz, uyuyamıyoruz filan ama moraller çok yüksek. Yani her türlü o zorluk içinde insanlar yaşama tutunmak ve şey yapmak için o kadar direniş yolları kendilerini var etme yolları bulabiliyorlar. Ben, o yüzden o dönemi hep şeyle anıyorum yani hayatın hakikaten, bir yandan tutsaksın ama o kadar özgür hissediyorsun ki kendisini yani senin için, sana alındı gibi üzerinden senin şeyini, senin yaşama hakkını, senin düşünme hakkını sen ona rağmen düşünüyorsun ona rağmen şey yapıyorsun, varlığını bir şekilde ortaya koyuyorsun. O önemli bir şeydi benim için. Varlığını gösterebilmek önemli bir şeydi yani. Çok çok dayak yedik ama hani onu şey yapmıyor insan yani o dayağı, o kadar morartı her tarafımız simsiyah oluyordu şeyden, ne diyorlar ona, coplanmaktan ama bir gece, sabahtan akşama kadar geceye kadar seni havalandırmada tutuyordu bunu hani eziyet olsun diye yapıyor. Koğuşta da bütün malzemeleri paramparça haline getiriyor ne varsa her şeyi ama sen geliyorsun yeniden düzeni güle oynaya kuruyorsun, sabah geliyor çıldırıyorlar hani moralimizi bozuk görmek istiyorlar ama kimsenin morali bozulmamış oluyor. Herkes daha dimdik ayakta duruyor. Bunlar önemli şeylerdi yani o bakımdan cezaevi de ayrı bir okul yani hem şey insanların birbiriyle dayanışması, bilmediklerini birbirine aktarması, bilenler bilmeyenlere kendi bildiği konuda iyi olduğu şeyi diğerine aktarması inanılmaz bir şeydi, bir güç veriyordu insana acayip bir güç veriyordu. Orada kurulan dostluklar da başka hala devam ediyor. Başka şeye de benzemiyor yani öyle bir şey.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment2319
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Siz İstanbul Devrimci Yol ana davasına dahil edildiniz. Neyle suçlandınız? Hangi maddelerden?
ÜMİDE ÇELİK: Ya ilk önce 146’ydı, sonra üyelikti, ondan sonra ama hepsinden beraat ettim. Yani açılan şey çok anlamsızdı o maddeler ilk açtıklarında çok böyle abartılı şeyler. Bir de bizim kadın, genç kadınlar çoktu şeyde yani yakalandığımız o operasyonda hani izlemişler çoğu memur çoğu memur kadın. Ondan sonra fotoğraf da şöyle Günaydın’da ve şeyde çıkan fotoğrafta, bu gençler işte ‘Ömürlerinin en güzel yıllarını hapiste geçirecekler’ falan diye bütün orada çürüyecekler diye şeyleri var hala, yani manşet vardı ama herkes bayağı çok başarılı kadınlar çıktı oradan. Yani hayatlarını çok düzene sokmuş. Ya hayatlarında çok farklı şeyleri yapmış kadınlar hala direniyor hayatta devam ediyorlar yani.
EYLEM DELİKANLI: Siz nasıl devam ettiniz?
ÜMİDE ÇELİK: Benim devam etmem tabii çok kolay olmadı benim bir de içlerinde ben hani en, daha 68’den gelme olduğum için daha şeydim, yaşım 40’a geliyordu hani bugünden bakınca daha küçükmüş gibi ama o dönem için biraz panikleniyor. Daha öncesinde işte evlenmek devrimciliğe engeldir, çocuk engeldir filan gibi düşünürken yani geçmiş mücadele hiç aklına getirmezken galiba ben bir çocuk sahibi olmam lazım deyip tren kaçıyor deyip. Yani ilk önce işte kendime iş kurup, hayatta kalıp ondan sonra bir çocuk sahibi olmayı çok istedim. Ya böyle bir şey dedim. Yine sendikadan Uğurcan Koçak şeyle sevgiyle anıyorum onun TİP’li olması bütün o dönem 12 Eylül sonrası en çok reklam ajansları ve işte kitap pazarlama şirketleri revaçta yani onlar yapılabilecek işler onlar. İki kalem işler onlar ve reklam şirketlerinin çoğunda da eski işte TİP’ten gelen, şuradan gelen solcu insanlar ya patron ya orada işte söz sahibi kişiler. Öyle olunca o ilişki bu şey yaptı, randevu aldı ondan sonra ben de işin emekçisi olarak, yani güzel hatırlıyorum şimdi Güzel Sanatlar Reklam Ajansı en büyük ajanslardan biriydi. Ultra, Letra yani ne o? Netaş diye büyük bir firma vardı telefon, o firmanın şeyiydi, ajansıydı Güzel Sanatlar mesela yani yanlış hatırlamıyorsam. Diğer Ada Reklam Ajansı yine, o da. Bunlar sizin promosyon işlerinizi bize vereceksiniz dedi Uğur onlara, ondan sonra hakikaten onlar bize öyle iş çıktığında yönlendirdiler. Çok önemli. Bir tanesi şeydi mesela bu ajanslardan biri, Çarmıklılar’ın Prima diye bir şeyi var, mama şeyi var giyim mağazası, yani Milupa mamaları bunlar Türkiye temsilcisi Çarmasan diye bir firma, Çarmıklılar’ın bir dalının. Onların bir açılış şeyi varmış bize, yani onlara biz bir iş yaptık. Bu ajans vasıtasıyla bize iş geldi. Çok beğendiler yani sözümüzü, tabii gece gündüz çalışıyorsun yetiştiriyorsun. Ondan sonra hani sözünde durmak filan önemliydi. Ondan sonra bize oradan bayağı iş çıktı. Aynı şekilde şey, halkla ilişkiler uzmanı meşhur- Betül Mardin’nin ekibi onun ortak olduğu şey, kadınların biri Nilgün Hanım’dı yanılmıyorsam, onlar bir Hilton’da açılış yapacaktı bir parfüm dağıtımı için. Oranın süslenmesini bize, düşünün altın kubbeyi biz gece, ben hamileyim böyle gece sabaha kadar uğraşıp altın kubbeyi beyaz balonlarla süsledik. Bir de şey de yapamıyorsun yani hiçbir yere özel iplere diziyorsun, işte zarar vermeden, altın kubbeye zarar vermeden yapacaksın sabaha kadar onu şey yaptık. Kadının çok hoşuna gitti bizim böyle şey yapmamız. Böylece yani işin ilginç yani böyle çok iyi işler yaptık ama başlangıçta mesela herkes birbirine yani 85, 86 o yıllar selam vermeye korkuyorlar hala insanlar birbirine. Yine işte geçmiş dönemden Dev-Genç’ten arkadaşımız, o zaman Renk Ajans’ta, bir odasını bize verdiler bize de şey yaptılar kartvizit çıkarttılar. Ondan sonra bunu dediler yılbaşına kadar buraya karanlık oda yapacağız ama daha malzeme gelmedi siz burayı kullanın. Telefonu, her şeyini bize verdiler. Öylece biz başladık. Çok iyi işler yaptık inanılmaz böyle hani tabii iyi yerlerden işler geldi. Birden şeye kalktık ne bileyim, kendi hayatımıza, evimiz hiçbir şeyimiz yokken. Kendi hayatımızı kuracak hale geldik yani o başlangıçta zorlandık tabii şeye, hakikaten iş kurmak kendini yeniden var etmek o kadar kolay olmadı hem de çizginden de ödün vermeden yapmak bunu o kadar kolay bir şey değildi yani.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment2708
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: O dönemin ajanslarının böyle bir fonksiyonu oldu değil mi Türkiye’de. Okumuş entelektüel, eli kalem tutan, kafası o anlamda iyi çalışan bir kesim vardı ve onlar yeni yeni çıkmıştı içeriden.
ÜMİDE ÇELİK: Evet. Hatta atladım. Yakalanmadan önce biz yani o 81'den 83'e kadar olan dönemde işte her türlü iş yaptık yani o zaman hani bir yerlere girip çalıştım ama baktık olmuyor ondan sonra daha örgütlü bir yandan da iş yapmak için kitap, ansiklopedi pazarlama işine girdik. Onu da her şeyi yapamıyorsun her şeyi gururumuza yediremiyoruz. Can Çocuk dizisini çok rahat satıyordum yani politik olarak içeriğini tasvip etmediğimiz şeyleri satamıyorsun ama Can Çocuk dizisini çok gönül rahatlığıyla şey yapabiliyordum, satabiliyordum. Sonra çelik tencereci oldum. Bir arkadaşın şeyiyle, baya o yakın çevremden o şey oldu yani bunlar yakalanmadan önce. Bir yandan ders veriyorduk yani hayata bir şekilde tutunuyorduk her şeyiyle ama Bilge Olgaç yani o da rahmetli oldu biliyorsunuz kadın yönetmenlerimizin, önemli bir kadın yönetmenimiz. Yine Uğurcan Koçak’ın çok yakınıydı. Bilge Olgaç’la yaptık bir şeyler. Onun şeyi sayesinde yani onun, onların da ajansı vardı. Onlar yani, o filmin dışında da böyle bir şeyler yapıyorlardı. Onların da bize iş verme imkânları oluyordu. Öyle, öyle bir dönemimiz de oldu yani.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment2819
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Daha sonraki dönemlerde ÖDP’nin kuruluşunda rol aldınız mı? Nasıl ilerledi?
ÜMİDE ÇELİK: Ben, ÖDP şeyi, ÖDP’nin böyle şey damardan, canı gönülden her bu 80 öncesi bölük pörçük olan solun değişik görüşlerdeki oluşumların birlikte şey yapmasını çok önemsedim. O yüzden çok destekledim bu şeyi. Yani herhalde en hararetle ve en özlemle hatırlayacağım ÖDP’nin kuruluş şeyidir, kuruluşudur. Ona çok emek verdik. O zaman öncesinde kadın, öncesinde Toplumsal Araştırmalar Vakfı’nın kurucusuyum. Kadıköy kurucusuyum aynı zamanda. Kadıköy şubesinin kuruculuğunu yaptık ve çok önemli şeyler yaptık orada. ÖDP’nin kuruluşuna, Kadıköy şube çok ev sahipliği yapmıştır, yani onun bahçesi o Ali Suavi sokaktaki, çok önemli katkıları olmuştur. Mavi Radyo’da gönüllülük yaptım. Önemli bir şeydir. Kadın, hem şeyde Vakıf’taki kadın grubumuz, ilk kadın şeyimiz, orada Serpil Boğa, şimdi Tülay isimlerini, Ayfer, hatırlamakta zorlanabilirim. Mavi Radyo’da Pandora’nın Kutusu diye bir program yaptık, kadın programı. Herhalde kadınların, kadın olmaktan kaynaklı yani feminist şeyim benim bilincim o çalışmalarla başladı. Yani vakıftaki kadın çalışmalarıyla başladı. Ama esas olarak gelişmesi ÖDP’de feministler sağ olsun toplu olarak geldikleri için orada çok çok yararlandım yani iyi ki varlar, iyi ki oldular hayatımızda feministler.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment2946
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Peki, çok uzunca bir süreci anlattınız bize ta 68’lerden alarak değil mi? Hep mücadelenin içerisinde olmuşsunuz. İşçi hareketinin de içerisinde, kadın hareketinde başlangıç noktalarında önemli yerlerde olmuşsunuz. Biraz şimdi geriye dönüp düşünürsek 12 Eylül bunları, ilk önce 71’deki tabii 12 Mart’taki askeri muhtıra, sonra 12 Eylül ve sonrasında birçok başka darbe girişimleri. Darbeler bu ülkeye ne yapıyor desem ne dersiniz?
ÜMİDE ÇELİK: Darbeler bu ülkeye ne yapıyor? Olmayan demokrasiyi iyice olmaz hale getiriyor bir kere. Yani ülkede şeyin toplumsal değişimin, yukarıdan, toplumsal değişimin birazcık canlanması, birazcık kendini bulması, birazcık muhalefetin yükselmesine izin vermeyen bir şey. Yani darbeler, darbeler hakikaten topluma çok büyük zarar veriyor, mücadeleye çok büyük zarar veriyor. Bunu bugün görüyoruz zaten. Bugün bu kadar muhalefetin yerlerde sürünmesi, ne yaparsanız yapın yapması maalesef ben bu darbelerin bu kadar şeyi, meşruiyetinin gayri meşruluğunun meşru olması yani bu kadar kanıksanır bu kadar şey hale gelmesi korkunç bir şey. Darbelere hayatımda her zaman karşı çıktım hep de halen de karşı çıkıyorum. Bu işin şeyi yok yani halkın kendi kendini, kendi gücünü, kendi kendisini idare etmesinin bir şekilde yolu bulunmalı. Kendi örgütlülüğünün bir şekilde yolu bulunmalı. Kendi yolunu kendi çizebilmeli. Kendi şeyinin, nasıl bir yaşam istiyorsa o yaşamın kurulmasında aktif rol alabilmeli ve bu rolü yerine getirebilmeli. Her türlü çeşitliliğin birlikte farklılıklarıyla birlikte toplumun böyle bir yani barış içinde birlikte yaşama hayalini hep taşıyorum yani buna karşı tabii çok hayal kırıklığı yaşıyorum ama yine de inanıyorum. Yani bir yanıyla bugün hani çok ciddi bir sınıf şeyi var, ezilmesi var. Yani sınıf, gerçekten çok ciddi bir proleterleşme dediğimiz ya da başka bir şey de ona, yoksullaşmanın o kadar toplumun bu kadar yaygın olduğu bir dönem yani benim çocukluğumdan itibaren yoksulluk her zaman vardı ama bu kadarını gerçekten bu kadarını hiç şey yapmamıştık. Bunu şey yapmak o kadar yaygın bir şekilde daha çok insanı kapsayacak, toplumun bütününü kapsayacak, sadece çalışanları değil doğasını da bu kadar yok eden o kadar yani ne bileyim o ben çocukluğumda şey yaptığım domatesi görememek mesela doğanın bu kadar yok edildiği bu şeylerin, sınıfın bu kadar yok edildiği bir dönem hakikaten çok az diye düşünüyorum yani.
EYLEM DELİKANLI: Peki özel olarak 12 Eylül ne yaptı desem?
ÜMİDE ÇELİK: 12 Eylül aslında o bütün, sadece şeyleriyle değil 12 Eylül politikasıyla, kurumlarıyla birlikte aslında zihniyetini bir şekilde devam ettiriyor. Yani özellikle bu, nasıl söyleyeyim onu, bu tam adını koymak bu kadar kolay değil belki ama öyle bir şey yaptı ki toplumda şeyin, birazcık farklı bir yaşamı yok etti. Yani bu sermayenin, uluslararası sermayenin esas amacı da o zaten. Yani uluslararası sermayenin Türkiye'de her istediğine at koşturur gibi bildiğini yapabilmesi için işte 24 Ocak kararları bunun bir şeyi zaten. 12 Eylül belki de bunu rahatlıkla yapabilmek için geldi yani esas olarak. Bugün hani geçmişte bildiğimiz şeyler yani nasıl söyleyeyim, bildiğimiz her türlü şey devlet aslında devlet diye bildiğin şey bugün şirket. Yani şirketler olduğu gibi yani bakanlıklar şirket, her şey şirket, bakıyoruz biz TEKEL Genel Müdürlüğü hani devletin bir kurumu iken bizim zamanımızda, şimdi yok öyle bir şey, zaten onu kurum olarak da ortadan kaldırdıkları gibi aynı şekilde şeyler bir demiryolları var mesela ben şaşırıyorum. Memur arkadaşım var hala orada memur arkadaş ama şirketin elemanı, yani alakası yok. Ya bütün toplumu şeye çevirme esas problem bu 12 Eylül şeyin yolunu kolaylaştırmak için yani sermayenin önündeki bütün engelleri kaldırmak rahatça at oynatabilmek için yani bunun mesela milliyeti yok bana göre yani tek başına Amerikan emperyalizmine filan İngiliz emperyalizmi, ABD emperyalizmi demek, demiyorum yani. Şirketin şeyi yok çünkü o anlamda, hangi ulusa ait olması önemli değil. O, ama öyle bir şey yaptı ki; öyle bir şey yaptı ki sermayenin önünde gümbür gümdür hiçbir engel tanımıyor. Kurumları da ona göre değiştirdi, devlet kurumları da ona göre değişti. Ama bunun da hani halkın da buna alternatif şeyleri imkânını da yaratıyor bu kadar baskıcı bu kadar yıkıcı şey. İşte en son gördüğümüz mesela Akbelen direnişi, bugün çok güncel olan şey. Yani insanların suyunu her şeyini yani o kaynağı olan yeri zehirleyecek yani elinden alıyor başka bir şey yok ve hiçbir yasal dayanağı da yok şeyi iznin süresi bitmiş ağaç kesme izin süresi bitmiş. Her şey bitmiş ama o kadar devlet şirketin devleti haline gelmiş ki, devlet kurumları enteresan bir şekilde. O yüzden hani ona karşı da halkın birlikte olması, farklılıklarla birlikte herkesin taşın altına elini koyması gerekiyor ben öyle düşünüyorum.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment3367
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Tabii 12 Eylül sonrasındaki süreçte sizin de tanık olduğunuz içinde olduğunuz işte gözaltılar, uzun süreli hapis cezaları, çok büyük hak ihlallerinin de meydana gelmesine, insanlığa karşı suçlar bağlamında değerlendirilen ihlallerin uygulanmasına yol açtı. Biz toplum olarak aslında bu suçların faillerinden bunun hesabını soramadık. Yakın bir zamanda da sorabileceğimize dair bir işaret yok. Ama biz bireyler olarak neler yapabiliriz? Hele de bunun öznesi olmuş gruplar neler yapabilir?
ÜMİDE ÇELİK: Aslında biz böyle bir çaba içine girmiştik yani onu hani ne kadar biliniyor bilmiyorum ama hani burada hakkını vermek lazım, söylemek lazım. 12 Eylül’ün şeyi bu 2010 referandumu ile birlikte yargılanabilmelerinin yolu açılmıştı. Biz tam da bu, o zaman bir grup kadın EDP’li [Eşitlik ve Demokrasi Partisi] kadınlar olarak o zaman, kadınlar olarak biz ciddi bir kampanya başlattık hem 12 Eylül’le yüzleşme, ciddi çalışmalarımız oldu o konuda. Ondan sonra mahkemelere gittik mahkemeleri takip ettik. Aynı şekilde davaları takip ettik bunların şeyini yapılabilmesi için. Ama toplumun bütün kesimleri, ya bu, buraya böyle yüklenmeyi devrimden sonraya ertelediler herhalde yani bu önemli bir şeydi açıydı oradan yüklenebilirdik bu davaların çoğaltılması şeklinde. Aslında baya dava açıldı o dönemde. Bu hukuksuzluklarla ilgili ciddi takipler yapıldı, takiplerini yapmıştık. Evet yani peşini bırakırsanız olmuyor, peşini bırakmamak lazım. Tabii şey yapmak lazım yani.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment3503
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Referandum sonrasındaki mahkeme süreçlerinden bir sonuç elde ettiğimizi düşünüyor musunuz?
ÜMİDE ÇELİK: O dönemde aslında edilmişti de biliyorsun ceza aldı yani şeyi yani ceza almışlardı ama ben yeterince üstüne gidilmediğini düşünüyorum. Öyle bir imkân vardı hani bu şey değildi bu toplumsal şey ne kadar siz oraya güçlü asılırsanız öyle bir şey olabilirdi. Ha bu ne kadar şey yapar diyeceksin, muhalefet zayıf olduğu sürece bir şey olmuyor tabii yani bir manası kalmıyor hiçbir şeyin. Yani illa bir yani nasıl söyleyeyim, yani o allame-i cihan değil yani her şey sihirli değnek de değil, tabii ki yani bir referandumda böyle bir karar çıktı diye her şey düzelecek böyle bir şey yok. Siz mücadele etmezseniz hiçbir şey düzelmez, o sadece küçük bir kapı aralıktı o kapıya yüklenmek gerekiyordu onu kapıyı açmak için. O aralığı büyütmek gerekiyordu onu beceremedi yani solcular birbiriyle rekabet halinde oldukları için.
EYLEM DELİKANLI: Mahkemenin bütün sürecine ve işte o zaman dizinine baktığımız zaman zaten aslında yönetimin de asıl amacının mahkeme salonuna bile getirmeden değil mi fail olarak geride kalan iki generali hastane işte kendi odalarından bağlamak suretiyle tanıklıkların düzgünce dinlenmediği, hatta işkencelere dair yerellerde açılacak mahkemelere imkân verilmediği bir sistemle karşı karşıyayız. Aslında cezasızlığı, yani 80'den önce başlayan ve 80’le katmerlenen cezasızlığın artık 2012'deki bu mahkemede hani arşa erdirildiği bir kabaca tabiri kullanırsak, göstermelik bir iki cezayla cezalandırıp, en son geldiğimiz noktada artık onun da sonucuna varılmadan iki generalin ölümüyle sonuçlandı. Burada gerçekten solculara mı yüklemeliyiz bu şeyin başarısızlığını? Yoksa genel olarak zaten böyle bir öngörü yok muydu bu mahkemelerin dizaynında?
ÜMİDE ÇELİK: Ben yani, bu şimdi devlet, devletten bunu ben beklemiyordum tabii, hiçbir zaman beklemem devletten. Hangi şey olursa olsun onu göstermelik yapmak onun için şeyi yani ondan hiç öyle bir umudum yoktu bu ama bizim, ben davalara gittim şeye de gittim [Mehmet] Ağar’ın davasına da gittim. Orada üç beş kişi vardı kimse yoktu yani. Pervin Buldan'ın şey yaptığı davaya gittim. Hakikaten yoktu yani. Şey, bu, ya nasılsa böyle, nasıl olsa buradan bir şey çıkmaz zaten devlet böyle diyorsak o zaman hiç mücadele etmemek lazım yani o öyle bir öyle bir şey yok çünkü ama ben yüklenilmediği kanaatindeyim yani belki yine bir şey değişmeyecekti ama daha çok sesimiz çıkacaktı. Daha gür çıkabilirdi sesimiz, daha etkili olabilirdik, daha ama kimse çok ben çok üzüldüm mesela ilk o 12 Eylül Mahkemesi’nde, iki tane ayrı kürsü kuruldu ya şeyde, iki tane ayrı kürsü kuruldu.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment3725
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Peki o güçlü sesi şimdi başka platformlarda çıkaramaz mıyız?
ÜMİDE ÇELİK: Onun için uğraşıyorum ben her zaman için. O her zaman için, ona her zaman inanıyorum. Yani bu adaletsizliğe, bu şeye yani bunların sıradanlaşmaması lazım, bu kadar kar kalmamalı yanlarına yani sistemin bu kadar şey yaptım oldu şeyine bu kadar rahat yapamamalı. Burada hakikaten bizim, bizim gibi insanların yani kendine az buçuk yani adalet duygusu olan insanların hiç yok o şu görüşte o bu görüşte demeden birlikte şey yapması lazım. Bugün hiçbir şey olması lazımdı çünkü hakikaten yani ben mesela şunu aştım, bunca yıllık çok değişik siyasi, her zaman yaptığım siyasi şeye çok kendimi inandım, güvendim hala da öyle hiç pişman değilim inandığım siyasetlerin eksiklikleriyle fazlalıklarıyla her zaman inandım ama bugün beni hiçbir şey kapsamıyor tam olarak. Bugün benim düşüncem gerçekten hiçbir siyasi şeylik yani ister parti olsun ister başka bir oluşum olsun, yani bu kadar sistem bu kadar dökülüyorken, bu kadar adaletsizlik varken, gerçekten bu kadar şey, ama bunun karşısında yani, yani şeyin yapmaya çalıştığı, Kemal Kılıçdaroğlu'nun yapmaya çalıştığı şeyi hani yaptığı şey neydi o bu altılı masa vesilesiyle yapmaya çalıştığı şeyi, hani sonucu ne olursa olsun şeyi ne olursa olsun, bunu biz kendi ilkelerimizle, kendi çevremizle olabilecek en geniş şeyiyle niye hiç bunu yapamıyoruz? Bu o kadar kıymetli bir şeydi ki. O duygu topluma nasıl bir şey veriyor ama sadece onun yaptığı o görüntü, topluma nasıl bir duygu vermişti, nasıl bir güven duygusu vermişti? Onu tabii şimdi tuz buz ettiler öyle çünkü onun öyle bir o muhalefetin onu götürecek şeyi yoktu zaten. Yani ondan bir şey beklemek de hani sosyal demokrasi en fazla şey olsun onu hani toplumun yararına dönüştürecek, toplama ama toplumda çok yalancı bir umut oldu bütün toplumun hayalleri yerle bir oldu. Niye biz onu farklı biçimde biz yapmıyoruz? Ya ama kimse şeylerle temas etmek istemiyor farklılıklarla temas etmeyelim, Kürtler’den uzak duracaksın, Ermeniler’den uzak, Aleviler’den yok yani her kesimi kapsamamız gerekiyor.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment3909
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Peki sizi izleyecek olan kendi jenerasyonunuzdan arkadaşlarınıza ne demek istersiniz bu çalışma kapsamında?
ÜMİDE ÇELİK: Bu çalışma kapsamında söyleyeceğim, hem her türlü zulmü görüp her türlü mücadele güzel mücadele deneyimlerini de yaşayan bir kuşak olarak yani şanlı, yani şey dediğimiz, onurla gururla her zaman anacağımız bir şeyimiz de var, bir mücadele sürecimiz de var. Buna uygun olarak kişisel ve grupsal, örgütsel şeylerinden arınarak, yani o pencereleri kırıp yani kendi pencerenin çok daha geniş farklı yanımızdakini görebilmek. Yani yanımızda duranı görebilmek ve birlikte aynı şeyi yaşadığımızı, aynı durumda olduğumuzun farkına varıp birlikte mücadele etmeyi şey yapıyorum yani bunu çok istiyorum. Bizim kuşağımızın bunu yapmasını istiyorum. Yani onun görüşü şöyle bunun görüşü böyle onun inancı şöyle bunun, buna takılmadan bütün hepsine saygı göstererek, bütün ezilenlerin birlikte davranması benim en büyük şeyim, en büyük hala hayalim, hala böyle ezileni ve sömürülerini olmayan bir dünyanın gerçekleşebileceğine inancımı hala koruyorum. Bu konuda mücadeleye devam.
http://file.bellekmuzesi.org/ohms-viewer/viewer.php?cachefile=umidecelikaysu3.xml#segment4014
Segment Synopsis: EYLEM DELİKANLI: Bir son sorum da Bellek Müzesi, şu anda çalışmasını yaptığımız müzeyle alakalı olarak sorayım. Bu türden bellek çalışmaları neden önemli?
ÜMİDE ÇELİK: Bu çok, duyduğum zaman çok heyecanlandım, çok kıymetli bu çalışmalar çünkü bırakınız şeyi aynı kuşakları yani bırak bir önceki kuşağı aynı kuşak içinde bile bu mücadelenin çeşitliliğini, yapılan şeyleri bilmiyor ve bu notları düşmek tarihe not düşmek çok kıymetli bir şey onun için çok takdir ediyorum, çok alkışlıyorum, kolay gelsin diyorum.
EYLEM DELİKANLI: Teşekkür ederiz Ümide Hanım, bu uzun sohbet için. Çok kıymetliydi bizim için de.