Öncü Doğu Gürsoy

Museum of Historical Justice and Memory

 

Transcript
Toggle Index/Transcript View Switch.
Index
Search this Index
X
00:00:01 - Kısaca Biyografisi

Play segment

Partial Transcript: 1979 yılında doğdum. 31 Ocak'ta. Doğduğum yer İstanbul. İstanbul'da ilk yaşımı aldım ya da alamadım. Ondan sonra Ankara'ya geçtik. Ankara'da bir 5 yıl kaldım. 0-5 yaş arası ya da işte yarım yaş-beş yaş arası. Babam hapisten çıktıktan sonra da Ankara'dan İzmir'e yani babamın memleketine geçtik. Babam Karşıyakalı. Ben de onunla beraber ve annemle beraber İzmir Karşıyaka'ya geçtik. Karşıyaka Alaybey'de hayatıma devam ettim. Daha sonrasında işte Karşıyaka, Balçova vesaire İzmir'in değişik yerlerinde oturdum. Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı mezunuyum. Reklam sektöründe çalışmaya başladığım için bir noktadan sonra İstanbul'a dönmem gerekti. Son 20 küsur, 20 yıldan beridir İstanbul'da Moda'da yaşıyorum. Yaptığım iş de reklamcılık ve yönetmenlik. Reklam yönetmenliği ve belgesel yönetmenliği.

00:01:20 - Babası Gürhan Gürsoy'un Eğitim Hayatı, Annesi Vedia Gürsoy ve Gürhan Gürsoy'un Yollarının Kesişme Süreci

Play segment

Partial Transcript: Babam dediğim gibi İzmir Karşıyaka-- Yanlış hatırlamıyorsam, İzmir'de LİSE-DER diye 1975'lerde, 76'larda var olan bir lise örgütlenmesinin içine giriyor ve köklerini şeyden alıyor, bu 12 Mart sonrasından alıyor. 12 Mart'ta işte benden çok daha iyi bilirsiniz, önemli figürler var. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya vesaire. Deniz Gezmiş-- Şey Mahir Çayan'ın geçmişe yönelik yazdığı, bu sürece yönelik yazdığı teorik yazılardan etkilenen ve bununla alakalı bir devam, siyaseti devam ettirmek isteyen insanların kurduğu yapılardan bir tanesinin içine giriyor. Bu Şark Sanayi Direnişi diye İzmir'de geçer. Orada çok ciddi bir işçi örgütlenmesinin içinde yer alıyor. Burada iyice politize oluyor. Daha sonraki süreçte Ankara'ya-- İlk önce Bursa'ya gidiyor. Bursa'da bir üniversiteye başlayamama deneyimi var çünkü Bursa'da Ülkü Ocakları çok güçlü. Hatta şey diye anlatmıştı bana röportajlarda, okula kaydolmaya gittiği gün önce sol tarafımda Melikşah Yurdu, sağ tarafımda Bozkurt Yurdu, öteki tarafta bilmem ne yurdu. Okula geldik, okulun birinci günü kavga çıkıyor. Ağız burun birbirlerine giriyorlar. Ve ilk gün Bursa Hakimiyet, Yeşil Bursa gazetelerinde manşet olduktan sonra bir daha okula gidemiyor. 6 ay boyunca gece öğretiminde işte kavga dövüş bir süreç geçiyor. Sonra Bursa'da okuyamayacağına karar 00:03:00veriyor. Daha sonra Bilecik'e gidiyor. Bilecik'te birkaç-- Ablasının yanında, ablası orada öğretmen. Onunla belirli süreç yaşadıktan sonra da Ankara'ya geliyor. Ankara'da tekrar üniversite sınavına girip o zaman Devrim Tarihi diye bir bölüm varmış. Son derece yetenekli bir çizer olmasına rağmen ki ben bu soruyu çok sorguladım, "neden Güzel Sanatlar Fakültesi ya da neden Mimarlık Bölümü gibi zanaatkarlar üzerinden giden bir bölüm okumadın" diye. O da bana şey diye cevap vermişti, "Herhangi bir zamanda çok yakın bir süreçte devrim olabileceği için biz bunların hepsini ertelemiştik. O yüzden Devrim Tarihi'ni seçtim" demişti. Ve Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'ne giriyor ve Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin o zamanki durumu da şöyle. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde bir faşist işgal var. Okul tamamen faşistlerin işgali altında. Hatta okula böyle Mehmet Ağar grubundan işte sakat isimli bildiğimiz birtakım sakat tipler girip çıkıyor ve hiçbir şekilde solcuları içeriye almıyorlar. Değişik fraksiyonlardan, sol gruplardan öğrenciler de okulu tekrar geri almaya çalışıyorlar. Bu süreçte genelde işte babam gibi, daha sonrasında THKP-C'nin alt kırılımlarındaki örgütlere sempati duyan insanları biraz daha koruma ve bodyguard görevi veriyorlar. Çünkü bunlar biraz daha gözü kara ve şey tipler, silahlı mücadeleyle birtakım problemleri çözeceğine inanan insanlar ki babamın daha sonra dahil olduğu grubun adı da Türkiye Halk Kuruluşu Partisi Eylem Birliği diye geçer. İzmir ve Hatay bölgesinde çok güçlü birtakım eylemleri olmuş bir grup. Babam da onun militanlarından birisi aslında. Ve Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde sol grupları savunmak için, sol grupların her gün küçük gruplar, daha sonra büyüyen gruplarla yürüyüşe geçerek Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde öğretim hakkını kazanabilmek için yaptıkları mücadelede bu grupları, bu kortejleri korumak için mücadele eden, aslında bodyguard görevi gören gruplar içinde. İlk yani bir noktada da annemle karşılaşıyorlar, annem de o sırada DEV-YOL hareketi içinde. Devrimci Yol hareketi. Bildiğim kadarıyla ve okuduğum kitapların, benden, aldığım bilgiye göre o zamanki DEV-YOL hareketi Türkiye'nin en geniş sol örgütlenmesini sağlayan kendi altında gruplardan bir tanesi. Annem de bunlardan bir tanesinin, bu grubun içerisinde ve Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde Antropoloji öğrencisi. Aynı şekilde dayım da Kurtuluş grubunda. Yani aslında annem, babam ve dayım benim hayatımda dokunmuş olan önemli insanlar, birbirinden farklı fraksiyonlara, o 00:06:00yelpaze içindeki farklı noktalarda yer alan insanlar. Dayım Kurtuluşçu dediğimiz grupta, annem DEV-YOLCU, babam THKP-C Eylem Birliği üyesi olarak Ankara'ya geliyor. Babam-- Hani o yelpazeyi siz de bilirsiniz, sertten yumuşağa orada bir degrede var. Yani sonuç olarak babam Ankara'ya adımı attıktan, bir şekilde annemle, dayımla yollarının kesişmesine kadarki süreç böyle.

00:06:33 - Dönemin Ankara'sı ve Politik İklimi, Gürhan Gürsoy ve Vedia Gürsoy'un Tanışma Hikayesi ve Politik Pozisyonları, Dev-Yol ve THKP-C Örgütlenmeleri

Play segment

Partial Transcript: Bu süreçte yine Ankara'nın durumu şöyle, Ankara 75-76 yanlış hatırlamıyorsam yıllar, okul faşist işgal altında. Çok ciddi bir sol direniş var bu faşist işgale karşı. Öğrenciler her gün, yanlış hatırlamıyorsam, yanlış söylemeyeyim Kızılay Meydanı olması gerek ama yanlış söylemeyeyim gerçekten bu toplandıkları noktayı, toplandıkları noktadan yürüyerek, korteje sürekli yeni insanlar katılarak okulun önüne kadar slogan atarak geliyorlar "öğrenim hakkımız engellenemez" şeklinde. Bu sırada babam gibi sert gruplardan insanlar, grubun bodyguardlığını yapıyor. 3 tane önemli öğrenci lideri beraber ki İzzet Abi şeyden atılmadır, askeri okuldan atılmadır. Onun liderliğinde, onun korumasında bu silahlı-- Ya cebinde silah da tutabilecek birtakım sol ya babam gibi sol gruplardan gelen öğrencilerin koruması eşliğinde kortej korunarak geliyor, sürekli kalabalıklaşıyor, sürekli güçleniyor ve en sonunda okulu ele geçiriyorlar. Adım adım aşama aşama ele geçiriyorlar ve babam ve annemin tanışması da bu süreçte oluyor ve dayım da onlarla tanışması. Bu arada Dil Tarih Fakültesi'nde de böyle Mehmet Ali Ağca işte adını bildiğimiz böyle Çatlı matlı tarzı böyle sakat, abuk subuk adamlar giriş çıkış yapıyorlar. Çünkü Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin çok önemli bir şeyi var, lojistik önemi var bakanlıklar bölgesine yakın olmasından dolayı vesaire falan. Önemli bir mevzi o yüzden zaten faşistler tarafından ele geçirilmiş. İçinde Tarih Bölümü gibi Coğrafya Bölümü gibi milliyetçi cenahtan insanların örgütlenme şansı bulduğu bölümlerin olmasından dolayı önemli bir aslında mevzi teşkil ediyor. Bununla ilgili bir güç savaşı var ve solcu öğrencilerin dışarıya atıldığı bir yerde, onların tekrar geriye alınmasına yönelik bir süreci aslında yaşıyorlar. Ve annemle babamın tanışması da tam olarak bu sürece denk geliyor.

Babam Bursa'dan Bilecik'e, Bilecik'ten de Devrim Tarihi bölümünü kazanıp Ankara'ya geldikten sonra kendisini şöyle bir ortamda buluyor. Dil kur sınavı var Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde. Okula giriyor, okulun ilk günü. Okul o sırada faşistlerin işgali altında. Ondan sonra bir saldırı 00:09:00 oluyor, kavga dövüş bilmem ne ondan sonra okulun kalanını göremiyor zaten. Baya ciddi bir dayak yiyor. Ondan sonrasında da işte kendini şeye atıyor -baya bir adam da dövüyor bu arada- kendini bir şekilde dışarıya atıyor. "Okula zaten bir daha gidemedim" diyor. Daha sonra okulun bu kortej, oradaki ekibi koruma süreci ve buradan yavaş yavaş okula doğru cephe kazanıyor bunlar. Okulun içine girmeye başlıyorlar. Okulun kantinine giriyorlar. Okulun kantininin sol tarafı ve sağ tarafında oturma diye bir hikaye var. Sağ tarafta sağcılar, sol tarafta solcular oturuyor. Daha sonra solcular kantini de ele geçiriyorlar vesaire vesaire. Böyle aşama aşama giden bir süreç var. Bu süreçte okulda yeni gelen ne olduğu ne olduğu belirsiz gençlere okulda hakim olan DEV-YOL grubundan bazı insanlar herhalde bunlar, bu çok sübjektif bir yorum yapacağım. Bu yaptığım sübjektif yorum tamamen bana aittir, bir hatam ya da yanlışım varsa benim üzerime kalsın çünkü çok sübjektif bir yorum yapıp insanlara şey yapmak istemiyorum, haksızlık etmek istemiyorum ama genelde kadın öğrenciler gidip yanlarına şey yapıyorlar bir iki soru soruyorlar falan filan. Çünkü gençken ortamda "civciv" derlermiş yeni gelen öğrencilere. Babam da civcivlerden bir tanesi. Annem de civcive yani babama şu soruyu soruyor. Tam doğru soruyu hatırlamam lazım pardon. Evrim mi Devrim mi? Hani bu Çayan'ın teorilerindeki bu-- Babam da iç içedir gibisinden cevap veriyor falan filan bilmem ne. He tamam bu herif boş değil bilmem ne cart curt derken hani aslında bu ön saha araştırması gibi.

"Yeni gelen öğrencilerin profili nedir?" Bunu anlamak adına. Sonrasında zaten babam anneme aşık oluyor ilerleyen süreçte. Bir ilanı aşkta bulunup çok sert bir şekilde reddediliyor. Akabinde annem bir süre sonra babama tekrar gidip, Z kuşağı arkadaşların çok bilmediği tarzda bir ilanı aşkına bir karşılık verip, "Arkadaşım ben senin görüşme teklifine sıcak bakıyorum" gibisinden böyle garip bir cevap veriyor. Ve bundan sonraki süreçte annemin de politik görüşü DEV-YOL'dan yavaş yavaş THKP-C'ye doğru kaymaya başlıyor. Ama aslında annemi, bu işin böyle magazinel, magazinsel ve romantik anlatımıyla ama annemi aslında tetikleyen hikaye şu. Şimdi bu silahlı mücadele yapan gruplar hakikaten silahlı mücadele yapıyorlar. Yani hakikaten cephedeler ve şey şakası yok. Annemi de gerçek 00:12:00anlamda şey yapan, etkileyen ve annemi gerçek anlamda ilham veren hikaye, İzmir Hatay semtinde THKP-C Eylem Birliği'nin 2 tane kadın militanı polisle çatışmaya girip, son ana kadar teslim olmayıp, kurşunları bitene kadar çatışıp yaralı olarak ele geçiriyorlar. Benim yaptığım röportajlarda, benim yaptığım görüşmelerde gördüğüm hikaye şu: Bu olabilecek, alınabilecek en büyük madalya. Çünkü hücre evleri polis tarafından basıldığı zaman, ellerinden geldiği kadar büyük yaygara kopararak hemen teslim olmayarak, ellerinden geldiği kadar ciddi bir çatışma performansı sergileyerek bunun basını da etraflarına toplayarak yayılabilirliğini sağlıyorlar. Böylece diğer bölge, yerlerdeki, hücre evlerindeki militanlar da bu olaydan dolayı haberdar oldukları için çünkü o zaman Twitterdır şudur budur tarzı şeyler yok. Bunun haberini alıp kendini korumaya alıp uzaklaşabiliyorlar. 2 tane kadın militan müthiş bir mücadele vererek acayip bir çatışma performansı sergileyerek yaralı yakalanıyorlar ve annem de o sırada DEV-YOL hareketi içinde-- Dediğim gibi bunlar son derece sübjektif yorumlar, mutlaka DEV-YOL hareketi içinde birçok insan buna karşı çıkacaktır. Bu konuda benim hiçbir keramet ve hakkım yok. Ben sadece duyduğum şeyi aktarıyorum. Kadınlar genelde silah taşımak için, yaralanan mili-- öğrencilerin ya da militanların ya da insanların korunması için aslında biraz ikinci planda kullanılan. Kullanılan demek istemiyorum. Fedakarlıklarından yararlanılan insanlar. Annem de devrimcinin kadını ya da erkeği olmaz deyip THKP-C tarafına, ben de gerilla olacağım, ben de gerekirse çatışmaya gireceğim, ben de gerekirse savaşacağım diyerek aslında öteki tarafa geçiyor. Yani THKP-C tarafına sempati duymaya başlıyor. Ama ben, bu da benim sübjektif yorumum, annemden babamdan özür dileyerek söyleyeceğim ama bence bunun içinde biraz aralarındaki şeyde var, elektrik de var.

00:14:18 - Gürhan Gürsoy'un İlk Tutuklanma ve Hapis Süreci, Vedia Gürsoy ve Gürhan Gürsoy'un Evlenme Hikayesi, İzmir'e Geliş, 12 Eylül'e Giderken...

Play segment

Partial Transcript: Bundan sonraki-- Bu arada dayım da Kurtuluş grubunda. Bundan sonraki süreç şöyle ilerliyor, babamın ilk tutukluluğu-- Ben iyi resim çizen bir adamım, güzel resim yaparım. Resim yapma yeteneğimde baba tarafından geliyor. Belki de o yüzden şu anda reklamcılık ve yönetmenlik yapıyorum. Babamın müthiş bir resim yeteneği var. O yüzden örgütün sahte polis kimlikleri işte posterleri, afişleri. Propaganda malzemelerini babam yapıyor. Gerçekten çok yetenekli bir insan çünkü. Bana da en büyük mirası zaten bu yeteneği. Babam üzerinde bilmem kaç tane polis kimliği ve 00:15:00bir tane de şeyle ruhsatsız silahla Ankara Kızılay Meydanı'nda birkaç tane polis tarafından yakalanıyor. Ondan sonra işte çok ağır işkencelerden geçiyor. Çünkü adamlar doğal olarak şeyi soruyorlar, "Bunlar ne arkadaşım bu polis kimlikleri ve bu silah ne?" Babam da "Ben hep polis olmak istedim, ben hep silaha çok ilgi duyardım" falan filan gibi abuk subuk cevaplar veriyor ve işkenceye dayanıyor. Ve konuşmuyor. Hatta babamın ifadeleri örgüt propagandası olarak kullanılmış. Çünkü şöyle bir racon var öğrendiğim kadarıyla, sizin savunmanız ve sizin ifadeniz ne kadar kısa olursa bu size ekstra bir madalya gibi bir şey oluyor. Bu noktada da Doğu Perinçek'in savunmalarını kitap olarak bastırmasından dolayı selamlıyoruz, selamlayalım buradan. Bu noktada şöyle bir durum oluyor babamı alıyorlar 6 aylık hapis ve 3 ay yatıyor işte sahte kimlik bulundurmak ve ruhsatsız silahtan. Bir şeyden suçlayamıyorlar konuşmadığı için ama çok ağır işkencelerden geçmiş su süreçte. Bu sırada da babamın babası yani Necati dedem, "bu herifin hayatını bu olaylardan kurtarmak lazım" diyerekten Ankara'ya geliyor ve annemin babası Eyüp Bey'den annemi istiyor. Annemin babası da o sıra toprak mahsulleri ofisinde bir bürokrat. Çok travmatik bir kız isteme süreci yaşanıyor. Çat kapı giriyorlar işte "Allah'ın emri peygamberin kavliyle biz kızınızı oğlunuza istiyoruz" falan. Eyüp dede de işte şey diyor, "Oğlumuz ne iş yapar?" Necati dede de cevap veriyor, "Şimdi hapiste işte çıktıktan sonra inşallah okulu da bitirirse" falan. Dolayısıyla olmuyor o iş. Sonra annem babama kaçmaya karar veriyor. Bundan sonra iş bir anda bu siyasi hikayeden çıkmaya başlıyor. Babam hapisten çıktıktan sonra annem Che Guevara'nın, "Hayatı devrimci gibi yaşamayan birisi palyaçodan başka bir değildir" gibi bir lafını kağıda yazıp evden kaçarak babamla beraber İzmir'e gidiyor. Böyle yarı ideolojik yarı işte Anadolu tarzı bir kaçış hikayesi var. Ondan sonra yolları tekrar-- Aileler barışıyor, evleniyor. Evlendikten sonra Ankara'ya geri dönüyorlar. Pardon İzmir. Ankara'ya geri dönüyorlar. Ankara'da böyle bir yere yerleştiriliyorlar. Orada birtakım siyasi faaliyetlerde bulunacak. Bunların içeriğini bilmiyorum. Hayatım boyunca da büyük ihtimal öğrenemeyeceğim. Bu sırada Altın Diş Ekrem isimli bir polis müdürü eşliğindeki ekip, bunu biraz dikkatli söyledim fark 00:18:00ettiyseniz. Kim olduğunu bilmiyorum. Dedemin yani annemin babasının evine baskın yapıyor, eve karakol kuruyorlar. Karakol kurmak deyiminin ne olduğunu siz daha iyi biliyorsunuzdur yaptığınız röportajlardan. Annem bu arada şans eseri babamla beraber, bunun haberi bir şekilde annemle babama gidiyor. Ankara'dan İzmir'e kaçıyorlar. İzmir'de bu arada 77 yılına geldik. Kahramanmaraş olayları oldu artık bu, bu 12 Eylül'e giden yola doğru iyice girmiş durumdayız. Her yerde işte ölü sayıları arttı, olaylar arttı vesaire. Hikaye oraya doğru gidiyor. Kürt hareketi işte kendisini sınırın ötesine çekme kararı aldı vesaire vesaire gibi durumlar yaşanıyor Türkiye'de. Ve darbenin girişini hissetmeye başladıkları dönem.

00:18:46 - THKP-C Eylem Birliği Silahlı Çatışması, Babası Gürhan Gürsoy'un Ağır Yaralanması

Play segment

Partial Transcript: Babam 4 kişiyle beraber Hatay'da, İzmir Hatay bu arada. Hatay dediğim Güneydoğu'daki Hatay değil. İzmir Hatay semtinden şu andaki poligon durağında bir evdeler, bir hücre evindeler. Annem de 6 aylık hamile. Bana bir şey olmaması için annemi başka bir eve yerleştiriyorlar. Babamı yerleştirdikleri ev Hatay'da. Evde 4 kişi var. İsimlerini söyleme hakkını kendimde görmüyorum. Bir kadın, o kadının engelli çocuğu. 1 buçuk yaşında. Babam ve bir tane THKP-C Eylem Birliği militanı evde bulunuyorlar o sırada. Kapı çalıyor, kapıya doğru babam yöneliyor, babamın arkasından da evdeki kız yöneliyor, kızın karşısındaki oda da öteki kadın, öteki oda da kadının engelli çocuğu ve kapının tam karşı tarafındaki balkona taraf bakan pencerede de öteki erkek eleman var. Babam pencerenin, şey kapının deliğinden bakıyor, bir şey görmüyor ama elinde silah var. Kapıyı açıyor, kapıyı açtığı zaman kapının deliğinden görülmemek için çömelmiş 3 ya da 4 tane o zaman Özel Harekat diye geçmiyordu onların adı, müdahale polisleri var. Ve babama ateş etmeye başlıyorlar. Babam ilk kurşunları yiyip sırt üstü yere düşüyor. Kurşunlardan sıkarak içeri girmeye başlıyor polisler. Yargısız infaz denilen hikayeyi anlatıyorum şu anda. Elini kaldırıyor refleks olarak, kurşunlardan bir tanesi sağ el baş parmağını kopartıyor. Karnı yanlış hatırlamıyorsam 9 tane kurşun giriyor. 1 tane omuzundan saplanıp omurgasına saplanan bir kurşun var. Totalde 11 tane kurşun giriyor vücuduna. Bu sırada arka tarafta duran kıza doğru da ateş ediyorlar. Kurşunlardan bir tanesi kızın kafasına denk geliyor ve kız sırt üstü düşüp yaralanıyor. Karşı tarafta, yaralanan kızın karşısında olan kadın silahını çıkartıyor, bu sırada babam da 00:21:00silahını çıkartıyor. Ama silahın horozunu çekemiyor çünkü parmağı sallanıyor o sırada. Silahı üstünde koyup polislere bir el ateş ediyor. O bir el ateş ettikten sonra silah sesinden korkan polisler kapıdan dışarıya doğru kaçıyorlar. Ondan sonra silahlı çatışma başlıyor. Yani babam tek bir kurşunla aslında polisleri püskürtmüş oluyor çünkü silah sesini duyunca kaçıyor polisler. Bu sırada evde 1 tane yaralı bir kadın, 11 yerinden vurulmuş babam var, engelli çocuğun öteki odada, engelli çocuğun annesi karşı odada, elinde Kalaşnikof olan 1 tane adam da arka odada. Ve çatışma başlıyor. Babam kalkıyor. Kurşunlar gelip giderken çocuğun olduğu odaya gidiyor, çocuğu kapının karşısındaki yataktan kaldırıp -nasıl yapabildiğini bilmiyorum- hani kurşun gelip çocuğa zarar vermesin diye öteki yatağa yatırıyor. Evdeki birtakım belgeleri ve paraları, böyle bir miktar para da varmış termosifonda yakıyor. Pardon termosifonda--. Termosifonda yakıyor. Ondan sonra tekrar geri dönüp, kurşunlar gidip gelirken çocuğu yatırdığı, yattığı yatağın hemen karşısında sırt üstü yatıyor. Tam bu kapının, polislerin geldiği kapının karşısındaki adam da Kalaşnikofla ateş ederek polis şeyini, engelini aşmaya çalışırken vurulup yaralanıyor. Evde sadece tek bir kadın kalıyor. Çocuğun annesi. Çocuğun annesi kurşunları bitene kadar, 5 saat boyunca, slogan atarak evi savunuyor tek başına ve bu sırada babam kan kaybediyor, engelli çocuk da evin içinde. Vurulan adam evin dışında ve ilk vurulan küçük kadın da kapının karşısında kan kaybederek 5 saat boyunca devam ediyorlar. Olay da ekimi kasıma bağlayan gece, 1 Kasımla işte ekimin sonu. 5 saatlik çatışma sonucunda kadın kurşunu bittikten sonra teslim oluyor. "Evde çocuk var" şeyini yapıyor. Ondan sonra içeriye operasyonel tim giriyor. Çocuğu çıkartıyorlar, kadın, çocuğun annesi olan kadını çıkartıyor. Yaralanarak çıkmaya çalışan adam zaten dışarda. Babamın yanına geliyorlar çocuğu çıkarttıktan sonra. Babamın nefes aldığını fark ediyorlar. Kafasına silahı dayıyorlar, tetiği çekmek üzereyken içerden 1 el silah sesi geliyor. O silah sesi de içerde, ilk vurulan, kafasından yaralanan kızı öldürüyor polis. Ondan sonra babama sıkacaklar tam o sırada içeriye operasyonel değil, normal polisler ve şey ekibi giriyor, hastane mi denir ona medic giriyor işte. Adam hemen çekiyor. Çünkü o dönem babam bana şunu şöyle açıklamıştı, normal polislerin içinde 00:24:00çok ciddi Pol-Der örgütlenmesi varmış. Solcu polisler de varmış. Adam çekiyor hemen silahını. Ondan sonra-- pardon bir şeyi yanlış anlattım, özür dilerim, kusura bakmayın. İçerde kızı orada öldürmediler. İlk önce babamı öldürmek için geliyorlar kızı atlayıp. Babamın kafasına silahı dayıyorlar nefes aldığını görünce içeriye şeyler girince, hastane ekibi ve normal polis girince çekiyorlar. Babamı çarşaflarla kaldırıp dışarıya taşırlarken içerden 1 el silah sesi geliyor. İçerdeki kafasından vurulan kızı orada öldürüyorlar. Hatta babamı bırakıp kaçmışlar. Sonra tekrar gelip almışlar. Bunu da ben Milliyet arşivlerinden babamın taşındığı fotoğrafı buldum. Milliyet gazetesinin arşivlerinde var. İzmir'in işte Hatay semtinde yapılan işte hatta örgütün adını THKO diye yazmışlar aslında THKP-C.

00:24:41 - Gürhan Gürsoy'un Konak Devlet Hastanesi Süreci, Buca Cezaevi'ne Geliş, İdamla Yargılanırken Çizgilerle Savunma Yaparak Kurtulması, Baş Parmak Hikayesi

Play segment

Partial Transcript: Sonra babamı alıp bir arabaya yerleştiriyorlar. Kan kaybından ölmesi için baya bir gezdiriyorlar İzmir içinde. Ve ondan sonra, daha sonra diş hastanesi olan o zaman Konak Devlet Hastanesi olan hastanenin önüne bırakıyorlar. Babamı morga götürürlerken, bu arada hastane de şöyle bir hastane. 2 katlı, alt katında faşist doktorlar; üst katında da solcu doktorlar var. Yani o şekilde faşist doktorların eline düşerse öldü, solcu doktorların eline düşerse kurtulacak. Morga götürürlerken, çünkü 11 yerinden vurulmuş bir şekilde bu adamı götürüyorlar, şans eseri bir doktor yaşadığını fark ediyor. Ve onu alıp hemen acile, ameliyata sokuyor ve şans eseri solcu bir doktor. Ve şans eseri orada bulunan, ortopedist doktorlardan bir tanesi babamın sağ el baş parmağını dikiyor yerine. Kopan sağ el baş parmağı. Bu benim hayatta kalmam, babamın hayatta kalması, benim şu anda ben olmamla alakalı çok önemli bir detay. Bunu daha sonra anlatacağım size. Parmağını dikiyor ve babam ilk operasyon, ilk operasyonu orada yapılıp hayatta tutuluyor. Bu sırada babam, annem de 6 aylık hamile haliyle bana bir sempatizan, İzmir'in varoşlarında sempatizan bir ailenin yanında. Emel Sayın'ın bir programını izlerken televizyonda, alt bantta "İzmir'in Hatay kentinde bir sol örgüte yapılan operasyon sonucu 2 yaralı, 1 ölü, 4 kişi ele geçirildiği" haberi veriliyor. Annem anlıyor ki bizimkiler. Annem anlıyor ki bizimkiler. Ve annemin hayatı boyunca yaşadığı en büyük vicdan azaplarından bir tanesi. "İnşallah Gürhan değildir" diyor, babamın adını söyleyerek. Sonra da hep bana şey dedi, "Diğerleri de benim dostumdu arkadaşımdı. Böyle bir bencillik yaptığım için ben hayatım boyunca bunun (ağlıyor) vicdan azabını çekeceğim" dedi. Ondan sonra olay şöyle ilerliyor, babam hastaneye alınıyor zaten. Ondan sonraki süreçte annemi hemen o evden alıyorlar, başka bir yere götürüyorlar. Birkaç tane ev geziyor ve süreç devam ediyor. Annemin hamileliğinin son 3 ayı. Bu arada babam işte Konak Devlet Hastanesi'nin şey tarafında, mahkum koğuşunda. İlk cezaevi 00:27:00sürecinin 1 buçuk yılı burada geçiyor. Orası da şöyle bir ortam, yeraltında değişik suçlardan, adli ya da adi suçlardan tutuklanmış insanlar ve hastalıkları olan insanlar orada kalıyorlar. Demir parmaklıklı bir kapısı var. Kapının sol tarafında tabut çakıyorlar. Tabuthane. Bildiğiniz tabut yapıyorlar. Öteki tarafında yemek yapıyorlar. Bütün gün "tak tak tak" böyle tabut çakılma sesleri duyarak yaşıyorlar. Bu sırada babamın tabii karnındaki yara şimdi 9 tane kurşun girdiği için karnına baya böyle mide asidi sürekli karnına aktığı için bağırsakları ve karnındaki doku eriyor. Çok kötü bir koku geliyor. O koku geldiği zaman hemen operasyon yapıyorlar. Karnını dikiyorlar, toparlıyorlar sonra bir süre sonra deliklerden tekrar asit akmaya başlıyor. Tekrar açılıyor, tekrar kapanıyor, dikiliyor falan vesaire. 6, 5 buçuk, 6 yıllık cezaevi sürecinde totalde 11 tane ameliyat geçiriyor bu şekilde. Bu sırada da işte adını burada söylemek isteyeceğim çok önemli bir insan var. Irmak hemşire. Gerçek bir Kızılay hemşiresi ve biraz anladığım kadarıyla sempatizan bir kadın. Babamın vücudunda, sırtında işte testislerinde, kalçalarında ve bacaklarında açılan, sürekli yatmaktan dolayı olan yaraları sürekli temizleyerek aslında babamı hayatta tutuyor. Bu sırada babam, bu süreçte babamı hayatta-- Bu arada işte "Bir ölür bin doğarız" vesaire vesaire duvara böyle birtakım depresif yazılar yazmakta. Bu noktada şey oluyor, şöyle bir olay oluyor, babam bir haber alıyor. Oğlunun olacağına, doğacağına dair. Sonra yazıların içeriği değişmeye başlıyor, işte yaşamaya dair yani bildiğiniz o Nazım Hikmet şiirleri falan filan. Ve bizim ilk karşılaşmamız, ben doğduktan 3 ay önce. Ben 3 aylıkken ilk defa karşı karşıya geliyoruz. Ama babamın şöyle bir problemi var o süreçte, peritonit oluyor. Peritonit de karın zarı iltihaplanması demek. Karın zarı iltihaplanması da o dönemin tıbbi şartlarında %90 ihtimalle ölüyorsunuz peritonit olursanız. Bir de verilen kanlardan hepatit kapıyor. O dönemin tıbbında hepatit A, B, C falan yok. 00:30:00Yani bir hepatit kapılmış, ama bunun ne şekilde ulaşacağı belli. Bu arada da 11 tane kurşun var ve herif her gün bağırsaklarını görüyor falan. Yani garip bir şekilde herif yaşamaya devam ediyor. Bir de benimle ilk defa karşılaştıktan sonra, onun fotoğrafları da var işte dokunamıyor çünkü hepatitin bulaşıcı mı değil mi olduğu da bilinmiyor. Hani hangisi, hangi tür hepatit bulaşıcıdır, hangi tip hepatit bulaşıcı değildir bilinmediği için dokunamadığı daha önce bir karşılaşma durumu oluyor. Ondan sonra adam yaşamaya karar veriyor. Annemde de şöyle oluyor hikaye. Şimdi babamın tarafı çok trajik ama annemin tarafı bence daha acayip. Annem orada müthiş bir hareket yapıyor. Konak Devlet Hastanesinin mahkum koşuğu, orası 1 buçuk sene. Ondan sonra Buca Cezaevine gidecek. Babam 1978'de vuruldu, orada 1 buçuk sene geçtiği için 78'in sonu 79'un başı aslında. Orada 81 gibi de muhtemelen Buca Cezaevi'ne geçecek. Annemin hikayesi de şöyle. Annem de kaçtığı eve, o Che'nin şiirlerini artist artist yazıp kaçtığı eve geri dönmek zorunda kalıyor kucağında çocukla. Sülale tarafının üstünde çok ciddi bir-- Bu arada babam idamla yargılanıyor. Çünkü bu arada defalarca öldürülme tehlikesi yaşıyor. İşte içeriye polisler geliyor çünkü bir yargısız infaz durumu var içerde. İçerdeki kızı polis öldürülüyor. Babam çarşaflarla dışarıya çıkartıldı dedim ya o sırada içerden silah sesi geldi. İçerde vurulan kızı babamın öldürdüğüne dair bir hikaye yaratıyor polisler. Şimdi baş parmağın dikilmesine oradan geleceğim. Ve babamı bu yüzden teslim olduğu arkadaşını öldürdü suçuyla aslında idam hikayesi kuruluyor üzerine. Sonra babam Buca Cezaevi'ne geçtikten sonra-- Anneme gelmeden önce bunu da anlatayım. Buca Cezaevi'ne geçtikten sonra dikilen baş parmağın yerini tutması sayesinde-- Şimdi baş parmak şu yüzden önemli, "The Thumb" diye bir kitap var. Okumanızı tavsiye falan etmeyeceğim, çok detay bir kitap. Çok acayip ilgileniyorsanız okuyun. Bir nerofizyolojistin yazdığı bir kitap. Şeyle alakalı, insan evriminin aslında beyinle ilgili değil baş parmakla alakalı olduğunu, üzerine bir anlatısı var. Şu dört parmağımızı karşılayan beşinci parmağın, aletleri, alet yapabilme, alet yapabilme yeteneği ve bunun frontal lobu etkilemesi ve aslında insan zekasının bu şekilde geliştiği üzerine falan filan bir anlatısı var. Primatları diğer hayvanlardan, insanları diğer primatlardan, sanatkarları, zanaatkarları diğer insanlardan ayıran özellik bu sağ el baş parmağının 00:33:00üzerindeki kontrol yeteneği. Benim babam çok yetenekli bir ressamdı ve bu dikilen parmak sayesinde şöyle bir savunma hazırladı. Bu savunmayı ben çok uzun süre Kartal Adliyesini aradım ama maalesef bulamadım. Sonrasında babama sıfırından replikasını çizdirdim. Babam, polislerin kendi üzerine, kendisine yaptıkları iftirasını anlatan çizgi roman şeklinde bir savunma çizmiş. Yazmış demiyorum, çizmiş. Kare kare, polislerin nasıl girdiği, içerdeki insanları nasıl öldürdüğü vesaire kare kare çizmiş. Bu baş parmağın dikilmesi sayesinde, çizebilme yeteneği sayesinde kendisini idamdan kurtarıyor. Bu savunma çok önemli bir savunma. Orijinaline henüz hala ulaşamadım. Fotokopisini görmüştüm ama maalesef fotokopisi kayboldu. Ama dediğim gibi hala eğer, zamanaşımından imha edilmediyse çok değerli. Bence Türkiye hukuk tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir savunma. Storyboard, tahta storyboard da demiyorum, çizgi roman kalitesinde çizilmiş bir, adamın çizdiği kendisini idamdan kurtaran bir savunması var.

00:34:07 - Vedia Gürsoy'un Yaşadıkları ve Hamilelik Süreci, Babanın Yokluğunu İlk Kez Fark Ettiği Süreçler, Gürhan Ersoy'dan Oğluna Gelen İlk Mektuplar

Play segment

Partial Transcript: Şimdi bunu bir kenara koyalım. Anneme döneceğim. Annem ev ev kaçırılıyor vurulma haberi geldikten sonra. Tekrar şeye döndüm 1978 yılının sonuna döndüm. Sonra hamile haliyle bir eve yerleştiriliyor. Yerleştirildiği ev de bir sempatizanın evi. Evde bir tane anne, bir tane kız bir tane de küçük çocuk var. Annemi bir odaya koyuyorlar, küçük çocuktan habersiz çünkü küçük çocuk her gün okula gidip geliyor, okula gidip konuşur monuşur diye annem her gün çocuk okula gittikten kapalı olduğu odadan çıkıyor, yemeğini yiyor, tuvalet ihtiyacını gideriyor tekrar odaya giriyor okuldan dönen çocuk gelmeden önce falan filan. 22 gün boyunca kocasından haber alamadan, 6 aylık hamile haliyle bu süreci geçiriyor. Ondan sonra bir şekilde haber dışarıya sızıyor. Komşu olan ailenin yine sempatizan kızı annemi saklayan kızı diyor ki, "Annem Vedia ablayı polise söyleyecek terörist saklıyorsunuz diye, Vedia ablayı kaçırın." Hemen annemi kaçırıyorlar. Burada çok acayip bir hikaye var. Bu benim yaptığım röportajlarda birebir ben de annemin anlatımıyla bir video kaydı da var. Annemi kaçırıyorlar hemen başka bir eve yerleştiriyorlar, akşama anneme telefon geliyor, bulundukları eve. Arayan kişi annemi ihbar edecek olan kızın, kadının kızı "Vedia abla korkma annem biraz önce kalp krizinden vefat etti, güvendesin," diye annemi arıyor. Böyle garip bir hikaye daha var bu süreç içerisinde. Annem böyle birkaç ev daha dolaşarak bir şekilde beni ve kendini olaydan uzak tutuyor. Ve ondan sonra 3 ay sonrasında size bahsettiğim o buluşma oluyor ve babam da ölmeye değil yaşamaya karar veriyor. Bu 1 buçuk yıllık Konak Devlet Hastanesi sürecinden sonra babam Buca Cezaevi'ne geliyor. Buca Cezaevi'ne geldikten sonra THKP-C eylem 00:36:00birliğinden örgüt arkadaşlarıyla ilk defa bir araya geliyor. Burada işte bunun pansumanlarına falan destek oluyorlar. Çünkü sıçmasından yıkanmasına kadar her şeyi problem. Bağırsakları elinde geziyor çünkü. Bu arada Buca Cezaevi de bir Diyarbakır Cezaevi olmasa da baya kötü şartları olan bir cezaevi. Sürekli işte sıkıntılı olan bir şey. Burada da 1 buçuk, 2 sene daha kalıyor. Burada çok önemli bir şey oluyor. Şimdi bu kişisel bir anlatım olacak. Ben bu arada 2-3 yaşında, 1-1 buçuk 2 yaşına, 2-3 yaş-- 2-3 yaşına falan geliyorum. 2-3 yaşına geldiğimiz zaman ilk defa okula gitmeye yani ilkokula, ana okuluna, ana okuluna gitmeye başlıyorsunuz ya da işte kreşe gitmeye başlıyorsunuz ve sokaktaki çocuklarla ya da komşuların çocuklarıyla sosyalleşmeye başlıyorsunuz. Eylem bunu sen de yaşamışsındır. Eksik olan şeyi fark ediyorsun, bu onları ilk böyle, bu-- Orada kafa yanıyor, "Benim babam nerede?" Çünkü insanların babası var, senin yok. Hani bu sorgulanmaya başlıyor. O noktada da kafa hafif yanmaya başlamış. İşte dedeme "baba" demeye başlamışım mesela falan. İşte senin-- "Aaa benim 2 tane babam var, birisi hastanede--" Çünkü hastanede olduğu söyleniyor. "Bir tanesi işte yaşlı baba, bir tanesi de hastanedeki baba." Bu arada, arada çok küçük hapishane ziyaretleri hatırlıyorum. Çok net olmamakla beraber. Sonra babam şuna karar veriyor, ya diyor işte Vedia anneme diyor işte mektuplarda, ben bu parmağım dikilince savunmamı yazdım işte kendimi idamdan kurtardım vesaire cart curt bilmem ne. Arkadaşlarımın çocuklarının resimlerini yapıyorum ben. Önce masallar çizmek istiyorum çünkü ben hapisten çıktıktan sonra masal kitapları çizmek istiyorum. Türkiye'de böyle bir şey yok yurt dışında var deyip bana masallar çizmeye başlıyor ve benim mektuplarım gelmeye başlıyor ilk defa. Ve bu mektuplar aslında bir hayat bilgisi kitabı gibi mesela, "Sevgili oğlum Öncü sana bu mektubumda üremeyi anlatacağım," demiş adam, altına çizmiş çıplak bir adam, çıplak bir kadın çizmiş işte tavuk çizmiş, onun yumurtlamasını çizmiş o resim yeteneğiyle. Aslında benim kafamda baba figürü oluşturmaya çalışıyorlar. Ondan sonra "aaa yaşasın benim 2 tane babam var" demeye falan başlamışım ben falan kafa iyice yanmış. Ama güzel burada bir çaba var ve bu mektuplar başlıyor. Ve şu anda elimde benim müthiş hazine var, 70-80 mektupluk. Tamamen hani normalde bir çocuğun babasına sorabileceği her sorunun baba ben nasıl oldum, baba işte dünya nasıl bir yer. Uygarlık tarihini çizmiş mesela adam. Ve bunu şöyle yapıyor, içinde bulunduğu cezaevi ortamındaki malzemelerle. Mesela Metris Cezaevi'ne gittiği zaman boya kalemlerini alıyorlar, sadece bir anda bütün mektuplar siyah beyaz oluyor çünkü mahkumların sadece siyah bir tükenmez kalem verilir. İşte dilekçe yazsınlar diye. Bir anda bütün mektuplar siyah 00:39:00beyaz oluyor. Mesela ondan, Alemdar Cezaevi'nde daha renkli bir dünya var çünkü oradaki cezaevi müdürü daha kafa rahat. Orada suluboyayla falan mektup. Uygarlık tarihi çizmiş. Buca Cezaevi'nde biraz daha kısıtlı malzemeyle bir şeyler yapmış falan filan. Ve benim kafamda bir baba figürü oluşturma çabası aslında falan. Bu süreç böyle.

00:39:22 - Babası Gürhan Gürsoy ile İlk Karşılaşmaları, Gürhan Gürsoy'un Sağlık Problemleri, "Doktor Mengele"

Play segment

Partial Transcript: Bu arada bol miktarda ameliyatla, işte benim babamla ilk karşılaşma sanırım 5 yaşındaydım, Ankara'daki kar-- 5 buçuk yaşındaydım. Ankara'daki karşılaşmama kadar gidiyor. Yo, 6 yaşındaydım galiba. Neyse yani o civarlarda bir şey ve Ankara'daki ilk karşılaşmamıza kadar gidiyor. Bu süreçte cezaevi isyanları, açlık grevleri, karnının canlı canlı dikilmesi ya da işte çok fazla şeye, narkoza maruz kalan, çok fazla ameliyat geçiren hastalarda şöyle bir şey oluyor ameliyat sırasında kendine geliyorsun. Ama gelemiyorsun hani paralizesin, ama her şeyi hissediyorsun ve bunu belirtemiyorsun. Bu şekilde ameliyata girdi mesela. Adam narkozun etkisinden çıkıyor ama felç. Baya karnını açıyorlar ikiye, bağırsaklarını dikiyorlar falan, bu sırada işte bütün iğnenin girişini, çıkışını falan hissediyor adam. İşte bu arada göz bebeğindeki hareketlerden dolayı narkozu veren çocuk "aa ayılmış hemen getirin," falan. Sonra işte doktorun karısına aldığı köpeğin hikayesini falan dinliyor gibi korkunç hikayelerden geçtikten sonra... Hapishane ortamını anlattı mesela yani o bütün gece boyunca işte, çanaklarla işte demirlere vurarak sloganlar atarak işte bütün gece boyunca bütün hepsi hani uyumadan protesto etme süreci. Ama sabah o insanların çatır çatır asılmasını anlattığı bir şey var elimde kayıt var. Ama 12 Eylül öncesi ve 12 Eylül sonrası ve bu süreci cezaevinde karşılamaya dair bir soru sormadım. Ama bunun sebebi şu olabilir, çünkü babam bu süreçte zaten tam olarak bir hapishanede değil bir mahkum koğuşu, şey bir hapishanenin mahkum koğuşunda. Adam zaten delik deşik olduğu için hastane kaldıramıyorlardı, hapishaneye götüremiyorlardı. Yani babam vurulduktan sonra hapishaneye geçene kadarki süreç içinde oldu zaten askeri müdahale. Ve şey, o süreci aslında hastanede geçirdi. O yüzden aslında direkt darbe sonrası hapishane sürecine dahil olmuş oldu.

Bir gece çok ağır kanama geçiriyor, bu kanamada hani şöyle. Çekostomi diye bir şey var. Delik deşik oldukları için bağırsakları, bağırsakları karın zarının içine dikiyorlar ve oradaki dikişler açıldığı için çok ciddi miktarda, böyle her kalp atışında dışarıya böyle fıskiye gibi kan fışkırmaya başlıyor. Başında da çok düzgün bir tane gardiyan, şey gardiyan da değil de aslında jandarma duruyor. Onlarda bildiğiniz işte düzgün askerler yani. 20 yaşında 21 yaşında bildiğiniz 00:42:00 er. Koştura koştura işte nöbetçi doktoru çağırıyorlar. Nöbetçi doktorun adı da Galip Öztürk. Daha sonrasında ANAP, Ana Vatan Partisi'nden Çiğli Belediye Başkanı oldu. O da oradaki işte şeylerden bir tanesi, nöbetçi doktorlardan bir tanesi. Koşturarak geri geliyor. O sırada şans eseri kanama duruyor ama yatak kan içinde, duvarlar kan içinde. Aslında istese evet kanama olmuş ve durmuş diyebilir. Benim bunun için mi şikaye-- rahatsız ediyorsunuz diyerek geri dönüyor. Geri döndükten bir süre sonra kanama yeniden başlıyor, yine aynı şekilde fıskiye gibi kan akmaya başlıyor. Sonra tekrar çağırıyorlar doktoru, doktor uyandırılmasından dolayı belki de bilmiyorum kızgın bir şekilde gelip babamın ağzına havlu ısırmasını, havlu sokmasını istiyorlar işte havluyu böyle dürüp ağzına sıkıştırıyorlar ve herhangi bir anestezi vermeden bağırsaklarını karnına dikiyorlar. Mesela bu işkence ise bence fena bir işkence değil. Galip Öztürk. Çiğli Belediye Başkanı bunu yapmış. Doktor. Aynı Mengele isimli Arjantin'de yüzerken kalp krizi geçirip hiçbir şekilde suçlarından dolayı problem yaşamamış Nazi doktoru Mengele gibi huzur içinde muhtemelen yatağında kalp krizi geçirerek ya da başka bir sebepten ölmüş bir Nazi doktoru olarak not edebilirsiniz. Galip Öztürk.

00:43:36 - Dayısı Şadi Ülker'in Hikayesi, Gürhan Gürsoy'un Şadi Ülker'e Yazdığı Mektup

Play segment

Partial Transcript: Dayımın, aslında dayımın grubu anladığım kadarıyla şöyle, çünkü Kurtuluş grubu gerekirse CHP içinde bile politik mücadele vererek gibi devrim yapmayı, böyle biraz daha politik yollarla propaganda yapmayı seçen bir yoldu. Bunun tarihsel sürecini yani benden çok çok daha iyi bilen insanlar var, sebeplerini vesaire. Dayım da böyle bir grup içindeydi ve bunun içinde yer aldığı birtakım öğrenci dernekleri, öğrenci grupları 12 Eylül darbesinden sonra illegal duruma düştüler. İllegal duruma düştükten sonra bu insanlar bir şekilde kriminal hale geldiler. Ve sonra dayım kaçak durumuna düştü. Bir süre kaçak olarak yaşadıktan sonra 12 Eylül darbesinden sonra bir şekilde içeriye alındı. Hangi hapishane, hangi cezaevlerinde yattığı çok net olarak babam kadar bilmiyorum, ben babama odaklanmıştım çünkü ama dağıtım noktası olduğu için bir Selimiye süreci var. Bol dayaklı, bol işkenceli. Oradan da Bayrampaşa, Selimiye-- Bayrampaşa'ya bir uğramışlığı olduğunu--. Ama ondan sonra hangi cezaevlerinde kaldığını bilmiyorum. 4 buçuk yıl yattığını biliyorum. 4 buçuk yıllık hapis cezasından sonra esas eziyetli kısım başlıyor. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Tarih ve Coğrafya Bölümü mezunu olmasına rağmen kısa dönemini yakarak sakıncalı piyade yapıyorlar. Askerden-- Hani hapishaneden 00:45:00çıkan insanları hemen bir askere alma durumları vardır. Sarıkamış'ta bir 18 aylık askerlik yapıyor onun üzerine nefes alamadan. Onun da böyle aslında hani bunu da bunun içine katarsak 4 buçuk yıl artı 18 aylık böyle bir tecrit dönemi var. Yani aslında 20 yaşında gencecik hayatı yani cezaevine girip 26 yaşında çıkmış bir insan. Ama dediğim gibi ben daha çok babamın hikayesine odaklandığım için dayımla olan şeyim iletişimim daha sınırlı. Yalnız şöyle ilginç bir hikaye var, babamla karşılaşma anımı hiçbir şekilde hatırlamıyorum, babamla karşılaşma anımı babamın dayıma yazdığı bir mektup sayesinde hatırlıyorum. Çünkü babam hapisten çıktıktan hemen sonra dayım hapse giriyor ve babam dayıma bir hapis, hapishaneye mektup yazıyor ve çok güzel bir iç görü var. "Cezaevinde yatan bir insanın en büyük ihtiyacı ne olduğunu bildiğim için sana bu mektubu yazıyorum" diye başlıyor babam dayıma. Çünkü özgürlüğü kısıtlanan insanlar dışarda akan hayata dair bilgi alarak hayatta kalıyorlar aslında. Psikolojilerini ayakta tutuyorlar ve babam dayıma yazdığı ilk mektupta benimle karşılaşma anını yazmış. Ve ben babam ve annemle alakalı ilk kaydı yaptığımda, açık okuduğum ilk mektup şans eseri bu çıktı. Hani babamın dayıma yazdığı, "bugün Öncü ile ilk defa bir araya geldik" vesaire vesaire diye anlattığı mektuplar ortaya çıktı. Daha sonraki süreçte işte 4 buçuk yıllık bir hapis süreci var sonra 18 ay sakıncalı piyadeliği var Sarıkamış'ta. Ondan sonrasında da hayatına bir şekilde devam etmeye çalıştı. Öyle çok ayrıntılı bilgi veremeyebilirim. Bayrampaşa Cezaevi'ni biliyorum dediğim gibi. Selimiye'yi biliyorum. Selimiye'de çok sıkıntı bir süreç yaşadığını biliyorum bütün solcu mahkumlar gibi.

00:46:56 - Travmalarını ve Geçmişi İrdeleme Süreci, Babası Gürhan Gürsoy ile Karşılaştıktan Sonraki Duyguları, Annesi Vedia Gürsoy'un Dışarıdaki Mücadelesi, Ergenlik ve Lise Dönemleri, Bilinçlenme Süreci

Play segment

Partial Transcript: Fazla bir zorluk yaşadığımın farkında değildim. Çünkü aslında benim yaşadığım şeyin, böyle boktan bir şey olduğunu ben 34 yaşına geldiğimde ilk defa annemle babamla tanışma sürecimde, ki bu süreçte bu röportajlar ve geriye dönük bu süreci anlama sürecinde ortaya çıktı. Geriye dönük, aynı belki de bilmiyorum sen nasıl yaşadın bu süreci ama geriye dönük bir şeyleri öğrenmeye başladıkça, geriye dönük o süreci kurcalamaya başladıkça yaşadığın trajedinin boyutlarını anlamaya başlıyorsun. Çünkü ben baya kafam güzel takılıyordum yani. İnsan elinde olmayan ya da mahrum kaldığı şeylerin farkına varınca bunun şeyinin, sıkıntısının farkına varıyor. Ben her şeyi normal zannediyordum ama mesela yani şeyler vardı. Mektuba döneceğim. Babamın dayıma yazdığı, Öncü ile ilk karşılaşma anı alakalı iki tane detay vereceğim o mektuptan. Birincisi, her şey bittikten sonra, babamla 00:48:00 karşılaştıktan sonra ben sokağa çıkıp "benim babam ölük değil, benim babam ölük değil" diye bütün arkadaşlarıma bağırmışım. Beni alıp içeriye sokmuşlar. Ölük değil yani çünkü bütün herkes "senin baban öldü" diyormuş, ben de bununla ilgili bir şey. İkincisi, bu çok enteresan bir iç görü. İnsan yaşayamadığı şeyi hayal edemez ya bu tam bununla alakalı bir şey, benim babamdan ilk isteğim beni berbere götür. Çünkü erkek çocuklarını babaları berbere götürür. Benim annem götürdü ve dışarda bekledi. Yani bu işte tam artık Freud'a mı biter, nereye gidiyorsa gider. Sen elinde mahrum olduğun şeyi fark ettiğin anlardan bir tanesi bu. Hep annen götürürken seni berbere, diğer çocukları babaları götürürken sen şey diyorsun hani, baba gelmiş ve babandan istediğin ilk şey beni berbere götür. Geriye dönük ben eksiklikleri öyle fark etmeye ve aslında nasıl bir ruh halinde olduğumu geriye dönük daha sonra öğrenmeye başladım. Bu çok geç, geçe kaldı. Çünkü yaşadığım sürecin normal olduğunu zannediyordum aslında belki de o mektuplar sayesinde. Bu arada annemden de uzak kalıyordum. Çünkü benim esas ailem anneannem oldu, dedem de değil. Çünkü annem de sürekli dışarda bir mücadele veriyordu. Bütün bu süreçte babam işte bir silahlı mücadele veren örgütün militanı olarak cephede savaşan, çatışmaya giren, teslim olmayan, işkencede konuşmayan vesaire vesaire. Böyle rock star gibi bir karakterken annem dışarda inanılmaz bir mücadele veriyor. Posta koyduğu ailesine geri gelirken, posta koyduğu ailesinden kaçıyor, geri, kucağında çocuğu onların yanlarına geri dönüyor. İçerdeki kocasına bağlı kalıyor, yani onunla olan ilişkisini bitirmiyor. Onu hayatta tutmak için beni hayatta tutmaya çalışıyor çünkü babamın hayatta kalma motivasyonu benim bebek olarak. O da beni hayatta tutarak onu hayatta tutmaya çalışıyor. Bu sırada kardeşi de hapse giriyor, antropolojiyi yarıda bırakmış, okulu bitirmeye çalışıyor. Ama bu sırada işe giriyor, bir yandan da çalışıyor. Bir dönemde Dil Tarih ve Coğrafya, 10 tane dersi 15 tane dersi bir dönemde bitirmeye çalışarak, bir yandan da dışarıda çalışarak ve dışarıdan "Ayrıl bu adamdan, bu adam ölecek, idamlık, idam olmasa bile yaşayamayacak, manyak mısın sen" baskılarına göğüs gererek müthiş bir mücadele veriyor yani o anlamda hani annem (ağlıyor) en az babam kadar benim gözümde müthiş bir insan. Verdiği mücadele olarak yani rol model varsa evet bir yerde daha böyle süper kahraman gibi görülen bir baba figürü var ama anne tarafı orada inanılmaz şeyler yapıyor ve arka planda yapıyor. O yüzden o da öyle bir kadın yani. Bunlar parça parça oldu. Yanlış hatırlamıyorsam, "bu komünistler çok şerefsiz herifler" gibisinden bir şeyler söylemiştim yanlış hatırlamıyorsam ortaokul civarında. Bir de acayip Allah'ın süper bir şey olduğunu falan düşünüyordum. Sonra annemle çok kısa bir konuşma yaptılar ama böyle hani yönlendirici bir konuşma değildi. Ortaokulun 00:51:00ortalarında falan oluyor sanırım bu ayılma kafaları. Bir de şey var hani beni, bana hep hani şu anda beni konuşturuyorsunuz ya bir şeyleri, birtakım bilgileri saklı tutmak, birtakım şeyler hakkında konuşmamanın ne kadar önemli olduğu bana hep bu konuda motive edildim. Belki bu yüzden iyi bir reklamcı oldum hani yalan söyleme yeteneğinden dolayı. Çünkü babam cezaevinde değildi, babam hastanedeydi. Hasta bakıcıların nedense üniforma giyiyordu ya da silahları vardı ama hani gittiğimiz yerde parmaklıklar vardı ama onlar hastaneydi, biz hastaneye gidiyorduk. Sonra bir şeyler öğrenmeye başladık, "Öncü yüksek sesle konuşma" şu bu falan. Ortaokula kadar bu böyle gitti sonra lisede, bir de ben lise 90'larda geçirdim liseyi mesela şu anda bu kaydı yapan arkadaşlar, bu bina içinde olduğu için biliyorlardır ama onların yaşıtları bilmiyor, onların yaşıtlarının hiçbir fikri yok. Manisalı çocuklar nedir dediğin zaman uzaylı gibi bakıyor genelde aynı yaştaki insanlar ya da işte savaşa, Kabataş Lisesi'nde "Savaşa Hayır" yazdı diye içeriye alınan kızın hikayesini bilmiyorlar ya da o sırada işte Güney Doğu'da olan hikayeleri bilmiyorlar. 90'lar dönemini lisede yaşadığım için orada bir ayılma olmaya başladı. Bir de şöyle bir şey var beni çok steril büyüttüler yani yaşadıkları eziyeti görmeyeyim diye benim gibi insanları genelde aileleri bu konuda sen benimle empati kurabilirsin, uzak tutmaya çalıştılar, korumaya çalıştılar. Ama sana belirli birtakım şeyler veriyorlar, hani karakterini oluşturacak şeyleri veriyorlar hani işte adalet demek istemiyorum çok İslamcı bir söylem oluyor da yani, yani hak mı denir ona neyse artık. Paylaşım, barış ya da işte ne bileyim mesela ben ortaokula, ortaokulun sonuna, ortaokula gelmiştim PKK diye bir şey olduğunu biliyordum, Kürt diye bir şey olduğunu bilmiyordum. Kürt diye bir şey olduğunu bilmememin sebebi yani bu çok ayrıştıracak bir şey değildi yani, bunun muhabbeti dönmüyordu evde yani o şekilde büyütülüyorsun bu da seni elinde olmadan 00:54:00solcu yapıyor zaten. Yani sol görüşlü yapıyor en azından. Ya da işte kız kardeşinle bugün senin bulaşık yıkama sıran, bugün Ege'nin -- kız kardeşimin adı Ege -- Ege'nin bulaşık yıkama sırası deyince ve bu şekilde büyüdüğün zaman iş hayatına girdiğin zaman bir kadın yöneticinin olması seni rahatsız etmiyor yani o normal bir şey oluyor senin için. Kıskanırsan neden kıskanıyorsun, senden daha yetenekli olduğu için kıskanıyorsun erkek ya da kadın ya da gey olması umurunda olmuyor gibi temel bir şeyle büyütüldüğün zaman zaten yapacak bir şeyin yok sonuçta solcu oluyorsun yani. İlla "Al Das Kapital'i oku" diye dayatmıyorlar sonuçta. Dolayısıyla bu süreç de biraz öyle gitti yani ortaokulda ben bir şeyleri sorgulamaya başlayıp, diğer insanlarla iletişime geçmeye başladıktan sonra bir şeyleri karşılaşmak, karşılaştırmak durumunda kaldım. Sonra benim ailemde neden böyle gariplikler varı sorgulamaya başladım. Sonra parça parça ağızlarından laf koparmaya başladım. Bunda da biraz bizimkilerin içinde bulunduğu siyaset o koparttığım lafları zorlaştırdı çünkü müthiş bir sessizlik politikaları var yani konuşmuyorlar ve bu konu da çok yani işte dediğim gibi 30-34 yaşıma geldiğimde kameraları elemanlarımı toplayıp, kameraları, ışıkları hazırlayıp onları böyle kayıt alacağım ve röportaj yapacağım yere getirdiğimde kameraları gördüğü zaman annemin ilk söylediği şey babanın bildiği benim bilmediğim, benim bildiğim babanın bilmediği şeyler var lafı zaten bunu özetliyor. Yani sağa sağa koparta koparta yalvara yalvara aldığım bilgilerle bir şey oluştu. Ondan sonrası benim okumalarım üzerinden gitti geriye dönük. İşte ve bunu şeylerden yaptım, değişik siyasetlerin hikaye anlatıcılarından. İşin içinde Gün Zileli de var, Selçuk Şahin Polat da var, Oğuzhan Müftüoğlu da var ya da kitap yazmayıp kafasında bilgi tutan insanlar da var burada ismini söylemek istemeyeceğim insanlar da var. İşte dediğim gibi ufak ufak sorgulamalara başlıyorsun bir de kafan açılmaya başladıktan sonra içinde bulunduğun toplamı, Türkiye'yi vesaire-- Çünkü ben 90'lardaydım çatır çatır Güneydoğudan sürekli ölüm haberleri geliyordu. Bir de hayatımda ilk defa Barış diye bir insan girmişti. Alevi bir çocuk. Ben Aleviyim demişti, ben de Karşıyakalıyım demiştim falan mesela. O kadar konuyla alakam yok. Bunun sebebi çok steril büyütülmekle alakalı. Aman çocuk şöyle olmasın, böyle olmasın hikayesi ama size biraz önce anlatmaya çalıştığım sebeplerden, sana insanlara karşı yemeğini paylaş, onun yemeği yoksa sen de-- Yani çok temel aslında, dünya görüşümüzün temellerini sağlayan birtakım temel değerlerle büyütüldüğüm için üstüne bir ideolojik sos koymasan da üzerine bir iki tane teorik kitap koymasan bile solcu oluyorsun yani yapacak bir şey yok. Çünkü orada o adama yapılan haksızlığa canın sıkılıyor, ya da çok 00:57:00güzel bir iyi marka kıyafete para vermenin anlamsızlığı kafana dank ediyor. Benim hala mesela düğüne giyecek kıyafetim yok. 40 yaşındayım, ödül törenlerine işte şey kıyafet almak zorunda kalıyorum yani yaşadığım sektörde falan. Yani öyle olamıyorsun bir şekilde bu sebepten dolayı da bu şekilde büyüyorsun ve ne kadar steril büyütmeye çalışırlarsa büyütsünler, işte dediğim gibi ortaokulda ilk defa hayatımda Barış diye bir arkadaşım oldu. Çocuk dedim bana Aleviyim ben de dedim Karşıyakalıyım. O da dedi abi öyle değil bak böyle. Ha o siz misiniz falan. Mesela o sırada PKK bir sürü insan öldürüyor falan ama Kürdün ne olduğunu-- PKK'nin varlığını biliyorsun, Kürdün ne olduğunu bilmiyorsun mesela falan. Sonra diyorlar "Kürt" diye bir şey var. Ha öyle mi falan. Hani bunları geriye dönük ne olduğunu ne bittiğini anlama süreci var. Bu da insanlarla sosyalleştiğin, insanlarla bir araya sokulduğun zamana denk geliyor. Bu zaman da işte ortaokul, lise dönemi. Lise döneminde bir de manita yapıyorsun sonra o kızın gözünde önemli biri olmak için ilk defa anlatmaya başlıyorsun. O ketumluk, o ağzı sıkılık bir anda farklı bir noktaya geliyor çünkü artık solcu olmaya da başlıyorsun çünkü bizim dönemimizde bu şey vardı, 90'larda bu sol hareketin yükseldiği bir dönem vardı hatırlarsanız. Bu Manisalı gençler davasının işte bu Güney Doğu'daki bu korkunç olayların yaşandığı bu beyaz şahinlerin olduğu dönemde. Gazi olayların olduğu dönem, işte Sivas katliamı şunun bunun olduğu dönemde bir lisedeydik sonuçta.

00:58:39 - Geçmişi Dile Getirmek, Kendi Hikayesini ve Dönemi Sorgulama Süreci, Bugünü Kuran Hatıralar, Anlamlandırma Çabası

Play segment

Partial Transcript: O dönemde bu alt yapın bir ideolojinin altına girmeye ve sana bir yerde bulunma, bir tarafta durma motivasyonu veriyor. O motivasyona girdiğin zaman da kendinin var etmek için, insanlar arasında önemli olmak için, şu anda insanların arasından sosyal medyada like alma çabası gibi aslında, çenen biraz açılmaya başlıyor. Ben ilk defa kız arkadaşıma anlatmıştım bu hikayeyi ama hala parça parça kafamda bilgiler. Babamın vurulduğunu biliyordum mesela ve babamın 11 yerinden vurulmasına rağmen ölmemesi çok havalı bir şeydi falan. İlk defa bunları böyle anlatmaya, çenemin açılıp konuşmaya başladığım zamanlar. Ama benim hikayenin içine girişim biraz geç oldu. Çünkü bunu burada ben ne kadar anlatsam açıklayıcı olmaz burada benim ciddi bir destek almam lazım. Son birkaç seneden beri de bu konuda bir uzmandan destek almaya çalışıyorum ve çok da çözemedi bence. Yani mesela babamın bana yazdığı mektupları ben okuyamıyorum. O resimli mektupları, çocukken bana annem tarafından okunan mektupları birinci sayfasından sonra okuyamıyorum.

Okuyamıyorum yani. O yüzden biz, mesela belgesel projesi yapmaya çalışıyorum ama senaryo oluşturmakta zorluk çekiyorum. Çünkü özellikle tam hikayeyi dinlediğim, 34 yaşında dediğim gibi. O hikaye şöyle olmuştu, 01:00:00telefon geldi babamdan önce dedi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencilerinin toplanma bilmem nesi var İstanbul'da, biz İstanbul'a geleceğiz İzmir'den dedi. İzmir'de yaşıyorlar çünkü. Tamam gelin, dayın da gelecek dedi. O sırada kız kardeşimle biri evlenecekti falan onun da tanışmasını da oradan çıkaracaklar falan. Bir şekilde kız kardeşim, babam, annem, dayım, dayımın cezaevinden arkadaşı İhsan Abi, artı İzzet Özdemir. İşte bu Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'ndeki faşistlere karşı direnişi örgütleyen adam. Hepsi biz de kalacaklar. "Ulan dedim hepsi bir araya gelmişken ben dedim içeriye kamera sokayım, bunlarla bir röportaj yapayım, bir dinleyeyim." 10 buçuk saatlik bir kayıt aldık. Dayım, babam ve annemden. Orada ben dünyanın en kötü röportajını yaptım çünkü röportaj nasıl yapılır bilmiyordum o zaman. Ama elimde çok değerli 10 buçuk saatlik bir kayıt oldu. Şu anda sizin benle yaptığınız kayıttan bence daha önemli bir kayıt. Ondan sonra ben geriye dönük okumaya başladım. Çünkü şu yüzden bu insanları böyle bir maceraya sürükleyen motivasyon neydi diye. Yani en basitinden şeyi söyleyeyim, hani sen de ben de X kuşağını kıçından yakalamış jenerasyondanız. Ama şu anda şu kaydı yapan insanlara şey desek, bu yaz tatil yapmayacaksınız evde oturuyorsunuz. Bu bile onların canını sıkar ve onların moralini bozar ya. Bu insanlar hayatlarının gençlik kısmını hani 20-25 yaş arasındaki 5 yıllık, belki 10 yıllık, belki 20 yıllık süreci bir şey için feda etmişler. Yani bunun motivasyonu neydi, nasıl bir motivasyonlar bunu yaptılar. Bunu, bu motivasyonu sağlayan zeitgeist neydi? O dönemin ruhu neydi? Bunu anlayabilmek için ben geriye dönük okumaya başladım ve değişik siyasetlerden okudum. Oturup Gün Zileli'den de okudum işte şeyden de okudum Oğuzhan Müftüoğlu'nun anlatımıyla da okudum, işte bu Selçuk Şahin Polat'ın üçlemesi var. Bu Kurtuluş tarafını da şey anlatıyor oradan da okudum. İşte bilmem nereden de okudum. Okuyamadıklarımı röportajlara girdim falan filan. Bunların kafası neydi nasıl bir böyle bir motivasyon. Dünya, dünyada bu konu işte Isabelle Sommier'in çok güzel "Devrimci Şiddet" diye bir kitabı var hani bu insanlar nasıl böyle bir kafaya girdiler. Hani ondan sonra az buçuk kafamda bunlar neden böyle bir motivasyonla, nasıl böyle bir motivasyonla hikayenin içine girdikleri az buçuk kafamda oturmaya başladı.

Mesela bu çok enteresan bir adamla röportaj yaptım. Benim adımı aldığım insan Ali Doğu Çakıroğlu diye. Ermenilerle ilgili yapılmış, Ermeni tarihi, Rosa Lüxemburg külliyatı vesaire bunlarla ilgili yapılmış. Çeviriler hatta bu şeyin de Das Kapital'in de yeni çevirisini yaptı. O adam 01:03:00İzmir Amerikan mezunu. İzmir Amerikan da Robert dengi bir okuldur. Oradan mezun. Adam 12 yıl hapis yatmış nereye bitiriyor üniversiteyi, yani bitirememiş. Çünkü bunlar ya banka soyarken yakalanıyorlar ya polisle çatışırken yakalanıyorlar ya bilmem ne de yakalanıyorlar. Banka soymak da şeyden dolayı biliyorsun, grev sponsorluğu için. İşçileri greve çıkarıyorlar, işçilerin ailelerine para lazım, banka soymaya kalkıp yakalanıyorlar ondan sonra 12 sene hapis yatıyorlar. 6 sene yatıp çıkacaklar, tünel kazmaya kalkıyorlar, infazlar yanıyor falan. Hikayeleri biliyorsundur, çok kişiden dinlemişsindir. Bir sürü böyle pırıl pırıl insan aslında. Hani hem entelektüel bilinirlik anlamında hem şey anlamında. E bitiremiyorlar yani babam da dolayısıyla bitiremedi tabii ki. Ben bu soruyu mesela Ali Doğu Çakıroğlu'na sordum o bana bir değişiklik yok, ben Roma döneminde yaşasam Spartacus'lere katılıp yine öldürülürdüm, burada da yaşadım burada da öldürüleceğim. Değişen bir şey yok diyor yani sonuçta o şey refleksi, işte beni de uyumsuz yapan, seni de uyumsuz yapan, bizi de bu sisteme uymakta problem yaşatan şey temellerimiz sonuçta, hak yeme, işte ne bileyim adalet, o toplumsal adalet, kadın-erkek hani genel olarak bütün o dünya-- Senin temelini öyle attıktan sonra sen bir şekilde bu sisteme problem yaşatıyorsun. Biz en düşük düzeyde yaşıyoruz, onlar daha yüksek düzeyde yaşıyorlardı belki. Ama şöyle bir gerçek var, bunların hapse girdiği dönem Özal öncesi. Yani 12 Mart çok güçlü bir nokta. 12 Mart darbeyi vuruyor ama aslında 12 Mart sonuca ulaşmıyor. 12 Eylül onu derinleştiriyor. 12 Eylül öncesinde giren insanlar kendilerini Özal sonrası bir dünyada buluyorlar. Bununla ilgili bak çok enteresan röportaj yapmıştım bir adamla, Maltepe'de bir meyhanede konuşmuştuk. Adam Boğaziçili ve banka soyuyor tamam mı-- Banka soyarken elinde paralarla derdest ediliyor falan. 12 sene hapis yatıyor. Ve Boğaziçili herif. Çıkıyor, okulu bir şekilde bitiriyor içerden, dışardan vesaire. Adamı direkt Işıklar okuluna (?) alıyorlar. Çünkü bizim zamanımızdaki gibi değil o zaman üniversite mezunu olmak çok daha değerli ya lap diye adam giriyor. Ama kafa mindset değil gavur deyimiyle. Kafa yapısı komple Özal öncesi kafa yapısı, ahlaki yapısı işte etik değerleri vesairesi şusu busu tamamen önceden. Adam çıktıktan sonra o 10 sene sonra kendini böyle uzaya, uzayda bir gezegene çıkmış gibi buluyor böyle bir anda kendini şey de buluyor Özal sonrası Türkiye'de. Sonra Işıklar'da bir yemekte milletin adamın önünde önünü ilikleyişini gördükten sonra başlarım böyle hikayeye diye-- Adam şu anda edebiyat öğretmeni mesela ya da belki emekli olmuştur. Yaşadıkları aslında şey travma bence ve uyumsuzluğun sebebi de 01:06:00bu. Hani arada bir kayıp bir dönem var cezaevinde geçirdikleri ve kendilerini başka bir--

01:06:10 - Kurulamayan Bağlar, Kayıplar, Geçmişe Bugünden Bakmanın Önemi

Play segment

Partial Transcript: Benim gibi bir sürü insan var. Benim gibi bir sürü kendini keşfeden bir sürü insan var geriye dönük. Kimisi bunu 60 yaşında keşfediyor, kimisi, kimimiz keşfedemeden ölüp gideceğiz. Kimimiz daha erken keşfediyor falan ama hani şey, sizin yazdığınız o kitap o yüzden değerliydi yani güzel bir konu yakalamışsınız. Tabii ki sadece yüzeyini kazımışsınız. Ben kitabınızı okudum. 12 Eylül'ün seneyi... Bilmem kaçından seneyi devriyesiyle ilgili hikayede siz de orada kendi geçmişinizi kazıyorsunuz Özlem'le beraber. Tabii ki sadece üstünü kazıyabiliyorsunuz yani orada çok büyük bir travma var yani bizi anlarsa Şili'dekiler anlar falan yani. Burada işte şey olması lazım, o sürecin--çünkü ben 68'liler-- bizim, bizim yaşadığımız şeyleri geçtim bizden önceki 78 kuşağının yaşadığı şeylerin anlatıcıları yok. Varsa da çok kötü anlatıyorlar. Onların yaşadıkları şeylerin anlatıcıları olması lazım, birilerinin bunları anlatması lazım. Sizin o anlamda o yazdığınız kitap tarihe atılmış bir çizik en azından. Umarım bu yaptığınız şey de o tarz bir şeydir, bir işe yarar. Şey bir yerde bunların arşivlenmesi gerekiyor ve dediğim gibi hani dediğim gibi mesela benim babamın tarafındaki insanların hiçbiri konuşmuyor. Müthiş bir sessizlikleri var ama adamlar kendilerini atmışlar ortaya falan orada müthiş fedakarlıklar var ve kimse bilmiyor mesela. Hayatlarıyla beraber yok olup gidiyor. Mesela benim sadece halam ölürse anlatma hakkını kendimde gördüğüm bazı şeyler biliyorum, her hikayeden ayrı bir uzun metraj çıkar. Mesela ben de annem ve babamın, mesela babamın 11 kurşunla ölmemiş olması müthiş bir hikaye değil. Bir sürü böyle insan var. Benim için değerli olan şey babamın benim için babalık yapma çabası ve dikilen baş parmağı sayesinde bana resimli hayat bilgisi kitapları 01:12:00 yapması ve/ya da annemin beni hayatta tutmaya çalışarak, babamı hayatta tutmaya çalışması gibi daha kişisel hikayeler. Çünkü o kadar fazla büyük fedakarlıklar ve o kadar büyük trajediler var ki insanları buna, bunlara karşı empati duyacaklar hani daha gerçek kısımlarından belki bir şeyleri yakalayıp bunların, bu insanların tarihini yazmak lazım. Bence bu anlamda bu arşivleme değerli bir şey deyip ben ufak ufak işe gideyim.